banner179
28 Şubat 2017 Salı

banner173

BU ÜLKE NİYE BİZİ BİLMESİN

11 Aralık 2016, 13:27
BU ÜLKE NİYE BİZİ BİLMESİN
Söyleşi: Bircan Deniz SAVCI
Eren Yahşi, başarılı sanatçıların ülkede kimse tarafından bilinmediğini ve dahası kendi başarılarının bile ilgi görmediğini belirterek ekledi; “Avrupa’ya gidiyorsunuz, Türkiye’yi, Eskişehir’i Anadolu Üniversitesi’ni temsil ediyorsunuz, Anadolu Üniversitesi’nin solisti bu diye söyleniyor, ben yarışmaya gidip ödül alıyorum ama burada duyulmuyorum” dedi

Eren Yahşi Geçtiğimiz haftalarda Amerika Birleşik Devletleri’nin New Mexico eyaletinde düzenlenen 1. Olga Kern Uluslararası Piyano Yarışması’nda “Aspiration Special Prize” özel ödülünün sahibi oldu. Toplam yirmidört piyanistin ön eleme sonucunda seçildiği ve yaklaşık on gün süren yarışmada Eren Yahşi, yarışma süresinde neler yaşadı, döndükten sonra nelerle karşılaştı bir konuşalım istedim. Böyle bir değerin, özellikle de bu şehir de sahipsiz ve bir başına bırakılması kabul edilir bir şey değil bana göre…

SON ÜÇ YILDA ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ
En son sizinle 2013 yılında bir röportaj yapmıştık. O günden bu güne ne gibi değişiklikler oldu?
O günden sonra bu alandaki işleyiş ve anlayış çok değişti. Kazandığım başarılara olan ilginin ve değerin, politik veya çıkarcı yaklaşımlarla şekillenebileceğini artık daha derinden hissediyorum. Eskiden böyle değildi. En azından bu kadar değildi. Ancak durum bu gün, sanatın ve sanatçının var oluşunu, bir takım çıkar ilişkilerine bağlamayı zorunlu kılıyor. Tabiki müzisyenler birbirlerini tanır ve sahne alma konusunda birbirlerine referans olur, yardımcı olur. Bu durum her zaman her yerde doğaldır. Ama “Ben o kişiyi sevmem, falanca kişiyle samimiyet konser ile ödüllendirilir” gibi yaklaşımlar son derece basit ve anlamsız bana göre. Örneğin bir ödül alındığında bunu duyurmak belirli mercilerin görevidir ama şimdi bir de duyurmak için kendimiz çabalıyoruz.

Bu durumu hiç resmi makamlarla görüştünüz mü peki?

Ülkenin içinde bulunduğu durum ortada. Bu durum da doğal olarak bütün kurumları meşgul ediyor. Bir de demokrasiden bireysel yönetime geçiş havası hissediliyor bazen. “Her şeyin en doğrusuna, en iyisine ben karar veririm” yaklaşımı hakim olmaya başladı son günlerde. Ama bunu söyleyen kişiler çok olunca kimin söylediğini takip edicez bilemiyorum doğrusu. Şaka bir yana, bu karışık durumlar içinde, sıra kazanılmış başarılara ne zaman gelir bilemem. Bir de “Hadi beni tanıtın, benimle ilgilenin” gibi isteklerle üst makamlara çıkmak bence doğru değil. Yani böyle bir şey yapmak isteyen bir makam varsa, zaten bunu beklemez ve yapar. Bence doğal işleyiş böyle olmalıdır. Düşünsenize, Kültür Bakanlığı’na gidip “Bakın ben bu işleri, bu başarıları elde ettim” demek normal mi? Yoksa onların bu tür şeyleri takip etmesi daha mı doğru olur?
ÖDÜL ALMAK BİR ŞEYİ DEĞİŞTİRMEDİ
Geçtiğimiz haftalarda yeni bir ödülle döndünüz. Ne zaman başvurdunuz yarışmaya?
Haziran ayında başvurdum. Ağustos’un 1’inde de kabul geldi. O zamandan kasım ayına kadar da hazırlık süreci geçti.

Ne zamandır uluslararası yarışmalara katılıyorsunuz?

2012’den beri her yıl sürekli olarak bu alanda çalışmaya devam ettim. Çok nadir bir iki durum dışında eli boş dönmedim diyebilirim. Türkiye’de de bunu yapan çok az kişiyiz. Uluslararası arenada yarışıp ödül alıp gelmek kolay bir şey değil. Bunu ilgisizlikle ödüllendirmek yerine sahip çıkıp ön planda tutmak gerek diye düşünüyorum. Bu ülkede devlet ve belediye orkestraları var. Özel kurumların orkestraları, salonları, kültür merkezleri var. Yani hiç birisi mi bu tür gelişmeleri takip etmiyor acaba? Tamam belki derinlemesine ulaşamıyorlar her yere anlıyorum. İyi de başvuru yapıyoruz konser için. Özgeçmişim, kayıtlarımla beraber. Onu da beğenmiyorlar sanırım. Çünkü henüz Eskişehir dışında çok az yerde sahne alma fırsatı bulabildim. Orkestralara gelince, ne bir turne projesinde ne de konser projesinde yer alamadım henüz. Eskişehir B.B. Senfoni Orkestrası’nı bunun dışında tutuyorum tabii ki. Yani bu meslekte yeterli ve başarılı olduğumu kanıtlamak için daha ne yapmalıyım bilmiyorum? Hani varsa benim bilmediğim bir yöntem önerisi olan, söylesin. Bu konuda Avrupa, Amerika’da dahil olmak üzere bizden çok ileride. Yani bazı konularda çok netler. İyi veya kötü bir şey olduğu zaman anında fark ediliyor. Kim olduğuna, nerden geldiğine bakmadan “Bu müzisyen iyi değil” ya da “Bu müzisyen iyi, beğendim” gibi yargılara, etki altında kalmadan objektif olarak ulaşıyorlar. O noktadan sonra aksini iddia edemezsiniz onlara. Bu da işleyişi daha sağlıklı kılıyor bana göre. Yani müzisyenliğiniz dışında başka bir şeyi kabul ettirmeniz gerekmiyor fark edilmek için..

Amerika’da ki son ödülünüzde de böyle bir net tavırla karşılaştınız o zaman?

Evet. Amerika’da istediğim sonucu elde edememiş olabilirim ama aldığım özel ödülden çok, dinleyicinin ilgisi beni çok şaşırttı. Özellikle müzisyen olarak ilgi çekmiş olmam beni mutlu etti. Her performans sonrasında “Kimsin?” “Nereden geldin?” gibi sorularla sık sık karşılaştım. Çok doğal tepkiler geldi aslında. Yani dinleyici olarak bu sanatı ayrıntılı bir şekilde bilmek zorunda değilsiniz. Anlamak için bilmek gerekir, doğrudur. Ama bu müzik. Soyut bir konu. Aslında önemli olan hissedebilmek dinleyici olarak. Bu müziği daha önce hiç dinlememiş olabilirsiniz belki ama ne olursa olsun sonuçta yanlış hissedemezsiniz. Müzisyen olarak bu durum benim için daha değerli. Dinleyici ile sahnede müzikle iletişim kurmak daha gerçekçi bir sonuç bana göre. Jürinin böyle düşünüp düşünmediği o noktadan sonra önemini yitiriyor biraz.

Neden?

Jüri açısından baktığınızda, bir çok müzisyeni dinleyip bir kıyaslama yapmak zorundasınız. Sonuçta onların da kendilerine göre beklentileri var bu müzikten. Ne kadar iyi çalarsanız çalın güzellik sonuçta görecelidir. Yani yorum olarak eğer çok detaycı ve derin düşünürseniz, kafa karışıklığı yaratabilirsiniz jürinin aklında. Bu da yarışma performansı için doğru bir yaklaşım değil bence. Ne kadar sade düşünürseniz o kadar başarılı olursunuz durumu genellikle daha doğru. Tabi bu yaklaşımla katılmadığım ve olumlu sonuç aldığım yarışmalarda oldu. Bu tür şeylerden dolayı sonuç dinleyicinin istediği gibi olmayabiliyor bazen. Yani reddedilemez bir yorum yarışma kazanıyor belki ama dinleyici tarafından tatsız ve renksiz bulunabiliyor bazen. Bu konuda benim asıl hedefim dinleyici tarafından beğenilmek. Çünkü bu işin temeli dinleyici, jüri değil. Gittiğiniz, çaldığınız yerlerde sizi dinleyen jüri değildir sonuçta. O yüzden, bana göre gerçek olan şey jurinin ne düşündüğü değil, dinleyicinin ne düşündüğüdür.
BU YARIŞMA EN ZORUYDU
Yarışmaya başvururken neler düşündünüz?
Alacağım sonuçtan çok benim orada bulunmam daha önemliydi. Hem uluslararası müzisyenlerle, tanışma imkanı oluyor hem de orada bir fırsat yakalama ya da tanınmak, kendinizi göstermek için gidiyorsunuz. Ama işte bu resital vermeye pek benzemiyor.

Ne gibi?

Yarışmanın hazırlık süreci çok zordu. 3,5 ay gibi bir süre boyunca her gün7-8 saat çalıştım. Sinirleri yıpratan bir süreç aslında. Yani kampa girmek gibi. Amacınızın dışında kalan şeylerle ilgilenemiyorsunuz. Konsantrasyonunuzu dağıtacak şeylerden uzak durmak zorundasınız. Bu da insanı ruhen yoruyor ister istemez. Bir de yaş faktörü var. Eserler üzerinde yaşla bağlı olarak daha fazla ayrıntı görüyorsunuz. Daha çok şey yapmak istiyorsunuz eserler üzerinde ve bu da yapılacak işleri arttırıyor. Bu süreçte bazen günlük 9 saate varan çalışmalar yapmak ihtiyacı hissetmem bu yüzden. O yüzden bu yarışma aralarında en zoru ve en profesyonel olanıydı.

Ekip olarak mı?

Hem jüri, hem organizasyon, hem de yarışmacılar olarak. Bir piyano markası sponsordu ve aile yanında kaldık, otele yerleştirilmedik. Eve de çalışmamız için konser piyanosu koymuşlar. İstediğimiz gibi çalıştık. Yememiz içmemiz ailelere aitti. Ne istersek yaptılar. Böyle olunca insan kendini değerli hissediyor. Madem buraya kadar geldin, bizim düzenlediğimiz bir yarışmada performans sergileyeceksin, en iyi şartlarda çalış, kendini en iyi şekilde göster diye biz de senin için çalışıyoruz- demek aslında bu. Ona göre de ilgi görüyorsunuz ister istemez. Evinizden 10 bin km uzaklıkta böyle bir ilgiyle karşılaşıp bu kadar değer görürken, evinizde bilinmemek ve önemsenmemek insanı çok kırıyor açıkçası.

Ne kadar sürdü bu yarışma?

10 gün sürdü.

Kaç eserle çıktınız yarışmaya?

3 Tur halindeydi yarışma ve her turda farklı eserle çıktım. Chopin, Beethoven, Rachmaninoff’dan eserler vardı repertuarımda.

Bundan sonra tekrar yarışmalara katılacak mısınız ?

Düşünmüyorum. Genellikle yarışmalarda yaş sınırı var. Yaş sınırı olmayanlara da artık katıldım, göreceğimi gördüm, tecrübemi edindim, alacağımı aldım. Bundan sonrası kendimi yıpratmak olur diye düşünüyorum. Ona da gerek yok. Yarışma performansı için 30’lu yaşlar pek uygun değil artık.

İLGİ OLMAYINCA YALNIZ KALIYOR İNSAN

İlgi olmayınca yalnız kalıyor insan. Geçenlerde bir eleştirmenin yazısıyla karşılaştım, uluslararası yarışmalarda Türkiye’den ödül kazanan iki kişi var diyerek adlarını yazmış o kişilerin. Benden ve olan bitenlerden haberi yok. Niye? Sosyal medya üzerinde çok büyük kitlelere ulaşabiliyoruz. Böyle bir gelişme olduğunda bunun eleştirmenler tarafından görülmemesi neredeyse imkansız. Ayrıca bu kadar iddialı bir şey söylemek için önce araştırmak gerekir diye düşünüyorum. Üç tane uluslararası, iki tane de ulusal ödül, toplam beş tane ödülüm var. Bunun dışında benim kişisel olarak tanıdığım bildiğim müzisyenler de var ve biz iki kişi değiliz eğer sayı saymayı biliyorsam. Olayı yalnızca kendi tanıdıklarından ibaretmiş gibi yazmak, böyle haber yapmak ne kadar doğru acaba?

BEN AVRUPA’DA OKUMADIM
Bu da önemli bir ayrıntı bana kalırsa. Bunu kimse görmüyor, ben Avrupa’da eğitim alıp gelmedim. 8 aylık bir Viyana maceram oldu sadece. O da sınava hazırlık süreciydi. Okulları kazandım ama maddi sıkıntılar yüzünden geri dönmek zorunda kaldım. Ben buradan mezunum. Türkiye’de eğitim aldım ve buradaki eğitimimle bu başarıları elde ettim ve buradaki eğitimimle Avrupa’da kabul gördüm. Böyle de bir durum var ortada. Bu daha da üzücü. Ülke olarak kendi bünyesinde yetişmiş bir insanı fark etmemek ne demek? Yurt dışından gelenin daha çok değer gördüğü bir ülkede mi yaşıyorum? Yani böyle mi düşüneyim? O zaman başka ülkenin vatandaşı olunca sorunum çözülecek demek ki. Veya illa da yurt dışında eğitim almaya mı zorlayayım kendimi, hiç ihtiyacım yokken üstelik. Buradan bu sonuca ulaşıyorum ister istemez. Böyle yaklaşımlara hiç gerek yok bence. Bir şey iyiyse iyidir. Bunu kanıtlamak için illa da yurt dışından diploma gerekmez. 2005 yılında Anadolu Üniversitesi’nden mezun oldum ve ben ne yaptıysam bununla yaptım.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    KARİKATÜR
    İlk sayfa
     
    ARŞİV
    banner178