banner179
26 Nisan 2017 Çarşamba

banner173

EDEBİYAT EV İÇLERİNDE, HAPİSHANELERDE

04 Aralık 2016, 11:58
EDEBİYAT EV İÇLERİNDE, HAPİSHANELERDE
Söyleşi: Bircan Deniz SAVCI
Fotoğraf: Hilal KARAKAŞ
Edebiyatla ilgili konuştuğumuz Rahmi Emeç yeni kitabı Hasarlı Tarih Notları’nı anlatırken edebiyatın ülkemizdeki yerini şu sözlerle açıkladı; “Edebiyat, ev içlerinde, hapishanelerde bu ülkede. Ama sözcükler, duvarları ve demirleri aşacak güce sahip ki, yaşamla kopmaz bir bağı var. Bir kent, ne kadar yazara mekân sunarsa, sözcüklerin dünyasında o kadar var olur”


Eskişehir’in en değerlilerinden biri de Rahmi Emeç’tir bana göre. Gazeteci, yazar, şair, aydın, olmanın tüm vasıflarını içinde ahenkle barındıran, kentli, duyarlı ve bir o kadar da mütevazı kimliği ile gönüllere taht kurduğunu da söylemeden es geçmek istemiyorum. Biliyorun ona ne söylesem yetersiz kalacak. O yüzden sizi kendisiyle yaptığımız söyleşiyle başbaşa bırakıyorum…

ANLATAN DEĞİL ÇAĞRIŞTIRAN
Edebiyatta romanlara, öykülere, denemelere baktığımızda insanlara kattığı çok var. Bana göre şiir diğer bütün türlerden çok daha farklı. Daha üst seviyede. Peki, size göre şiir bir insana ne yaptırabilir? Diğer tüm türlere baktığımızda insanlara ne katabilir?
Ne kattığı, okura bağlı. Okurun şiire yaklaşımı, ondan ne beklediği, ondan aldığı çağrışımlar nelerdir, onlara bakmak lazım. Şiirin ‘anlatan’ değil, ‘çağrıştıran’ bir şey olduğunu bilerek yaklaşmalı. Böylece, okuyanında yeniden üretilen bir şeydir şiir. Yazanından çıkar, okuyanında uyandırdığı çağrışımlar yoluyla yeni üretimlere yönlendirir okurunu. ‘Bir şiir insana ne yaptırabilir?’ sorusuna gelince şunu söyleyebilirim: Filistinli şair Mahmud Derviş’in bir sözü var, “Şiir, bir savaş uçağını düşüremez belki ama, pilotun aklını çelebilir” diyor. Bunu başarırsa, daha ne yapsın?

Bir şiiri şiir yapan, işte bu gerçek bir şiirdir dedirtenler nelerdir?
Bu sorunun yanıtını herkes farklı verebilir. Verdiğimiz yanıtlar da soruyu tümüyle karşılamayabilir. Bir şiir, bizi alıp bir yerden bir başka yere sürüklüyorsa, yeni dünyalar, yeni bakış acıları, yeni çağrışımlar yaratıyorsa, yeniden ve yeniden okuma isteği uyandırıyorsa ve her okuyuşta bize yeni tatlar veriyorsa ‘başarılı bir şiirdir’ diyorum.

Bir delinin kuyuya attığı taşı kırk akıllı çıkaramamış diye bir söylem var. Bana göre de şair olmak biraz da deli olmayı gerektiriyor. Çünkü deliler kimselerin söyleyemediklerini söylemekten çekinmeyen kişilerdir bir yandan da. Şairlerde de bu durum geçerli. Peki, şairlerin kuyuya değil de ortaya attıkları taşları çıkarmayı bırakın göremeyenler için ne söylersiniz?
Şair deli midir, delidir. Bilinen deliliğin tedavisi olabilir, bunun var mıdır? Yoktur. Tedaviyi kabul etmez çünkü. Bilinen tıp yöntemlerine yanıt vermez. Şairin ortaya koyduğu şeyler, bir ‘bilgi yığını’ veya ‘bir dünya görüşünün yazılı metini’ değildir. Şair bir durumu, bir oluşumu ‘anlatmak’ için çıkmaz yola. Sözcüklerin günlük dilin ‘tüketiliveren’ anlamlarını parçalayıp yeni bir duruşla gösterir kendisini. Anlatmaz o, ama ‘sezdirir. Şiir ‘anlatan’ bir sözcükler dizimi olsaydı hemen ‘tüketiliveren’ bir şey olurdu ki, yeniden üretilemezdi ve ateşe düşmüş bir mum gibi eriyip giderdi. Şair diyeceğini der, sıra okurdadır, ister alır, ister almaz, o şairin sorunu değildir.
HASARLI TARİH NOTLARI DÖNEM ŞİİRLERİNDEN OLUŞUYOR
Şiirle başladığınız kitap serüvenlerinize son zamanlarda öyküler ve metinlerle devam ediyorsunuz. Masallar, Mektuplar ve Kuşlar, Uzak İnsanın İçindedir ve yepyeniniz Hasarlı Tarih Notları… Gerçi henüz Hasarlı Tarih Notları çıkmadığı için okuma fırsatım olmadı ama özlerinde türleri farklı olsa da şiirsel bir dil cümlelerinizde hep hâkim. Sizi farklı türlerde yazılar yazmaya iten şey nedir?
Şiirden başka metinlere yönelim benim tercihim değildi. Şiir yazmaya başladığım dönemde de öyküler vardı bende. Yaşamdan kısa görüntüler, o kısa görüntülerin başka şeylerle, başka ortamlarla olan bağları, şeylerin şeylere dokunan o zihinsel yolculuklar bende hep vardı, ne ki çok sonra yazabildim bunları. Bazen, kim bilir, aynı enstrümanı kullanmak sıkabilir insanı, bu yüzden, sözcükleri aynı yoldan götürmek, aynı hızla yürütmek sıkıcı olabilir. Ben de böyle mi düşündüm, bilemiyorum bunu.

Bizi Hasarlı Tarih Notları’nda neler bekliyor? Ne zaman çıkacak?
Hasarlı Tarih Notları son dönemin şiirlerinden oluşuyor. Kitaba adını veren ve dört bölümden oluşan Hasarlı Tarih Notları, hasara uğramış yaşantımızın izini sürüyor. Siyah, gri ve bunlara yakın tonların oluşturduğu bir sis perdesinin ardında yitip giden yaşamlar, bu ortamı anlatmaya çıkmış sözcüklerin dağınıklığı, bir çeşit iç kanama hâli… Kuşkusuz, bu şiirleri bir araya getirenin daha fazla ‘açımlama’ yapması beklenemez, sıra okurda, okumak isteyenlerde…

ÇAĞIMIZIN YARASI
Uzak İnsanın İçindedir kitabınızda bir cümleniz beni çok etkiledi. Diyorsunuz ki; “Eskiden her şey uzaktı ve bu yüzden hasretlik çok saf bir duyguydu…” Ne oldu bize? Mesafelerin yakınlaşması, her şeye kolay ulaşabilmek mi öldürdü içimizdeki insana dair tüm saf duyguları?
Yaşamın bir döneminde, bir yaşam kesitinde ‘buluşmamış’, ama ‘buluşmuş’ gibi yaşam sürmüş insanların sayısı giderek artıyor. Bir çeşit, her şeyin sureti gibi yaşam sürenler var. Bu yüzden, ‘buluşmuş’ gibi oldukları şeylerden ayrı düştüklerinde insanlar, hasretliği de ‘suret’ olarak yaşar. Ağlamak değil ama, ağlıyormuş gibi yapmak; üzülmeden üzülüyormuş gibi yapmak! Eskiden her şey uzaktı evet, şimdi her şey yakın ve insan sıcaklığı ne yazık ki uzağımızda. Bu çağımızın yarası; kalbimizde, yüzümüzde…

Yine aynı kitabınızda bir cümleniz daha var, “ ‘Kendin ol’ derler ya, olamazsın! Olanca ağırlığıyla ‘başkası’ olmak geçer içinden; başkası için ‘ağlar’, başkası için ‘üzülür’ başkası için ‘kahrolursun’ ve kendini unutmuş olarak tamamlarsın günü.” Bu sözünüze tamamen katılmakla birlikte ‘Başkası olma’ durumunun yazdıklarınız üzerine etkisini merak ediyorum. Bir yazar ya da şair eserlerinde bir takım konulara değinirken ne kadar kendi olmalı, ne kadar özünü yansıtmalı? Bunun bir kıstası var mıdır?
Yazar, şair, genel olarak sanatçı ‘bir başkası’ olabilendir. Öyle olmalıdır da. Bizim birey olarak varlığımız, bir başkasının, ya da başkalarının varlığında bir tanım bulur. ‘Sağ’ın varlığı ‘sol’un varlığıyla anlaşılır, tek başına birinin varlığından söz edemeyiz. Yazarın bir başkası olması, insanlığın başka başka hâllerine ulaşmada işimizi kolaylaştırır ve başkasıyla buluşmamızı sağlar. Hem zaten, biz tek başımıza kendi bireysel sancılarımızla ne kadar var olabiliriz ki?

TÜRKİYE’DE EDEBİYAT YOK
Bakış açısı çok önemli. Gazeteci kimliğinizin yanında edebiyatçı kimliğinize de dayanarak sormak istiyorum; Eskişehir’de edebiyatı nerede görüyorsunuz? Bu şehir bir yazara, bir şaire ne katabilir?
Eskişehir’de değil, Türkiye’de kentlerde edebiyat yok! Çünkü biz, hapishanelerde çürüttüğümüz Nâzım Hikmet’in yıllarca yattığı Bursa hapishanesini bile yıkıp yok edecek kadar zalimaneyiz. Her alanda, hafızası yok edilmiş kentler var elimizde. Bir zamanlar heyecanla gittiğimiz sinemalar nerede? Edebiyat, ev içlerinde, hapishanelerde bu ülkede. Ama sözcükler, duvarları ve demirleri aşacak güce sahip ki, yaşamla kopmaz bir bağı var. Bir kent, ne kadar yazara mekân sunarsa, sözcüklerin dünyasında o kadar var olur. Eskişehir bunu sunabiliyor mu, henüz çok belli değil sanki.

Son dönemlerde yaşadığımız süreç ortada. Ve bu süreçte her zorlu süreçlerde olduğu gibi aydın kesime de inanılmaz bir baskı var. Uygulanan politikalar toplumun her kesimini de etkilediği gibi sanatı ve edebiyatı da etkiliyor. Sizce sanatçı ya da edebiyatçı bu süreç karşısında pes mi etmeli yoksa süreçten beslenip daha da üretken mi olmalı?
Pes etmemeli tabii... Bu süreci bir ‘yararlanma’ olarak değil, ama bir ‘itiraz’ süreci olarak görmeli. Kuşkusuz yaşananların gelecekte yaratıcı yazarlık metinlerine bir izi düşecektir. Bunca baskı çok korktuklarındandır. Çürüdükçe, yaşayana olan öfkeleri artıyor.

BU SENEKİ ODAK ÜLKE ALMANYA
Eskişehir bu ülkede kent olmanın ne olduğunu bilen nadir şehirlerden birisi. Sanatın her dalından inanılmaz bir etkinlik mevcut. Ama edebiyat daha farklı, daha kutsal, daha üzerinde konuşulması gereken bir mecra. Bir yandan şiir buluşmaları, bir yandan söyleşiler derken bu sene bizleri neler bekliyor?
Yine aynı etkinlikler devam edecektir, geleneksel olarak sürenler… Tepebaşı Belediyesi’nin düzenlediği Şiir Buluşması 2017 yılında, 11- 14 Mayıs’ta olacak. Odak ülke Almanya… Başka ülkelerden de gelecek şairler var. Ülkemizden ve kentimizden de şairler katılacak. Benim gönlümden geçen, denizi olmayan bu şehir, isterim ki, sanatçıların bir limanı olsun.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    KARİKATÜR
    İlk sayfa
     
    ARŞİV
    banner178