banner179
25 Nisan 2017 Salı

banner173

KENDİMLE YARIŞIRIM

19 Şubat 2017, 14:16
KENDİMLE YARIŞIRIM
Söyleşi: Bircan Deniz SAVCI
İncir isimli parçayla dinlenme rekorları kıran İlyas Yalçıntaş, “Ben, önce müzisyenim sonra sanatçıyım. Müzisyenlik terbiyesinde bunun olması gerekiyor. Müzisyen insanın sanatta yarış veya buna benzer bir rekabet durumunda olmaması gerekir.” dedi...

X Factor’de söylediği İncir şarkısıyla milyonların gönlüne taht kuran, daha sonra çıkardığı “İçimdeki Duman” isimli albümüyle de yerini sağlamlaştıran İlyas Yalçıntaş, geçtiğimiz hafta sonu Espark’ın düzenlediği sevgililer günü etkinliğine konuk oldu. Ben de bunu fırsat bilip kendisiyle Espark’ın yönetim ofisinde keyifli bir sohbet gerçekleştirdim.

BİLİYORDUM...
Müzik serüveniniz X Factor’le başladı ama bunun öncesi de var. Yarışmaya katılmadan önce o yarışmanın hayatınızı bu kadar değiştireceğini biliyor muydunuz?
Benim hayatımda bir motto var. Bir işe kalkıştığımda o işte başarılı olacağımı biliyorsam yine de her zaman %50 yanılma ve başarısızlık payı ayırıp kendimi ona göre hazırlıyorum. Teknik ve tecrübe manasında X Factor’e çıkıp İncir şarkısını söylediğim zaman başarılı olacağımı biliyordum.

Evet, videolara baktığımızda bunu gördüğüm için sorma gereği hissettim. Çok rahattınız…

Evet, orada son derece rahattım ama ne olur ne olmaz diye her zaman kendimi belki etkilenmeyecek insanlar, belki başarılı olamayacağım diye alıştırdım. Biliyordum ve o yüzden de son derece rahattım.

Biliyordum dediniz ama sonrasında bu kadar başarılı olup sevileceğinizi biliyor muydunuz peki?

Bu boyuta gelebileceğini hiç düşünmedim ama geldi. Ben hayatım boyunca her zaman böyle bir şeyi hissediyordum. Daha önce aile arasında da konuştuğumuzda bunu hep söylemişimdir. Her zaman içimde daha fazla insana ulaşacağım hissiyatı vardı.

HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ
Yarışma sonrasındaki süreçten sonra git gide yükseldiniz haliyle çevre değişimi de oldu. Peki, yaşamınızı ne gibi etkiledi bu değişimler. Neler oldu?
Kariyerim başladıktan sonra buna “ünlü olmak” diyelim, ünlü olduktan sonra hayatımda herhangi bir şey değişmedi. Hala eski arkadaşlarımla görüşüyorum. Hatta bilakis onlara daha çok sarıldığımı söyleyebilirim. Yeni geleceklerin size ünlülüğünüz için mi, paranız için mi, şöhretiniz için mi, neden geldiğini de kestiremiyorsunuz haliyle.

Sektör de çok zor tabii. Yıllardan beri kurtlar sofrası diye tabir edilen bir sektör. Güvenmemeniz normal.

Kesinlikle öyle. Benim hayatımda çok bir şey değişmedi. Şimdi insanlar bazen yanılıyorlar, “Oooo bu ünlü oldu parayı götürdü valla” diye. Öyle bir şey de yok. Lüks arabalarla dolaşıp lüks evlerde takılmıyorum. Normal bir insan gibi yaşıyorum.

Yaptığınız işle ilgi bakış açınızda değişimler oldu mu peki?

Daha teknik detayları var o işin. Piyasanın içine girdikten sonra çok fazla şey gördüm. Önceki hayatımla profesyonel hayatım daha farklı. Dediğiniz gibi kurtlar sofrası durumu çok zor. Ama ben yine hala eski kendim gibi düşünüp kendim gibi bakıyorum olaylara. Bu bana başarı da getiriyor açıkçası. İyi de sonuç alıyorum. Piyasada farklı bir bakış açısı geliştirmeme gerek kalmıyor. Nedense bana bulaşan da yok. Öyle söyleyeyim…

ÖNCE MÜZİSYEN, SONRA SANTÇIYIM
Sizinle aynı dönemde çıkıp ünlü olan pop sanatçılar, gerçi siz yaptığınız müziği çok daha farklı tanımlıyorsunuz ama ne düşünüyorsunuz? Rekabet olarak bakıyor musunuz olaya yoksa sadece ben işimi yaparım mı diyorsunuz?
Aynen öyle. Hiçbir şekilde rekabet olarak bakmıyorum. Zaten diğer yeni çocuklardan çoğu çok yakın arkadaşlarım, Buray, Edis… Severim onları. Yaptıkları işleri hiçbir zaman kıskanmam. Rahatsız da olmam çünkü ben, önce müzisyenim sonra sanatçıyım. Müzisyenlik terbiyesinde bunun olması gerekiyor. Müzisyen insan sanatta yarış veya buna benzer bir rekabet durumunda olmaması gerekir. Olabilir ama çok sert seviyelere gitmemesi gerekir. Çok fazla rekabet olmasını doğru bulmuyorum ve başka müzisyenlerin yapmış oldukları parçaları olabildiğince müzikal değerde yargılamamız ve kabul etmemiz gerekiyor.

Buradan şunu çıkarabilir miyim; “Ben en çok kendimi eleştiririm. Kendimi aşmak derdindeyim”

Kesinlikle öyle. Ben kendimle yarışırım başka sanatçılarla rekabete girmem.

Bundan sonra single tarzında çalışmalar yapma kararınız var. Bu hala geçerli mi ve niye böyle bir karara vardınız?
Bir tane albüm yaptım zaten. 15 şarkı var albümde. Sonra single olarak devam edeceğim. O albümü dinlerseniz, çok farklı şarkılar var. Dinleyicinin haberi yok. Bilmez kimse. Ne kadar kötü değil mi? sadece klip çektiğimiz şarkılar, Youtube üzerinden dinlenilen şarkılar… Beni sevenler albümüme ulaşıyor. Albümümü sonsuza kadar dinleyebilirler. Daha sonra ileride tekrar kendi şarkılarımdan oluşan bir albüm çıkartacağım ama bu durumda gerek yok. Çünkü dediğim gibi şarkılarınızdan sadece klip çektikleriniz dinleniyor. Onun dışında şarkılarınız dinlenmiyor.
SADECE KLİP ÇEKİLEN PARÇANIZI BİLİYORLAR
Görsellik ön plana çıktığı için olabilir mi?
Sanırım böyle bir sistem var. Radyolar da televizyonlar da koordine olmuş durumda. Klip mi çektin? Klip çektiğin şarkıyı yayınlayayım senin diyorlar. Albümünüzde çok güzel şarkılarınız olabilir ama radyolar da sizin hit şarkınızı çalarlar.

Kliplerden konu açılmışken neden hep yurt dışında çektiniz kliplerinizi ve aynı mankenle?

Manken de değil aslında Klipteki kız Anya Hoffman adlı bir arkadaşımız. Kendisi 18 yaşında. Sevgilim falan zannediyorlar değil, kardeşim kafası var. Ukrayna asıllı Yunanistan vatandaşı. Yunanistan’da tek başına yaşıyor ve garsonluk yapıyor. Ben klibi ilk Yunanistan sahillerinde çekmeye gittiğimde yönetmenle toplantıda bir kafe –bar da otururken orada gördüm. Konuştum, tanıştım, ikna ettim. İkinci klipde de oynadı. Neden yurt dışında derseniz, bir nedeni yok.

Belki yaptığınız müziğin dokusunu en iyi orası anlatıyordu…

Evet, bir de kliplerin farklı olmasını istiyorum. Benim kliplerime bakarsanız biraz sinematik hava vardır. Film gibi akar genelde. Bir hikâyeyi anlatmasını istiyorum. Çok fazla kameraya bakarak şarkı söylemektense bir şey anlatmak daha iyi. Yönetmenin de çok etkisi var tabii.

ED SHEERAN’I ÖRNEK ALIYORUM
Müzikal anlamda dünyada ya da Türkiye’de örnek aldığınız bir isim var mı?
Ed Sheeran var biliyor musunuz? Çok iyi bir müzisyen. Yaptığı şarkılar çok iyi. Ben genelde Amerikan pop piyasasını sevmem çünkü parçalar, şarkılar yıllardan beri birbirinin aynısıdır. Bizim piyasamızdan daha beterdir. Ama Ed Sheeran çok iyi bir müzisyen. Tek başına gitarıyla birlikte konserler veriyor. En son parçası dünyada çıkar çıkmaz bir numara oldu. Korkunç bir şekilde büyüyor. Ed Sheeran’ı örnek alıyorum diyebilirim. Benim için ön ayaktır.

Single demişken, single çalışmalarınıza başladıktan sonra düetler de olacak mı?

Düetler olacak tabii. Düet yaparsam da genç ve yeni arkadaşlarla düet yapmayı tercih ederim. Onun dışında 1,5 ay sonra Mahmut Orhan adlı bir arkadaşımız var. Kendisi Türk Dj, Prodüktör, benim de çok eskiden beri yakın arkadaşımdır. Onla beraber elektronik alt yapılı, biraz hareketli bir parça çıkartıyoruz “Gel be Gökyüzünde” sözü, müziği bana ait. Referandumdan sonra yayınlayacağız.

Son olarak Eskişehirli hayranlarınız için neler söylemek istersiniz?

Eskişehir’e ilk defa geliyorum. Burada bir konser yapmayı çok istiyoruz. Hepsine sevgiler gönderiyorum. Müzikle kalsınlar, siber zorbalıklara katılmasınlar. Şarkılarımızı, sevdikleri ve taşıdıkları için hepsine teşekkür ediyorum.
KİMSE SOSYAL MEDYA TERBİYESİNİ BİLMİYOR
Siber zorbalık diye bir şey var. Ben bununla ilgili Twitter’da çok fazla yazı paylaşıyorum. Çok önemlidir. Bunun üzerinde çok durulmasını hatta hükümet tarafından ele alınarak, seminerler, eğitimler bilinçlendirme programları yapılması hatta okullara bile bunu ders olarak konulması gerektiğini düşünüyorum. Bizler hepimiz büyürken terbiye alıyoruz. Kimse durduk yere toplum ortasında ayıp bir şey yapmıyor. Sosyal medya yeni bir akım olduğu için kimse sosyal medya terbiyesini bilmiyor. Bunun bir eğitiminin ve terbiyesinin yapılması lazım. İnsanların sosyal medyada bir ünlünün fotoğrafının altına girip küfürlü bir şekilde linç etmemesi gerekiyor. Bu bir terbiyedir. Size çok kolay bir şekilde ulaşabiliyorlar. Kendisinin hayat şartları kötü, mutsuz, size ulaşıp tek telefonla fotoğrafınızın altına kadar gelebiliyor, kendi kompleksini orada size laf atarak, sizi linç ederek kendisini bu şekilde rahatlatıyor. İlginç ama çok yaygın bir psikoloji. Siber zorbalık bu.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    KARİKATÜR
    İlk sayfa
     
    ARŞİV
    banner178