banner179
25 Nisan 2017 Salı

banner173

Pollyanna’nın gözlüğünü çalmışlar

20 Nisan 2017, 09:18
Pollyanna’nın gözlüğünü  çalmışlar
BİRCAN DENİZ SAVCI
Sabah aniden çocukluğumun hayal meyal hatırladığım çizgi filmlerinden kareler canlandı gözümde.
İsimleri neydi hatırlamıyorum.
Ama aklımda hep zalim akrabalar, tahtaları fırçalayan, temizlik yapmaya zorlanan küçük kızlar, prensler, prensesler, cadılar…
Bir anlığına kafamı sağa sola çevirip düşünceleri aklımdan dağıtarak, o zamanlar neyse de şimdi Pollyanna’nın bile gözlüğü çalmışlar diyesim geldi.
“Pollyanna’nın gözlüğü yoktu ki” dediğinizi duyar gibiyim.
Onun gözlüğü içten gelen bir gözlük.
Öyle metal ya da kemikten çerçeveli kalın camlı bildiğimiz gözlüklerden değil yani.
Bize farklı bakış açıları geliştirerek hayata iyi yönden bakmayı bir nebze de olsa öğütleyen yanı vardı o gözlüğün.
Onu görmezdik ama Pollyanna’nın her hareketinde, konuşmasında, davranışında hissederdik.
Şimdi etrafımdaki insanlara bakıyorum da, bir konu hakkında eleştiri yaparlarken, olabildiğince yıkıcı, tahrip edici ve soğutucu konuşuyorlar.
Oysa eleştiri (tenkit); bir şeye kıymet biçme, o şeyi kıymetlendirme demektir. Aslı Yunanca "Kritikos" kelimesinden gelen "Critic" (hükmetme) karşılığı olarak dilimizde kullandığımız "tenkit" kelimesi "nakd" kökünden türemiştir. "Nakd", bir şeyi satın alırken verilen akçe, kıymet ölçüsüdür ve tenkit, o şeyi kıymetlendirme anlamını taşır.
Eleştirinin tam anlamını bilmeyen insanların yazdığınız ya da söylediğiniz sözler karşısındaki tutumlarına ve söylemlerine cevap verdiğinizde size şunu söylerler, “Eleştiri kaldıramıyorsun!”
Sonra alıyor beni bir gülme.
Aklınıza her geleni, ilimden, bilimden, bilgiden yoksun olarak salt kendiniz öyle düşünüyorsunuz diye söylemenin eleştirel bir yanı vardı da bizim mi haberimiz yok?
Eleştirmen kimliği almak bu kadar kolay madem bizler bunun için neden onca kitaplar, dergiler, gazeteler okumak zorunda kalıyoruz.
Eleştirebilmek bu kadar basitse bizler de düşündüklerimizi söyleyelim geçelim, karşı çıkan olursa da “Hooop kardeşim, sen akıllıyım diye geçiniyorsun ama eleştiri kaldıramıyorsun” diyelim.
Çok bilen olmanın omuzlarımızdaki apoletlerini parlatarak sağda solda gezindiğimizde, aman dikkat edelim de o mağrur başımız düşmesin yere.
Zira baş düşmesi, saç düşmesine benzemez…
Yıllar önce Eleanor H. Porter, Pollyanna’yı yazarken sadece yaşadığı dönemin insanlarına değil, sonraki kuşaklara da iyiliği ve iyi düşünmeyi aşılamayı amaçlamıştı.
Ama artık onun Pollyanna’sı da yok, Pollyanna’nın gözlüğü de yok.
Bardağın sadece işine gelinen tarafını görmek var.
İşine geldiği gibi konuşmak ve yaşamak var…
Zaten günümüz çizgi filmlerine baktığımızda da gelecek kuşakların akibetini tahmin etmemek aptallık olur.
Pollyanna’nın gözlüğünü çaldık, çocuklarımızı hırsa ve yarışlara sürükledik, bunlarla birlikte kendimizi de bu yarışın içine soktuk, iyi olmak yerine üstün olmayı hedefledik ve bunun için yerli yersiz konuşmalar ve davranışlarda bulunduk sonra da saygı bekledik.
Vermeden, kendinden feda etmeden beklemeyi ne çok tasvip eder olmuşuz.
Sahi, biz ne olmuşuz böyle?

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    KARİKATÜR
    İlk sayfa
     
    ARŞİV
    banner178