banner179
25 Nisan 2017 Salı

banner173

TİYATRO HAYATIMIN EVRENSEL KÜMESİ

27 Kasım 2016, 13:36
TİYATRO HAYATIMIN EVRENSEL KÜMESİ
Söyleşi: Bircan Deniz SAVCI
Yıllardır birçok ilde tiyatro ile ilgilenen tiyatrocu, eğitmen Ali Birecik, tiyatronun hayatındaki yerinin kendisinden fazla olduğunu söylerken, zorluklarına da değindi ve ekledi; “Tiyatroyla ilgilendiğim zaman hayatta başka bir şeyle ilgilenmeme gerek kalmayacak gibi hissediyorum. Çünkü bunun içinde şiirle de, insanlarla da ilgileniyorum...”

Ali Birecik’i daha önceleri yaptığımız bir röportajdan tanıyorum. Sonrasında kendisiyle ilerleyen bir dostluğumuz oldu. Hatta bu dostluğumuz , kurduğu şiir ekibine beni de dahil etmek istemesiyle iyice pekişti. Her ayın belirli bir gününde bir şaire adayarak gerçekleştirdiğimiz şiir gecelerimizde gösterdiği performans  izlenmeye değer ama onun yanında Ali Birecik’in bir de tiyatrocu olma özelliği var. Kendisiyle konuşurken şiirlere de değindik ama ben en çok kendisinin tiyatrocu yanını sizlere göstermek istedim. Keyifle okumanız dileği ile…


HEM OYUNCULUK, HEM EĞİTMENLİK
Ali Bey, öncelikle sizi biraz tanıyalım mı?
Merhabalar. Diyafram Sanat Merkezi’nde Tiyatro Departmanını yönetiyorum. Hatay’lıyım. Orada tiyatro ekipleriyle çalıştım. Zonguldak’ta 2-3 ekiple çalıştım, üniversitede kulüplerle çalıştım. Odunpazarı Belediyesi ve Tepebaşı Belediyesi’nde tiyatrolarda çalıştım, eğitmenlik yaptım. Kendi özel tiyatrom vardı. Yaklaşık 2005’ten bu yana bu işle ilgileniyorum.

Tiyatro üzerine eğitim aldınız mı?
Evet, tiyatro üzerine eğitim aldım ama spikerlik, sunuculuk üzerine, temel oyunculuk üzerine de eğitimler aldım. Ama konservatuar eğitimi değil. 

Sahnelerde piştiğinizi söyleyebilir miyiz?
Tabii, otuzdan fazla oyunda oyuncu olarak yer aldım. Onun dışında yönetmenlik yaptığım oyunlar vardı. Farklı farklı sahnelerde çeşitli kitlelere çocuk oyunları, normal oyunlar sahneledik. Normal metinlere bağlı şiirsel tiradlar oynadık. Doğaçlama tiyatrolar üzerine yaklaşık üç yıldır oyuncu arkadaşlarımızla beraber faaliyetler gösteriyoruz. Bunun haricinde yaptığımız etkinlikler de var.

Tiyatronun hayatınızdaki yeri ne?
Tiyatronun benim hayatımdaki yeri aslında benden bile fazla. Yani, tiyatroyla ilgilendiğim zaman hayatta başka bir şeyle ilgilenmeme gerek kalmayacak gibi hissediyorum. Çünkü bunun içinde, şiirle de, insanlarla da ilgileniyorum. Tiyatro benim hayatımın dış kümesi. Evrensel kümesi diye nitelendirebiliriz hatta.

ŞİİR DİNLETİLERİMİZ DE DEVAM EDİYOR
Biraz da Diyafram Sanat’a değinelim istiyorum. Neler yapıyorsunuz orada?
Eskişehir’de yıllardır faaliyet gösteren bir merkez. Buranın Thalia Sahnesi’nde gösteriler sunuyoruz. Burada şiir dinletileri de yapıyoruz. 
Aynı zamanda buranın tiyatro departmanını yönetiyorum. Burada farklı enstrüman dersleri, dans dersleri veriliyor. Bu arkadaşlarımıza da yardımcı olmaya çalışıyorum. İşimi seviyorum. İnsan işini severse en güzelini yapacaktır. 

Şiir dinletisi yapma fikri nasıl ortaya çıktı?
Eskişehir Tepebaşı Belediyesi’nde iki yıl diksiyon ve seslendirme dersleri verdim.  Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nde de şiir kulubünün kurucusuydum. Yıllardır zaten şiir, hitabet,  seslendirme, masal atölyeleri gibi konularda pratik ve tecrübe sahibiyim. Bu yüzden bu konuda çalışmalarıma ara vermeden fazlasını ve daha fazlasını yapmaya çaba sarf ediyorum. Bu çabalar doğrultusunda şiir dinletilerimizi Diyafram Sanat Merkezi’nde aylık olarak yapıyoorum. Bir yandan da  haftalık olarak da Baritone adlı mekanda şiir dinletileri yapmaya devam ediyorum. 
HAYATI BİR KERE YAŞIYORUZ
Sahiplenmek ve sevmek başka bir şey. Önce seviyorum, sonra sahipleniyorum, sonra benim gibi düşünüyorum. Ben burada patron değilim, işçiyim, emekçiyim. Ama patronmuşum gibi hissediyorum. İnsan seviyorsa, saygı duyuluyorsa yapabileceklerinin hiçbir sınırı yok. Kimi işveren, birilerini çalıştırıyor diye köleleri olduğunu düşünüyor, asla değil. Bunu hissettiğim zaman zaten hemen o kurumdan ayrılıyorum. Çünkü hayatı bir defa yaşıyoruz ve köle olmak için gelmedik biz bu dünyaya. 

BUNLAR ELBET KARŞILIK BULACAKTIR
İşin içinde olduğum için biliyorum ama bilmeyenler için sormak istiyorum; bu zamana kadar hangi şairlere değindiniz?
Şimdilik Attila İlhan ve Orhan Veli Kanık’ı konsept olarak düzenledik. Bundan sonraki haftalarda  da farklı şair konseptlerini kendimize örnek alıp ilerlemeyi planlamaktayız.
Şiir gecelerinin ses getireceğini düşünüyor musunuz?
Süreklilik arz eden her programın ses getireceği kanatindeyiz. Bununla birlikte biliyorsun ki, çok büyük emekler sarf edip uzun süren hazırlık süreçlerimiz var. Bunlar elbet karşılık bulacaktır.
KENDİM OLMAK DIŞINDAKİ TÜM ROLLERİ SEVDİM
Bu zamana kadar oynadığınız oyunlarda en sevdiğiniz rolünüz neydi?
Kendim olmak dışındaki tüm rolleri sevdim aslında. Çünkü başka insanlarla haşır neşir olmayı, onlar  üzerinden empati yapmayı ve onları oynamayı çok seviyorum, taklit etmeyi çok seviyorum ve maalesef ki, büyük bir çoğunlukla da kendimi oynuyorum doğaçlama oyunlarda.

Zorlanıyor musunuz kendinizi oynarken? Çünkü hep derler ya kişi kendini kolaylıkla tanıyamaz. Çok evrelerden geçmesi gerekiyor. Henüz kendini tanıyamamış bir insanın kendini tanıması ve bunu başkalarına anlatması… Belki siz bu evreleri geçtiniz bilemeyeceğim, zorluyor mu bu durum sizi?
Kendimi tanıma sürecini geçtim. Ama her şey değişim ve gelişim içerisinde. Değişmeyen tek şey değişimse, ben de her zaman açığım ve kabul ediyorum bunu. Ama kendimi oynamak tabii ki de zorluyor. Başkalarını oynadığım zaman karakteri lanse ediyorum insanlara, anlatıyorum. Ama kendimi oynadığım zaman, acaba beğenecekler mi, tartışacaklar mı eleştirecekler mi, gülmemi-ağlamamı beğenecekler mi veya samimi bulacaklar mı gibi telaşlar, tatlı endişeler içine girebiliyorum. Sanırım büyük çoğunluk da bu endişeyi yaşıyordur. 

Tiyatroda da kalıplar var, kurallar var. Onlara uymak zorundasınız.
Tabii muhakkak. Kendi oyunlarımda kendimi yansıttığım zaman kurallara pek fazla takılı kalmıyorum sadece hayatsal bakış açıları mahalle baskıları gibi kurallar sahnedeki yerimi yönlendiriyor. Bunun diyalektiği olarak da herkes bilir ki, normal hayatımda hiçbir şey değilsem bile, sahnede canlanan, kanat takan birisi oluyorum.

Yönetmenlik de yaptım dediniz, oyunculuk da. Hangisi daha zordu?
Oyunculuk da yönetmenlik de muhakkak ki zor. Perdenin arkasında olmak, insanları yönetmek, şekil vermek iç disipline sahipseniz şayet biraz daha kolaylaşabilir ama oyunculuk tamamen özgün bir çalışma olmalı. İkisinin de artı ve eksi yönleri var.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    KARİKATÜR
    İlk sayfa
     
    ARŞİV
    banner178