banner179
28 Mart 2017 Salı

banner173

TOPLUM OLARAK BÜYÜK TRAVMALAR YAŞIYORUZ

06 Kasım 2016, 11:18
TOPLUM OLARAK BÜYÜK TRAVMALAR YAŞIYORUZ
Söyleşi: Bircan Deniz SAVCI
Son dönemlerde üst üste yaşanan olaylar ve olaylara verdiğimiz uç ya da anlaşılabilir tepkilerimizin altında yatan nedenlerin yaşadığımız toplumsal travmanın etkisi olduğu aşikar. Peki, bizler bu durumun ne kadar arkındayız? Toplumsal travmaların neden yaşandığı, ne tür tepkilerle kendini ortaya çıkardığı ve nelerle ne kadar önleyebileceğimiz hakkında Gordion Danışmanlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Çağdaş Yalçın’la konuştuk.

UMUTSUZLUK, ÇARESİZLİK, SUÇLULUK YAŞANIYOR
Toplumsal travmalar neden yaşanır, tetikleyeneler nelerdir?
Bunun politik bir cevabı var aslında. Ortadoğu’ya çok yakın olmamız ve bu sebeple petrol rezervlerine yakın olmamız nedeniyle yüzyıllardır kurulamayan bir düzen var Türkiye ve Türkiye’ye yakın devletlerde. Dolayısıyla hem bireysel, hem de toplumsal travmalara daha açık hale geliyoruz. Özellikle son birkaç yıldır Türkiye’de süregelen bir travma hali var. Bunun kişiler üzerinde olumsuz etkileri de çok fazla. Özellikle bu sene içinde Ankara’da üst üste olaylar yaşandı ve toplumun büyük bir kısmı travma sonrası stres bozukluğu semptomları gösteriyor. Yani bu bozukluğa sahip olmasa bile bu bozukluğa dair semptomlar gösteriyor; umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk gibi duygulara sahip oluyorlar.

Sokaktaki insanların birbirlerine en ufak bir olayda bile tahammül edememesinin altında da bu mu yatıyor?
Tabii ki. Travma halinin hem evin içinde, hem evin dışında, bütün ikili ilişkilerde ya da toplumsal ilişkilerde etkisi olacak. Sadece bunun yüzünden oluyor diyemeyiz ama travmaların etkilerini dolaylı yollardan her tarafta görüyoruz. Üretimin azalması, iş verenin azalması bile bunun etkisiyken diğer tarafta, bireysel ve toplumsal çatışmaların artması da bununla oldukça ilgili. Herhangi bir travmanın etkisini üzerimizden atamadan bir sonraki travmayla karşı karşıya kalıyoruz. Dolayısıyla yaşadığımız travmayı henüz anlamlandıramadan bir sonraki travmayla baş etmek zorunda kalıyoruz.

Travmaların üst üste gelmesi daha büyük sorunlara yol açabilir mi?
Aynen o şekilde. Travma sonrası süreçte travmanın olumsuz etkilerini sağaltmak için bizim önce travmayla yüzleşmeye sonra da anlamlandırmaya ihtiyacımız oluyor. Bu yüzleşme süreci için kişiden kişiye değişmekle beraber travma sonrasında belli bir sürenin geçmesi gerekiyor. Son Ankara olaylarını düşünürsek eğer, 2-3 ay arayla çok büyük patlamalar yaşandı. Kişilerin bu patlamalar sonrasında kendi güvenlikleriyle ilgili, dünyanın güvenliği ile ilgili, kişilerin diğer insanlarla ilişkileriyle ilgili düşüncelerinin sarsıldığını gördük. Bu sarsılan düşüncelerin sağlıklı bir hale gelmesi için vakte ihtiyacı var ancak bu vakti maalesef bulamıyor.

TRAVMAYA KARŞI DUYARSIZLAŞMA OLUŞTU
Peki, bu konuda çalışmalar yapılıyor mu? Yapılıyorsa sonuçları ne çıkıyor?
Tabii, sık sık yapılıyor. Şu an çok yeni çalışmalar, travmaya karşı bir duyarsızlaşma oluştuğunu gösteriyor. Çünkü biz içgüdüsel olarak yaşamaya programlı canlılarız. Bu sebeple travmaya karşı bir duyarsızlaşma da başlıyor. Çok da anlaşılabilir. Çünkü bu kadar travmanın olduğu bir ülkede ya tamamıyla işlevselliğimizi yitireceğiz, işimize gidemiyor hale geleceğiz, mutlu olamıyor hale geleceğiz ya da bir şekilde bunlara rağmen daha verimsiz bir şekilde de olsa hayatımızı sürdürmemiz gerekecek. Şu anki durum sanki ikinci duruma daha yakın gözüküyor.

Çok yakın zamanda 15 Temmuz’da yaşadıklarımızı var sayarsak, çok uzun yıllar içimize sinmiş ve bir çok kişiyi ağına almış bir terör örgütü var. Baktığınızda toplumun algılarıyla oynamak bu kadar kolay mı?
Toplumun algılarıyla oynamak çok kolay. Çünkü temelde çok basit canlılardır insanlar. O kadar basitler ki çok kolay manipüle edilebilen canlılardır. Biz kendimizi çok kompleks, çok karışık, çok özgür iradeli insanlar sanarken aslında baktığımızda diğer insanları takip etmeye fazlasıyla meyilli insanlarız, 15 temmuz öncesi ve sonrasındaki süreçleri de bu çerçeveden değerlendirebiliriz.

Bir lider mi istiyoruz, bizi yönlendirsin, başımızda olsun…
O biraz da yaşadığımız coğrafyanın problemi. Ama tarih içinde de her tarafta olan bir problem. Evet, bir lidere çok ihtiyacımız var. Bunun da temelde kendini gerçekleştirmeyle ilgilisi var. Kendini kapitalist sistemde gerçekleştiremeyen birey, yani sabah işe gidip, akşam işinden dönen ve bu süre zarfında herhangi bir üretim ya da bir aktivitede bulunamayan, kendini değerli hissedemeyen bireylerin kendini gerçekleştirebilmek için alanlara ihtiyacı oluyor. Türkiye insanı için bu alanlardan biri futbol takımları. Kişinin gerçekten başarılı hissedeceği bir alana ihtiyacı var ve takımı galip geldiğinde bu hissi yaşayabiliyor. Bu oldukça anlaşılabilir bir durum ama kişilere kendilerini değerli hissedebilecekleri zemin sağlanmadığı için kişi fanatik bir şekilde takımını tutuyor. Takımı başarılı olduğu zaman başarılı hissediyor. Aynı şekilde politika da bu şekilde üretiliyor ve takip ediliyor. Particilik, partinin pratiklerinden ziyade bu “ben de varım” deme haliyle çok ilgili. Kişiler partileri ya da liderleri başarılı olduğu zaman her ne yapıyor oluyorlarsa olsunlar onu çok seviyorlar.

Hiç o açıdan bakmamıştım olaylara….
Bu anlamda az önceki sorunuza geri döneceğim, insan gerçekten çok çabuk manipüle edilen bir canlı. Toplumsal normları kabul etmeye, uyum göstermeye adapte olmuş insanlarız. Bir çok şeyi de sorgulamıyoruz o süreçte. Markete gidip bir yiyecek aldığımızda bile sağdan soldan duyduklarımıza göre alan insanlarız. Son yaşanılan olaylarda aslında çok farklı bir mesele yok. Ortada büyük bir pasta var ve sokaktaki kişiler bu pastadan hiçbir zaman bir pay alamıyor. Sokakta yürüyen insanın kazandığı para aşağı yukarı aynı, yaşam standartları aşağı yukarı aynı, ve kendini gerçekleştirebilme kapasitesi aşağı yukarı aynı. Fetöden öncesini veya sonrasını Türkiye’de ki olumlu bir gelişme olarak görmemek lazım. Olumsuz bir gelişme bu. Bu süreçten etkilenen insanlar suçlu da olsa, suçsuzda olsa ekonomik olarak büyük bir kayıp var ülkede, bu kayıptan etkilenen de yine sokaktaki insan. Bununla beraber insanlar büyük bir savaşa şahit oldular. Birey olarak bu olayları nereden yorumlarsak yorumlayalım, psikolog olarak bizi ilgilendiren kısmı, aslında bu insanların savaşa şahit olmuş olmaları, işlerini kaybetmiş olmaları, can güvenliği ile ilgili kaygılar yaşıyor olmaları. Dahası bu kaygıların her zaman çok gerçekçi kaygılar olmasına da gerek yok. Bu etki sonrasında tek bir reaksiyon ortaya çıkmıyor.

Evet, farklı farklı çıkıyor mesela en basitinden geçen aylarda şemsiyeyle metrobüs şoförüne saldıran vatandaş…
Tabii, tek bir travmanın etkisinden değil bu. Hepsinin birleşiminin sonucu. Travma sonrası stres bozukluğu semptomlarından biri aşırı öfkeli olmaktır. Bunu tek bir 15 Temmuz ya da öncesine bağlamak çok sağlıklı değil ama insanların büyüdüğü atmosfer, bir fiil savaş ve terör haberleriyle dolu. Ortasında büyüyoruz. Bu atmosferden kişiler birbirleriyle iletişime girerek etkileniyor. İnsanlar güvenlikleriyle ilgili kaygılar yaşamaya başladılar, gelecekleriyle ilgili kaygılar yaşamaya başladılar ve bununla da farklı farklı başa çıkabilme yöntemleri oluştu. Bir kısım insan daha politize oldu. Bu aslında bizim sağlıklı başa çıkma yolu diyebileceğimiz bir yol. Çünkü travmayı yaratan etmenler karşısında mücadele vermeye çalışıyor. Kaçınma daha sağlıksız bir baş etme yöntemidir mesela.

SOSYAL DESTEK ÇOK ÖNEMLİ
Bunları nasıl atlatacağız peki?
Sosyal destek çok kıymetli. Etrafınızdaki insanlarla konuşabilmek, onlardan yardım istemek, en yakınlarınızdan başlayarak, yardım istemek, onlarla konuşabilmek çok kıymetli. Fiziksel bakımımızı yerine getirebilmek çok kıymetli. Çünkü travma bozukluklarının semptomlarından biri de fiziksel bakımı ihmal etmektir. Suçluluk da travma sonrası süreçte çok karşılaştığımız bir şey.

Bireysel travmalarda suçluluğu anlıyorum da toplumsal travmalarda kişi kendinde ne gibi bir suçluluk hissediyor?
“Ben hayatta kaldığım için suçluyum. Ayşe öldü ben yaşıyorum” gibi bir düşünceyle bir suçluluk yaşayabiliyor kişi. “ben burada rahat rahat çayımı içerken onlar öldü” gibi suçluluk içeren düşünceler oluşabiliyor. Bizim her zaman için bakım vermemiz gereken dikkat etmemiz gereken ilk kişi kendimiziz. Eğer ki, toplumsal travma karşısında bir şey yapmak istiyorsak bile ilk kendimize bakım vermemiz lazım. Uçakta gaz maskeleri indiği zaman ilk anne takar, sonra çocuğa takılır. Çünkü çocuk hiçbir zaman size takamaz. Ama siz gaz maskesini takıp kendinizi toparladığınız zaman çocuğunuzu kurtarabilirsiniz. Dolayısıyla bu suçluluk sağlıklı temellere dayanan bir durum değil . Bütün kaygı meselelerinde olduğu gibi travma sonrasında da kaçınma çok önemli sonuçlar doğurabiliyor. Bizim gördüğümüz kaçınma kısa vadede kişiye çok faydalı gibi gözüken ama uzun vade çok olumsuz etkileri olan bir durum.

O zaman üzerine mi gidilecek?
Belli bir psikolojik güçlüğü sağladıktan, belli bir sakinliğe ulaştıktan sonra yüzleşme, yani gerçekten altıyla üstüyle, benim suçum neydi, toplumda bu işin boyutları neydi gibi bir yüzleşme ve sonrasında anlamlandırma yapılmalı. Tabii, kişiler bunu her zaman tek başına yapamayabiliyor. Kişilerin travmadan etkilenme boyutuna göre tek başına yapabileceği süreçler, ciddi bir sosyal destekle yapabileceği süreçler ve bir uzman desteğiyle yapabileceği süreçler oluyor. Anlamlandırmadan sonra aktif olarak rol alma, sorumluluk alma, sosyal davaların içine girme, hakkını arama gibi durumlar takip ediyor.

Eskişehir’de ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
Yakın zamanda Eskişehir’de Türk Psikologlar Derneği’nin şubesini kurduk. Eskişehir’de farklı alanlarda çalışan psikologların olduğu yaklaşık 50 üyemiz var ve bu derneğin kurulma sürecinden sonra birimler oluşmaya başladı. Bu birimlerden ilk olarak Travma Birimi olarak oluşturduk. Travma konusunda daha tecrübeli illerden de bir çok travmayla çalışmış, anında müdahale etmiş kişilerden destek alıyoruz. Travmada psikolojik ilk yardım çok önemlidir. Bir patlama olduğunda Eskişehir’de hemen psikologların oraya gidip insanlara o anda eğitimler vermesi, insanların duygu ve düşüncelerini o aşama da belirlemesi imkanı yaratacaktır. Yakın zamanda Ankara’dan bize desteğe gelecek meslektaşlarımız oldu. Eğer Eskişehir’den bize ulaşıp travma sonrası bizim terapiye ihtiyacımız var diyen, travmadan bir fiil etkilenmiş herkese ücretsiz psikoterapi hizmetleri sunan bir ekibimiz de var. Umarım hiçbir zaman buna ihtiyaç duyulmaz ama bir taraftan Türkiye gerçekliği başka bir şey söylüyor.

Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan kişiler kimlerle görüşmeli?
Travma sonrası stres bozukluğu yaşayıp, uzmanla görüşmek isteyen kişilerin herkesten uzman yardımı almaması gerekiyor. Seçici olmak gerekiyor. Maalesef bizim ülkemizde psikolog dendiği zaman herkesi klinik psikolog sanıyoruz. Ama psikolojinin çok fazla alt alanı var. Her bir alt alanda kendi içinde uzmanlık gerektiriyor. Bu anlamda bir psikiyatristten ya da uzmanlığını klinik psikoloji alanında yapmış bir psikologdan hizmet almaları gerekiyor.

Uzm. Psk. Çağdaş Yalçın

Eskişehir Psikologlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi
Eğitim:
Lisans: Orta Doğu Teknik Üniversitesi – Psikoloji 2013
Yüksek Lisans: Ortadoğu Doğu Teknik Üniversitesi – Klinik Psikoloji 2016
Doktora: Ortadoğu Doğu Teknik Üniversitesi – Klinik Psikoloji (Devam Ediyor)
Sertifikalar:
Kısa Süreli Çözüm Odaklı Danışmanlık Eğitimi
Trauma-Focused Cognitive Behavioral Therapy for Children The Medical University of South Carolina
Trauma-Focused Cognitive-Behavioral Therapy with Childhood Traumatic Grief The Medical University of South Carolina
Obsesif Kompulsif Bozuklukta Kültürlerarası Çalışmalar ve Güncel Tedavi Hacettepe Üniversitesi
Obsesif Kompulsif Bozukluğun Tedavisi – Christine Purdon Çalışma Grubu

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 2 yorum mevcut

    • AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR 5 ay önce yorumlandı

      çok güzel bi̇r haber röportaj olmuş.bu ve bunun gi̇bi̇ psi̇kologlari okullarda öğrenci̇lerle ve öğrenci̇ veli̇leri̇yle buluşturup bi̇lgi̇ ve bi̇ri̇ki̇mleri̇ni̇ aktarmalarina firsat veri̇lmeli̇di̇r.vali̇li̇k ve mi̇lli̇ eği̇ti̇m i̇l müdürlüğü ortaklaşa düzenletecekleri̇ etki̇nli̇klerle bu konulara daha çok önem veri̇lmeli̇di̇r di̇ye düşünüyorum.çünkü ağaç yaş i̇ken eği̇li̇r sözüne i̇nananlardanim.

    • AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR 5 ay önce yorumlandı

      çok güzel bi̇r haber röportaj olmuş.bu ve bunun gi̇bi̇ psi̇kologlari okullarda öğrenci̇lerle ve öğrenci̇ veli̇leri̇yle buluşturup bi̇lgi̇ ve bi̇ri̇ki̇mleri̇ni̇ aktarmalarina firsat veri̇lmeli̇di̇r.vali̇li̇k ve mi̇lli̇ eği̇ti̇m i̇l müdürlüğü ortaklaşa düzenletecekleri̇ etki̇nli̇klerle bu konulara daha çok önem veri̇lmeli̇di̇r di̇ye düşünüyorum.çünkü ağaç yaş i̇ken eği̇li̇r sözüne i̇nananlardanim.

    
    KARİKATÜR
    İlk sayfa
     
    ARŞİV
    banner178