banner179
17 Ocak 2017 Salı

banner173

YAZMAK ÜST ÜSTE KOYMAK KADAR EKSİLTMEKTİR DE

25 Aralık 2016, 12:15
YAZMAK ÜST ÜSTE KOYMAK KADAR EKSİLTMEKTİR DE
Söyleşi: Bircan Deniz SAVCI
Kitaplarındaki yalnızlık teması üzerine konuştuğumuz Alper Beşe: Yalnızlığın edebiyat üzerindeki etkisini şu sözlerle dile getirdi: “İnsanın özü gereği yalnız olduğunu düşünürüm. Kişiler bunu gidermek için birtakım yollar arayabilir veya aksine yalnızlığı derinleştirmeyi seçebilir. Her iki durum da edebiyata malzeme sağlar...”
Alper Beşe insanın beklide kendine dahi söylemeye çekindiklerini öykülerinde dillendirmeye çekinmeyecek kadar cesur ve bir o kadar da hayatın daha doğrusu insanın içinde bir yazar. Felsefe mezunu ama ilk öykü kitabı Birtakım Tuhaflıklar’la öykü dünyasına girdiğini düşünenlere aslında o çok daha önceleri edebiyat dergilerindeki yazılarıyla öykü dünyasının kapılarını aralamıştı diyorum. Ardından ikinci kitabı Gecikmeli ile de istikrarlı duruşunu bozmayarak o kapıyı daha da açtı. Yeni kitabını sabırsızlıkla beklediğim yazarlardan biri olduğunu da söylemem gerek yok sanırım. Kendisine söyleşi için çok teşekkür ederim.
Kaleminizle tanışmam sevgili Cem Kalender’in bana ilk kitabınız Birtakım Tuhaflıklar’ı göndermesiyle oldu. Ardından da Gecikmeli geldi. İlk kitabınızı okumam üzerinden bir hayli zaman geçmiş olmasına rağmen ikinci kitabınızdaki öyküler de bana hemen hemen aynı hisleri yaşattı. Bu bir yazar için çok zordur. Yazar birçok kitap yazmıştır belki ama sadece biri içinizde yer eder. Sizde tam tersi. Bunda felsefe mezunu olmanızın bir etkisi var mı çok merak ediyorum?
Bir standarda ulaşmaktan söz ediyorsanız, bunda bütünü gözeterek yazmamın payı olabilir. Parça-bütün ilişkisiyle ilgilenmemi felsefe eğitimime bağlayabiliriz. Ama henüz iki kitap var ortada. “Yer etmek” bakımından neyin olduğunu zaman gösterecek. 
Birtakım Tuhaflıklar’daki ilk öykünüz “İşsizin Bir Günü”yle o yarattığınız yüksekten düşüşün tam tersini Gecikmeli’de bize “Kat Yeri” ile gösteriyorsunuz. İki öyküdeki ana karakterlerin, etrafındaki insanlara rağmen yalnız olmaları ve bu yalnızlıklarını terkedilen hayvanlarla (ki Albay’ın annesi her ne kadar trafik kazasında ölse de terk edilmiş bir kedi, keza “Kat Yeri”nde Serhat’ın da küçük kayınbiraderinden aldığı akvaryum ve Mobby Dick de terkedilmiş bana göre) gidermeye çalışması aklıma şu soruyu getirdi; terk edilmişlerin dilinden terk edilmişler mi anlar?
İnsan olmak, dünyada-olmak başlı başına bir terk edilmişlik olarak değerlendirilebilir. İnsanın özü gereği yalnız olduğunu düşünürüm. Kişiler bunu gidermek için birtakım yollar arayabilir veya aksine yalnızlığı derinleştirmeyi seçebilir. Her iki durum da edebiyata malzeme sağlar. Kimi durumlarda terk edilmiş iki öge bir araya gelip ortak bir yalnızlığı kurmayı deneyebilir; hayatta da edebiyatta da. Ortak kavramları olanların birbirini anlamaya en yakın kişiler olduğu söylenebilir. Aksi halde dilden dökülenler aynı olsa bile anlamak/anlaşılmak söz konusu olmayacaktır.
Öykülerinizdeki ana konusu olmasa bile içeri sızan konusu olarak yalnızlık temalarını okuyunca aklıma Hasan Ali Toptaş’ın “Yazmak bence bir yalnızlıktan bir yalnızlığa yolculuktur” sözü geldi. Bu sözü Gecikmeli’nin ilk öyküsü “Şefin Tavsiyesi”nde daha bir duyumsadım. Gerçekten bu kadar yalnız mıyız da bu yazma yolculuğunuz hep yalnızlıklara çıkıyor?
Memet Baydur’un muhteşem oyunlarından birinin adı “Yalnızlığın Oyuncakları”dır. Benim için de yazmak böyle bir oyuncak niteliğinde. Baraque’nin “Bu resmin ışığı başka bir resmimden geliyor” demesi gibi yazıdaki yalnızlığın başkalarının yazdığı veya yaşadığı yalnızlıktan geldiğini söyleyebilirim. Yolculuk ise benim için başlı başına yalnızlığı, tercih edilmiş bir yalnızlığı ifade ediyor.

BİRİKTİRİP AYIKLARIM
Öykülerinizi okurken, ‘Bu adam farklı mesleklere dair bu kadar ayrıntıyı nasıl biliyor’ diye aklımdan geçiriyorum. Karakterlerin mesleklerini kurgulama konusunda çalışmalar yapıyor musunuz yoksa iyi bir yazarın en büyük silahı gözlemdir diyerek gözlemlediklerinizi mi bize sunuyorsunuz?
Yazdıklarım üzerine çalışıyorum. Her metin için farklı bir pratik bu benim için. Bazen kurguda veya anlatımda kendini hemen ele vermeyecek ufak bir ayrıntı için yüzlerce sayfa okuduğum olur. Meslekler gibi gerçek yaşamla doğrudan ilgili durumlar içinse gözlemden çok ‘biriktirme’ ve ‘ayıklama’ sözcüklerini yeğlerim.

İki kitabınızda da yalın bir anlatım diliniz var. Bunu nasıl geliştirdiniz ve nasıl koruyorsunuz?
Yazmanın üst üste koymak, bir araya getirmek olduğu kadar, eksiltmekle de ilgili olduğuna inananlardanım. Fazlalıkları temizlemeye çalışıyorum. Bunun sonucunda ortaya çıkan şeye yalın denmesi beni memnun eder.
Cemil Kavukçu, “Yazmanın özünde bir ‘sıkıntı’ vardır” gibi bir şey söyler. Cemil Kavukçu’nun sözünden dolaylı olarak yola çıkacak olursam yazarken ne tür sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz? 
Yazıyı harekete geçiren benim için de bir sıkıntıdır. Bunu olumsuz anlamda söylemiyorum. Bazen sözcüğün ilk anlamıyla bir sıkıntıyı yazıya geçirmek de söz konusu olabilir ancak çoğu zaman bir şeyi yazıya nasıl geçireceğimi sıkıntı ederim. Çekmecelerim yazmaya hazır olmadığım metinlerin planlarıyla, taslaklarıyla, notlarıyla dolu. Yazmak istediğim tema, konu, kişi veya olaydan çok bunların içine oturacağı biçimi bulmak başlı başına bir sıkıntı benim için. Metinleri okurken, dış dünyada herhangi bir şeye bakarken yazının süzgecini sürekli devrede tutmaya çalışıyorum. 
DERGİLER EDEBİYATIN AGORASIDIR
Yazılarınız, öyküleriniz, şiirleriniz birçok edebiyat dergisinde yayınlandı. Dergilerde yazmak size ve yazılarınıza neler kazandırdı? Piştiğiniz yerin dergiler olduğunu söyleyebilir miyiz?
Dergiler edebiyatın agorasıdır. Orada söylediğiniz söz edebiyat kamusuna ulaşır. Benim ulaşmak istediğim, yazdıklarımın görünmesini istediğim alan burası. Bir ürünü dergiye göndermek benim için yazdıklarımın üzerinden daha dikkatli geçmek için önemli bir fırsat. Dergide dolaşıma girip olumlu veya olumsuz tepkiler almak da yazı sürecime katkı sağlıyor.

Ben öykü diliyle şiir dilini birbirine çok yakın bulurum. Hatta iyi bir şairsen iyi bir öykü de yazarsın ya da iyi bir öykü yazarıysan iyi şiir de yazarsın diyenlerdenim. Görüyorum ki siz de şiir yazıyorsunuz ve bu beni hiç şaşırtmadı. Şiir kitabı çıkarmayı da düşünüyor musunuz?
Ben öykü ile şiiri akraba saymakla beraber birini yazanın diğerini mutlaka yazabileceğini düşünmüyorum. Birbirinden çok farklı çalışma alanları. Edebiyatın her türünün diğer edebiyat türlerinin yanı sıra güzel sanatlardan, doğa bilimi ve sosyal bilimler gibi görece edebiyata uzak görünen disiplinlerden yararlanması gerektiğini düşünürüm. Böyle bir beslenme alışkanlığıyla yaklaşıyorum yazıya. Yazılacak metnin şiir mi öykü mü olacağı ise bambaşka bir şey. Şiir kitabına gelince, 2015 Behçet Aysan Şiir Ödülü’ne layık görülen dosyam yayımlanmayı bekliyor.
Etkilendiğiniz, örnek aldığınız yazarlar var mı? 
Etkilendiğim sonsuz sayıda yazar var. Kiminin dünyaya, kiminin dile yaklaşımı büyük zevk veriyor ve çok şey öğretiyor bana. Çalışma biçimini, metin örme becerisini örnek aldığım yazarların başında Borges, Calvino ve Enis Batur geliyor.

Biz bundan sonra sizden ne okuyacağız? Var mı yeni projeler?
Üçüncü öykü kitabımın yakın sayılabilecek bir zamanda yayımlanacağını söyleyeyim. Üzerinde çalıştığım öyküler, şiirler, düzyazılar da kendi yollarında ilerliyor. 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    KARİKATÜR
    İlk sayfa
     
    ARŞİV
    banner178