ANA SAYFA > Söyleşi > AVRUPA İLE AYNI SEVİYEDEYİZ

AVRUPA İLE AYNI SEVİYEDEYİZ

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
AVRUPA İLE AYNI SEVİYEDEYİZ

Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Pala ile genel cerrahlığı konuştuk. “Normal bir iş yapmıyoruz. İnsanların hayatlarının başlangıcında ve sonlarında yer aldığımız oluyor” diyen Pala, genel cerrahinin Türkiye’deki durumu ile ilgili de “Avrupa ile aynı seviyedeyiz” dedi

Öncelikle sizi kısaca tanıyalım istiyorum…
20 yıllık hekimim. 2000 yılında doktor oldum, 15 yıldır da genel cerrahım. Uzun yıllar devlette çalıştım. Son 5 yıldır da özeldeyim. Genel cerrahinin dışında bütün endoskopik işlemleri yapıyorum. Artı bir de emektar ultrason cihazım var. Ultrason da çekiyorum. O anlamda radyoloji uzmanı gibiyim. Hasta bana genelde pek hazır gelmez. Ben o hastada bir şey varsa eğer illaki bulurum.

Genel cerrahi hangi branşları içeriyor?
Tiroid, meme, yemek borusu, karın içerisinde böbrek dışında neredeyse bütün organlar hep bizim müdahale ettiğimiz organlar. Mide kanseri, kalınbağırsak kanseri gibi büyük kanserlerle de biz ilgileniriz.

TUS’a baktığımızda ilk yüzde cerrahi seçimleri çok az. Gençler, doktor adayları cerrahiyi seçmekten çok korkuyorlar. Sizce bunun nedenleri neler?
Ben hiç pratisyenlik yapmadım. Direkt genel cerrahiyi seçtim. İlk tercihimdi. Yüksek puanla da girdim. Benim için gerçek doktor denildiğinde cerrahlar gelirdi. Çok hevesle girdim. Hala da öyleyim. Ama artık biraz daha kolay işler daha çok para etmeye başladı. Bizim zamanımızda ancak yaşayarak görüyordunuz hangi bölümün daha iyi olduğunu. Şimdi artık sosyal medyanın vasıtasıyla cerrahlar sürünüyor gibi paylaşımlar dönmeye başladı. Aslında en büyük, en önemli işi yapan onlar. Sanırım burada işin ederini belirleyen birisi olduğunda örneğin muslukçu geliyor 100 TL’ye musluğu değiştiriyor ama siz bir iş yapıyorsunuz, bir hayat kurtarıyorsunuz size 25 ya da 50 TL veriyorlar. Cerrahlık bu yüzden de ucuz bir meslek haline geldi. Cerrahlar bu kadar iş yaparken aile hekimleri daha çok ücret kazanıyor. İşinizi severek yapıyorsanız yapılacak bir hale geldi. Benim yeğenim bile Tıp Fakültesi’ni bitirecek ama cerrahiye biraz uzak. Cildiye, biyokimya düşünüyor.

Bir de çalışma koşulları da çok ağır…
Evet, ağır. Bizim asistanlığımız çok ağırdı. Hala daha öyle biz dört gün blok nöbet tutuyorduk. Dört günden sonra akşam mesai biterdi eve giderdik. Ertesi günü sabah işe gelirdiniz. İki gün normal çalışırdınız sonra tekrar blok nöbete girerdik. Bazen insanlar sosyal medyada görünce gerçekten bu kadar nöbet yapıyor musunuz diye soruyorlar. O yüzden ben paylaşım yaparken saati, günü de koyuyorum. O yüzden sevmek lazım. Hele bizim işimizde işinizi de seveceksiniz, insanı da seveceksiniz. Bazen çok absürd konuşan hastalar da oluyor. Masanın diğer tarafında olan kişiler olarak stres yönetimini iyi yapmamız gerekiyor. Aslında başarılı hekim biraz da öyle oluyor. Hastaya çok fevri davranan, bağıran çağıran hekim başarılı bir hekim olamıyor. İnsan ilişkilerini, iyi tutabilen, empati yapabilen iyi doktor oluyor. Bu iş çok önemsizmiş gibi gösterilmeye çalışıyor ama burada insanların hayatlarına bir şeyler katılıyor. Bazen hiç bir şey yapamadığınız hastalar da oluyor. Bunları hep yaşıyorsunuz.

Alışıyorsunuz ama…

Hiç ilginç bir anınız var mı?
1994 yılında 17 yaşımda Tıp Fakültesini kazandığımda sonuç kağıdımı aldığım gibi sanki hastanede başlanıyormuş gibi hastaneye gittim. Sen niye buraya geldin dediler, ben de kazandım burayı dedim. Sen öğrenci işlerine gidip kayıt yaptıracaksın dediler. Öğrenci işlerine de gittiğimde 3 ay sonra kayıt yaptıracaksın dediler. Orada acil doktorunun asistanlarının yanında otururken, kafa bulacaklar ya, gel doktor bey dediler. Önlük verdiler bir tane. Bir de benim gibi Nazilli’den bir arkadaş gelmiş ona da aynı benim gibi önlük verdiler. O zamanlar internet yok bilmiyoruz da nasıl oluyor. Dediler nöbet tutacaksınız ailelerinize haber verin. Aradık evlerimizi, hastanede kaldık. Oturuyoruz çay içiyoruz, kahve içiyoruz, muhabbet ediyoruz. Aaa ne güzel şeymiş doktorluk dedik. Gecenin saat 3’ü, 4’ü. O saatler de kötü saatlerdir. Bir trafik kazası geldi. Ben kaç yıllık cerrahım öylesini görmedim. Allah bir daha göstermesin. 3-4 ambulans aynı anda geldi. Her taraf kan revan içinde. 3-4 saat boyunca onlarla uğraşıldı. Bizim Nazillili kustu, ben yoruldum. Bir şokun içinde gibiydim. Baktılar çok kötü olduk, gidin doğum görün dediler. Biz doğumhaneye girdik, ınga diye bebek doğdu. O zaman dedim nereye geldiysek, birileri doğuyor, birileri ölüyor… O Nazillili arkadaş da 3’üncü sınıfta inşaat mühendisliğine geçti. Normal bir iş yapmıyoruz. İnsanların hayatlarının başlangıcında ve sonlarında yer aldığımız oluyor. Alışıyorsunuz diyorlar, büyük oranda alışıyorsunuz ama kanıksayamıyorsunuz. Sadece biraz daha seni büyütüyor ve olgunlaştırıyor.

Genel cerrahlara baktığımızda çoğunun söylediği bir şey var, ‘Bu işi yapmak için ya hayallerimizden ya ailelerimizden vazgeçiyoruz.’ Sizde durumlar nasıl?
Biz eşimle hep bu konuda kavga ediyoruz. İşin hiç bitmiyor diyor. Benim işim hasta gittiğinde bitmiyor. Yarın sabah dükkan açılınca gelin diyemiyorsunuz. İnsanların derdi can. Telefon evde hiç susmuyor. Kapatırsan ulaşamazlarsa hastaya bir şey olduğunda senin de vebalin varmış gibi oluyor. Benim eşim hemşireydi avukat oldu. Şimdi hukuki gözle bakıyor ve senin hukuki olarak belirli saatlerde çalışıyor olman lazım diyor. Bazen bedavaya da yaptığımız işler de oluyor. Bizim yaptığımızı iş olarak tanımlarsanız, para kazanmak için zor bir yol ve çok yorulduğunuz bir meslek. Sevince zor gelmiyor. Bazen insanlar dikiş atmaktan, kan görmekten bıkmadınız mı diyorlar. Ben mesela ameliyathaneye girdiğimde mutlu olurum. Bekir hocam var mesela. 71 yaşında, emekli oldunuz niye bırakmıyorsunuz diyoruz, ama onun artık yaşam biçimi olmuş. Bu meslek böyle de sevince bırakamıyorsunuz. Hayatınız oluyor.

Tesisatçı değiliz, insan hayatı söz konusu 

Son dönemde doktorluk mesleği ile ilgili diziler başladı. Bunları mesleğiniz açısından yararlı buluyor musunuz?
Mesleğin imajını düzeltmek açısından bence gerekliydi. Daha önceki doktorlarla ilgili dizileri hatırlıyorum meslekle alakasız dizilerdi. Yurtdışında uzun zamandır bu böyleydi. Bizimkiler de yurtdışı menşeili. Bizim mesleğimizi iş olarak görüp de tesisatçı gibi düşünmemek lazım. Öbürkünde en kötü evi su basar ama bizimkinde insanlar ölüyor. O yüzden bizi de insan gibi gösteren filmler, diziler olmasını önemsiyordum. İnsanların bilinç kültür seviyesine ulaşması için diziler katkı sağlıyor.

Yine son dönemlerde doktorlara şiddet olayları da çok fazla arttı. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Hekim tarafından da eksiklikler vardır, hastalar tarafından da eksiklikler vardır. Bazen amatörce davrandığımız noktalar oluyor. Kendimize de biraz çuvaldızı batırmak gerekiyor. Bence hekimlere de iletişim konusunda ya da hastaya bir şeyler söyleme konusunda eğitim verilmeli. Hastaları bilinçlendirmek çok daha zor. 100 bin tane doktor varsa karşılarında 85 milyon hasta var. Nezaket toplumun her yerinde olmalı. Çocukluktan başlayan bir şey. Tek başına hekimin yaptığı bir şeyden dolayı demek de doğru değil. Çok şeyler olduğunu duyuyoruz. Bu bir süreç. Sosyal medya bence bu konuda hormon. Çok hızlı bir şekilde, kötü davranışların kötü olduğu yönünde insanları bilinçlendiriyor.

Yeter ki öğrenmek istensin

Baktığınızda genel cerrahide Türkiye nerede?
ABD’yi çok bilmiyorum. Avrupa için konuşayım. Bire biriz. Ne yenilik varsa bizde de var ve getirebiliyoruz. Bilgiye erişim konusunda dünya tarihinde inanılmaz bir hıza sahibiz. Bizde her şey yapılıyor ama maddi konular sıkıntı. Malzeme konusu ciddi bir külfet haline geldi. Devletin bir takım şeyleri ödeme gücü biraz bizi aşan şeyler ama parası olan herkes Türkiye’de her türlü hizmeti alıyor.

Peki, bu mesleği seçecek olanlar Tıp’ı Türkiye’de mi yoksa yurt dışında mı okumaları konusunda da kararsızlık yaşıyor. Siz bu durumda ne önerirsiniz?
Avrupa Birliğinin serbest dolaşım ve çalışma hakları var. Yıllığı 10 bin, 15 bin dolara okuyabileceğiniz okullar var. Tıp fakültesinin ilk 6 yılında çok bir şey değişmiyor. Pratisyenlikte çok fark olmuyor. Uzmanlığa geçtiğinizde kendi branşınızla ilgili ahkam kesip iş yapabiliyorsunuz. Tıp fakültesi konusunda, eğitim konusunda olur ama uzmanlık konusunda elinize bıçak vermiyorlar, cihaz kullandırtmıyorlar. Bu konuda katı yasaları var. Kendi ülke vatandaşları dışında o ülkede akreditasyon kazanmayan hekime cerrahi müdahalede çok katı kuralları var. Hiçbir şey yapmadan göz doktoru olup gelenler var. Sadece bakıyorsunuz yapılan işe. Uzmanlık konusunda çok büyük eksiklikler var. Birçok arkadaşım var. Karaciğer plantasyonu üzerinde eğitim alan arkadaşlarım var. Kaç tanesine girdin diyorum yılda 250-300 tane operasyon yapıldı ben sadece izledim diyor. Hindistan’da mesela daha rahat. Bir program var o programa girdiğinde şu kadar kolon kanseri vs. yaptıracağız diyorlar onu yaptırıyorlar. Yeter ki, öğrenmek istesinler.

HABERE AİT RESİMLER

PAYLAŞ
Beğendim 1 Muhteşem 1 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber HAMAMYOLU’NA DA MAĞAZA AÇTI
Sonraki Haber KARISINI BIÇAKLAYARAK ÖLDÜRDÜ

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

Haber Arşivi