ANA SAYFA > Söyleşi > BİZİM HİKÂYEMİZ

BİZİM HİKÂYEMİZ

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
BİZİM HİKÂYEMİZ

Eskişehir Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ali Eyidoğan ile prömiyeri dün yapılan, bu senenin en çok ses getiren müzikallerinden biri olması muhtemel Zülfü Livaneli’nin şarkılarından yola çıkılarak hazırlanan “Böyledir Bizim Sevdamız” adlı...

Eskişehir Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ali Eyidoğan ile prömiyeri dün yapılan, bu senenin en çok ses getiren müzikallerinden biri olması muhtemel Zülfü Livaneli’nin şarkılarından yola çıkılarak hazırlanan “Böyledir Bizim Sevdamız” adlı müzikali konuştuk. Eyidoğan, “Bizden bir metin, bizim hikayemizi anlatan bir proje” dedi

Ali Bey, aslında yeni sezona üç oyunla merhaba dediniz ama “Böyledir Bizim Sevdamız” heyecanla beklenen bir müzikal. Böyle bir müzikali yapmaya nasıl karar verdiniz?
Zor bir soru. Çünkü çok yıllar öncesine, gençlik dönemlerine gitmek ve bugüne gelmek gerekiyor. Bu müzikalin oluşumunda hepsinin katkısı var. Bir şeylerin demlenerek, süzgeçten geçirilerek günümüze gelmesinin hikayesi bu. Bundan yaklaşık 5-6 yıl önce bir müzikalinin hayalini yapmıştım. Zülfü Livaneli şarkılarının günümüzde ve geçmişimizde bile nelere, nasıl düşüncelere tekabül ettiğinin neleri temsil ettiğini fark ettiğimde çok yoğun bir duygunun çok yoğun bir felsefenin yattığını fark ettiğim için bunun harika bir proje olacağını düşünmüştüm. Ama ortada herhangi bir eser yoktu. Herhangi bir metin yoktu. Sadece imajlar, şiirler, müziğin ve notaların bizi uyandırdığı duygular vardı elimizde. Geçen sene Kasım ayında arkadaşım Mert’le (Kırlak) otururken bu sezonun planını yapıyorduk ve önümüzdeki sezona müzikal yapmamız gerektiğini konuştuk. Çünkü biz iki yılda bir müzikal çıkaran bir ekibiz. Bir sürü oyundan konuşurken, bir anda ağzımdan “Şu benim hayalim olan projeyi gerçekleştirebilsek ne güzel olurdu “diye bir cümle çıktı. Mert de meraklandı, sordu, ben de Zülfü Livaneli şarkılarından 60’lardan günümüze gelen Türkiye siyasi tarihinin, felsefe tarihinin ve sosyoloji tarihinin panoramasını da içinde barındıracak sihirli bir müzikal fikrim olduğunu söyledim. Çok heyecanlandı. Bunu bir an önce hayata geçirmeye başlayalım dedi ve biz o gün otururken işin yüzde 60’ını masa üstünde çözdük. Olması gereken şarkılar, olması gereken hikayeler, sevgili Zülfü Livaneli’nin hatıratına da birazcık hakim olduğum için az çok, hangi hikayelerin nelere tekabül edebileceğini ve hangi şarkılarla güzel buluşabileceğini düşünerek, Zülfü Livaneli’nin hayatından bağımsız olarak hangi şarkılarının bizde nasıl yer ettiği ve neler uyandırabileceğini düşünerek, işin neredeyse yüzde 60’ını oluşturduk. Geriye bunu sadece kapıda dökmek ve projeyi sahibine dillendirmek ve ondan tabiri caizse bir izin almak meselesi vardı.

Zülfü Livaneli’ye bu konuyu açtığınızda nasıl tepki verdi?
Zülfü Livaneli, bunu her yerde söylüyorum, hayatımda gördüğün en zarif insanlardan biri. Belki de dünyadaki en zarif ozanlardan biri. Harika bir konukseverlikle bizi ağırladı ve dinledi. Projeyi anlatırken gözündeki heyecanı ve parlaklığı gördüm. Ben bir şey anlatırken, yarıda kesip tamamladığını, o bir şey anlatırken ben bir şeyi yarıda kesip tamamladığımızı ve aslında ikimizin de aynı şeyleri düşündüğümüzü fark ettim. Çok heyecanlandı Sayın Livaneli. Nasıl bir kurgu, nasıl bir anlatı, nasıl bir sahne üstü dili kullanacağımızı anlattıktan sonra da, “Sizin bu işi yapacağınıza inanıyorum ve ikna oldum. Yolunuz açık olsun” dedi. Metni de bu heyecanla 1,5 ay içerisinde oluşturduk. Sahne metni olduğu için de sahne üzerinde oyuncularla şekillendirdik.
Resim - 33051_1_l.jpg

8 OYUNCU, 6 DANSÇI VE SENFONİ ORKESTRASI
Kaç oyuncu yer alıyor?
Oyunumuzda 8 oyuncu var. Bütün oyuncularımız, Şehir Tiyatrolarının göz bebeği oyuncuları. Projeye ilk duydukları andan itibaren inanan ve sarılan oyuncular. Kendilerinden çok şey katan, harika şarkılar söyleyen iyi oyuncular. Bu minvalde iyi bir cast oluşturduğumuzu düşünüyorum. 8 oyuncu dışında Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Dans Bölümü’nde öğrencilik yapan 6 tane dansçı arkadaşımız da sevgili Deniz Alp’in koreografisi eşliğinde bize eşlik ediyor. Eskişehir Senfoni Orkestrası, bu üçüncü müzikal projemizde yine bizimle. Sevgili Maestromuz, orkestra şefimiz Aytuğ Ülgen de hem müziklerin düzenlemelerini yaptı hem de orkestra şefliğini yapıyor.

Az önce dediniz ya hikayeler ve şarkılar diye, kaç hikaye kaç şarkı olacak?
Oyunda sözsüz, film müziklerinden tutun anlatım için kullandığımız şarkıların haricinde 21 tane şarkımız var. Az buz değil. Ama bir müzikal için gerekli bir rakam. Şarkının, şiirin ve müziğin daha ön planda olduğu bir müzikal ama anlatıların, şiirlerin, dediğiniz gibi diğer hikayelerin hatta belgesel tadında Türkiye panoramasının da içinde olduğu bir sahne metni oluşturduk. Çok sürprizini kaçırmak istemiyorum dün akşam izleyemeyen seyircilerimiz için sadece şarkı olarak söylenmiyor, belli bir kurgu içinde belki de birçok insanın hayal etmediği tekabüller var. Çok güzel bir kurgu yaptık. Sahneleme diliyle de seyirci ile çok rahat bir şekilde buluşacak. En nihayetinde bizden bir metin. Bizim hikayemizi anlatan bir proje.

İKİ AD AYNI KİŞİ
Geçmişi de, günümüz Türkiye’sini de yansıtıyor dediniz ya, nedir bu müzikalin vermek istediği mesaj?
Zülfü Livaneli eğer tarihine bakarsak, Türkiye’de tek değil kendisi ama popülerliğinden de kaynaklı olarak bir sanatçı olarak sürgün edilmenin ve haksız yere tutuklanmanın sembollerinden biri. Biz bunu geçmişte de günümüzde de görüyoruz. Dolayısıyla böyle bir metni oluşturup sahneye koymamdaki en büyük dert, yaşadığımız coğrafya da hep diğeri olmak zorunda kalan insanların, hep öteki olmak zorunda kalan insanların aslında ötekileştirenlerle aynı derdi dillendiriyor olması yani yaftalıyanlar, bu ülkede ne kadar çok iyi ey olmasını istiyorsa, yaftalananlar da onu istiyor. Sadece dünyaya bakış açıları, insanların doğru ve yanlış algılarının farklı olması, bu bizden değil, bu bize ait değil, bu bir hain söylemlerine gelecek kadar insanların hep ötekileştirilip itildiği bir coğrafyada bunun çok iyi dillendirilmesi, en çok da bunun asla unutulmaması ve sürekli hatırlatılması gerektiğini düşünüyorum. İnsanoğlu tabii ki unutmak zorundadır. Bunun özellikle altını çiziyorum, unutmak zorundadır. Ancak toplumsal belleğimizde bunu yadsımamamız gerektiğini ve bunun altının çok çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Oyunumuz da sadece belli bir lokalizasyonda değil, sadece Türkiye coğrafyasında değil, tüm dünya gerçekliği, kardeşliği içerisinde, tüm sürgün edilenlere, kaçmak zorunda kalanlara, hayata bakış açılarından dolayı ötekileştirilenlere bir saygı duruşu mahiyetinde bir iş yapmak istedik. İşin öznesi Zülfü Livaneli ama fonda çok daha büyük bir resim bulunmakta. Öyle ki, ne kadar bir tesadüftür, ötekileştirilmesinden bahsettiğimiz karakterimiz aslında iki isim taşıyor. Biz sadece Zülfü’nün hikayesini değil, aslında Ömer’in de hikayesini anlatıyoruz. Çünkü kendisi Ömer Zülfü Livaneli. Yeri geldiğinde kimilerince Ömer olmak zorunda kalan yeri geldiğinde kimilerince Zülfü olan aslında tek bir insanın ne kadar yanlış anlaşılabileceğini, ne kadar başkalarının zoruyla bir köşeye çekilmek zorunda kalabileceğinin bir panoramasını çiziyoruz sahnede. Her şeye rağmen umudumuzu kaybetmememiz gerektiğinin de altını çizmemiz gerekiyor. Çünkü realite gösteriyor ki, bu ne bugünün hikayesi, ne dünün hikayesi, hatta belki yarının da hikayesi olacak. Zaten “Böyledir Bizim Sevdamız” derken buradaki bizi diğerlerinden ötekileştirilenleri kapsamıyor, hepimizi kapsıyor.
Resim - 33051_2_l.jpg

DEMİR LEBLEBİ BİR OYUN YAPTIK
Neden bu adı seçtiniz peki?
Şarkı sözünde en sevdiğim yer, “Kırılsa da kanadımız asiye çıksa da adımız, duyan duysun, bilen bilsin böyledir bizim sevdamız…” çok hırpalanıyoruz, çok kahroluyoruz, üstüne asi olmakla, hain olmakla suçlanıyoruz ama bağıra bağıra biz böyle yaşıyoruz, biz böyle seviyoruz, böyledir bizim sevdamız…

Sanatın belki de en güzel yanı bu. Normalde insanların dile getiremediği şeyleri sanatla dile getirebiliyorsunuz…
Kesinlikle. Oyunumuzda bir şeyin altını çizmek lazım. Müzikal denilince eğlencenin ve coşkunun yüksek olduğu düşünülür ama bizim oyunumuzda işin acı tarafı, trajik yanı daha ön planda olacak. Bizi yer yer ağlatacak. Bu minvalde şahsına münhasır da bir oyun. Çok güle oynaya seyredebileceğiniz bir müzikal olmayacak. İçinde toplumsal cinnetlerden tutun da toplumsal linçler olacak. Ne tam bir klasik dramatik yapıda bir oyun ne tam bir müzikal. Ben daha çok oyunu düşle kabus arasında gidip gelen şiirsel bir anlatı olarak görüyorum. Demir leblebi bir oyun yaptık.

Zülfü Livaneli’nin müzikali izleme şansı oldu mu?
Kendisiyle hep iletişim halinde olduk. Şu an yoğun bir turne dönemine girdi. Prömiyerde bizimle olamadı ama saygılarını sevgilerini iletti. Olmasını tabii ki çok isterdim ama biz bu işi sadece bir kişiye saygı duruşu için yapmıyoruz, Türkiye, Eskişehir halkına yapıyoruz. İnsanlar birini görmeye değil, birinin hikayesini görmeye gelecekler. İnşallah kendisini de en kısa zamanda şehrimizde ağırlamaktan keyif duyacağımızı belirtmek istiyorum.

PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber ESKİŞEHİR’DE İKİNCİ SERGİSİNİ AÇIYOR
Sonraki Haber MEZUNLAR BULUŞTU

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU