ANA SAYFA > Söyleşi > ÇOCUKLUK HAYALİM GERÇEK OLDU

ÇOCUKLUK HAYALİM GERÇEK OLDU

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
ÇOCUKLUK HAYALİM GERÇEK OLDU

Doç. Gökhan Aybulus, müzik hayatına çok küçük yaşlarda akordeonla başlamış. Sonrasında piyanoya merak salmış ve bugünlere gelmiş. Aybulus piyano çalması hakkında, “Bende piyano çalmak çok büyük bir hayal olmuştu. Çocukluk hayalimdi, gerçek oldu” dedi

Doç. Gökhan Aybulus, müzik hayatına çok küçük yaşlarda akordeonla başlamış. Sonrasında piyanoya merak salmış ve bugünlere gelmiş. Aybulus piyano çalması hakkında, “Bende piyano çalmak çok büyük bir hayal olmuştu. Çocukluk hayalimdi, gerçek oldu” dedi

Geçtiğimiz ay Andente Dergisinin 7’incisini düzenlediği Klasik Müzik ödüllerini almaya hak kazanan, Rus müziği uzmanı ünlü piyanistimiz Gökhan Aybulus’la keyifli bir söyleşiye imza attık. Rusya’daki birçok yarışmada dereceler alan Doç. Gökhan Aybulus, eğitimi boyunca Mikhail Voskresensky, Ruvim Ostrovsky, Pavel Nersesian, Nikolai Lugansky, Andrey Pisarev ve Nina Kogan ile çalışmış. Slovenya’da düzenlenen Uluslararası Carniola Müzik Festivali, Avusturya Bruckner Müzik Festivali, Eskişehir Uluslarlarası Müzik Festivali, Kıbrıs'ta düzenlenen Bella Pais Müzik Festivali gibi festivallerin yanı sıra Rusya, Ukrayna, Slovenya, Avusturya, Almanya, İtalya, Bulgaristan, Bosna Hersek, Hırvatistan, Azerbaycan ve Çin gibi birçok ülkede konserler vermiş ve uluslararası yarışmalarda jüri üyeliği yapmış. Naum Shtarkman, Nikolay Lugansky, Dora Schwarzberg, Natalia Gutman ve Alexander Kagan gibi dünyaca ünlü sanatçılarla da konserler vermiş…

Resim - 1292_1_l.jpg

KENDİMİ ODALARA KAPATTIM
Gökhan Bey, önce sizi biraz tanımak istiyorum…
1982 yılında Eskişehir’de doğdum. İlkokulu Anadolu Üniversitesi’nin içindeki Mustafa Kemal İlköğretim Okulunda okudum. Dördüncü sınıfta da yarı zamanlı olarak konservatuvara başladım. İki sene yarı zamanlı konservatuvara gittikten sonra tam zamanlı devam ettim.

Konservatuvara başlamanız nasıl oldu peki? Kim yönlendirdi sizi?
Müziğe çok ilgili bir çocuktum, babam bana ufak bir org almıştı. Orgda kendimi geliştirdiğimi görünce bir de akordeon aldı ve Sezgin hoca ile görüştü. Böylelikle akordeon çalmayı öğrenmeye başladım. Ufaktım, 8 yaşındaydım sanırım. Ondan sonra piyanoya merak saldım. Rahmetli hocamız Zöhrap Adıgüzelzade beni dinledi ve “Konservatuvara gelsin” dedi. Böylelikle ilkokul 4. sınıfta yarı zamanlı olarak konservatuvara başladım. Sonrasında annem Anadolu Lisesine devam etmemi istiyordu ama ben kendimi konservatuvara tam zamanlı gitmek istiyorum diye odalara kapattım. Onlar da bana güvenip isteğimi kabul ettiler ve konservatuvar serüvenim başlamış oldu. Liseyi bitirdim, üniversite birinci sınıfa kadar devam ettim. Sonrasında Moskova Çaykovski Devlet Konservatuvarı’na kabul edildim ve lisans, yüksek lisans, doktora eğitimim için dokuz yıl orada kaldım. Sonrasında da ülkeme geri döndüm.

Piyanoda sizi çeken şey neydi?
Tuşlu bir çalgı olması benim çok ilgimi çekiyordu. Kemana ya da viyolonsele karşı hiç ilgi duymadım.  Hatta sınava girdiğim zaman orada da söylemişlerdi kemanda veya viyolonselde daha çok iş bulma şansın olur diye ama ben istememiştim. Ben o zamanlar çok ufak olduğumdan piyano bana çok heybetli bir enstrüman gibi geliyordu ve görüntüsü çok hoşuma gidiyordu. Daha öncesinden akordeon ve org çaldığım için de daha yakın hissettim kendimi. Bende piyano çalmak çok büyük bir hayal olmuştu. Çocukluk hayalim gerçek oldu.

Resim - 1292_3_l.jpgBİZ ÖYLE GÖRMESEK DE ONLARIN GÖZÜNDE ESKİŞEHİR TAŞRA
Geçtiğimiz ay Donizetti Klasik Müzik ödülünü aldınız. Neler hissettiniz?
Bu ödüle layık görülmek benim için gerçekten büyük bir onur. Bu sene yedincisi düzenlenen bu ödül törenini Andante Dergisi ve Beyoğlu Belediyesi düzenliyor ve 14 kategorisi var. Ben yılın piyanisti ödülünü aldım. Üç üyesi Eskişehir’li olan ve eşim Şeniz Aybulus’un da üyesi olduğu Nemeth Quartet de yılın oda müziği grubu ödülünü aldı. Yaptığımız işleri insanların görüp değerlendirmeleri çok güzel bir duygu. Özellikle Eskişehir’de yaşayıp bu işleri yapabilmek ve bunları insanlara gösterebilmek çok zor bir şey. Genel olarak büyük şehirlerde iş yapanlar hep göz önündedir. Her ne kadar biz öyle görmesek de Eskişehir insanların gözünde maalesef bir taşra. Bu platformda Eskişehir’in ve üniversitemizin adını yurt içinde ve yurt dışında elimizden geldiğince duyurmaya çalışıyoruz.

SİSTEMLER ÇOK FARKLI
Konservatuvar eğitiminizin büyük bir kısmını yurt dışında aldığınızı söylediniz. Peki, oradaki eğitimi kıyaslarsak farklar var mı ve varsa neler?
Çok büyük farklar var. Mesela en başta sistem farklı. Biz burada 5’inci sınıftan öğrencilerimizi almaya başlıyoruz. Milli Eğitim’in müfredatındaki dersleri müzik dersleriyle birlikte veriyoruz ve liseyi bitirdikten sonra bizim yaptığımız bir yetenek sınavıyla üniversiteye geçiyorlar. Türkiye’de konservatuvarlar üniversitelere bağlı, ama Rusya’da öyle değil. Konservatuvarlar yine devlet konservatuvarı olarak adlandırılıyorlar, herhangi bir üniversiteye bağlı değiller ve kendi bütçeleri var. Rusya’da çok sayıda müzik okulu var, çocuklar üniversiteye kadar bu okullarda müzik eğitimi alıyorlar ve sonrasında konservatuvara geçiyorlar. Dolayısıyla konservatuvar eğitimi üniversite çağında başlıyor.
Diğer büyük fark ise kültür ve sanat yaşamı.. Bizler Eskişehir’de yaşadığımız için çok şanslıyız. İki tane Senfoni Orkestrası var. Sıklıkla senfonik, oda müziği ve solo konserler oluyor. Senede bir defa opera festivali yapılıyor. Buna rağmen Moskova’daki sanat yaşamıyla buranın arasında ciddi bir uçurum var. Moskova Konservatuvarı’nda dört tane konser salonu var ve her gün hepsinde en az bir (bazı günlerde bir günde iki konser izleme şansına da sahip olabiliyorsunuz) konser izleme şansınız var. Bunun dışında operalara, balelere, tiyatrolara ve müzelere giderek inanılmaz şekilde kendinizi geliştiriyorsunuz… Bunlar öğrencinin vizyonunu geliştiren şeyler.

Geçtiğimiz günlerde senfoni orkestrasıyla bir konser verdiniz ama ben sizi 4-5 sene önceki konserinde ilk kez görmüştüm. Pek sık konser vermiyorsunuz sanırım?
Hayır, tam tersine çok sık konser veriyorum. Genellikle ülkemizin devlet senfoni orkestralarıyla solist olarak ya da solo ve oda müziği konserleri veriyorum. Genelde herkes soruyor neden Eskişehir’de az konser veriyorsun ya da konser vermiyorsun diye. Üniversitede daha sık konser veriyorum ama Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ile verdiğim konserler uzun aralıklarla olabiliyor.

Resim - 1292_4_l.jpgİZ BIRAKMAK ÖLÜMÜN ÖTESİNE GEÇMEK GİBİ
En çok kimi kendinize yakın buluyor ve kimin eserlerini seslendirmekten hoşlanıyorsunuz?

Moskova’da okuduğum için beni Rus bestecilerle birlikte anıyorlar. Rus bestecilerinin yanında Bach, Mozart, Beethoven, Brahms, Chopin gibi bestecilerin eserlerini çalarken de çok keyif alıyorum. Kısacası güzel olan ve bana hitap eden her eseri çalmayı seviyorum. Ama yine de kendime en yakın bulduğum ve severek çaldığım besteci Sergei Rachmaninov’dur.

Bazen bazı piyano sanatçıları popüler olmak adına bilindik isimlerle albümler yapıyorlar. Peki, size göre popüler olmak mı önemli kalıcı iz bırakmak mı?
İz bırakmak tabii ki. Popüler olarak da iz bırakabilirsiniz tabii ki ama bizim mesleğimizde bu biraz zor. Bu dünyaya bir iz bırakmak sizi ölümün ötesine geçirir.

Eskişehir dinleyicisini nasıl buluyorsunuz?
Eskişehir’in dinleyicisi çok sıcak, kültürlü ve sevecen. Biz de sıklıkla konserlere gidiyoruz ve salonların dolu olduğunu görmek bizleri çok sevindiriyor. Bu çok önemli, çünkü şu sıralarda değil Türkiye’de, dünyanın birçok yerinde konserler eskisi gibi dolmuyor. Genel olarak kültüre, sanata ilgi düşmüş durumda. Birçok kurumun kemikleşmiş seyircileri olsa da ilgi genel olarak azaldı. Eskişehir’de de bu kemikleşmiş seyirci kitlesinin oluştuğunu düşünüyorum. Yılmaz Hocanın bunda çok büyük emeği var.

Konservatuvarda görev yaptığınız için soruyorum. Girişler için talep var mı yoksa son zamanlarda azalma oldu mu?
Talep tabii ki var ama eskisi gibi değil. Aslında Türkiye genelinde bir azalma var. Normal olarak velilerde bu çocuk konservatuvarı bitirince ne olacak kaygısı başladı. Çünkü klasik müziğe zaten çok olmayan destek ve talep iyice azalmaya başladı. Gündeme başka şeyler geldi. TÜSAK diye bir yasa tasarısı planı vardı. Bu yasanın çıkması bu işin neredeyse tamamen kaybolması demek. Orkestraların ve tiyatroların kapatılması söylentisi haliyle insanlarda tedirginlik yarattı.
Resim - 1292_2_l.jpg

Editör: admin admin
PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber NE YAPSAN ESMİYOR...
Sonraki Haber ÇOCUKLUK HAYALİM GERÇEK OLDU

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

Haber Arşivi

Çok Okunanlar

OTOMOBİLLER KAFA KAFAYA ÇARPIŞTI

1

ÖZEÇOĞLU’DAN DESTEK

2

BUĞRA TAMAM SIRA ONLARDA

3
Reyna Premium