ANA SAYFA > Söyleşi > ESKİŞEHİR’DEN KOPAMIYORUM

ESKİŞEHİR’DEN KOPAMIYORUM

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
ESKİŞEHİR’DEN KOPAMIYORUM

Eskişehir Şehir Tiyatroları Oyuncusu Berkay Gökçek, Şehir Tiyatrolarında oynadığı her oyunun içine sindiğini ve çok değerli yönetmenlerle çalıştığını söyledi

Eskişehir Şehir Tiyatroları Oyuncusu Berkay Gökçek, Şehir Tiyatrolarında oynadığı her oyunun içine sindiğini ve çok değerli yönetmenlerle çalıştığını söyledi

Eskişehir Şehir Tiyatrolarının en genç oyuncusu unvanına sahip olan, Berkay Gökçek’i ilk Go Sahne’de sergiledikleri Tiramisu oyununda izlemiştim. Her sahnede performansı çok etkileyiciydi. Ardından Çirkin ve Ağır roman’da izleme şansım oldu. Bu sezonda ise bomba gibi iki oyunla yine tiyatro severlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor…

Resim - 6435_1_l.jpgKEŞKE YÜZYILLAR BOYU OYNASAM
Henüz çok gençsiniz. Nasıl oldu da oyuncu olmaya karar verdiniz?
Oyuncu olmak gibi bir planım yoktu. 17-18 yaşına kadar okumak dışında kendi okul harçlığımı çıkartmak için çalışarak büyüdüm. Uzun yıllar izmir’de bateri çalarak canlı müzik yaptım. İlk sahne deneyimim müzikle oldu aslında. Tam askere gitmeyi planladığım dönemde annem bir gün sabah kahvaltısında, “Eskiden ortaokulda tiyatro yapıyordun. Acaba şimdi de oyunculuk yapabilir misin” diyerek kafama sokunca düşündüm. Konservatuar sınarlarına da bir ay süre var. Bir şansımı deneyeyim dedim. Çok değerli bir hocam vardı, Gürol Tonbul, hemen o bir ay içerisinde benim için elinden ne geliyorsa yaptı. Hakkını ödeyemem. Bir aylık bir çalışmayla konservatuar sınavlarına girince kazandım. Gerçek anlamda tiyatro ilgim benim konservatuar birinci sınıfta başladı. Konservatuar bitip mezun olduktan sonra Eskişehir’e geldim. Burada ne yapacağım derken bir oyun izledim ‘Özgürlüğün Bedeli’ diye, Mert Kırlak’ı gördüm ve dedim ki, “Ben bu tiyatroda oynamak istiyorum” sonra Eskişehir şehir Tiyatrosu’nun bürosunu bulup başvurdum. Onlar da beni kabul ettiler. Öylelikle başladım. Şu an Eskişehir’de beşinci sezonumu oynuyorum.

Oynadığınız roller içerisinde kendinize en çok yakın hissettiğiniz, en çok içinize sinen rol hangisiydi?
Şehir Tiyatrolarında oynadığım her oyun içime sindi. Çünkü çok iyi yönetmenlerle çalıştım. Bütün oyunlar ve birlikte oynadığım ağbilerim ve ablalarım bana çok şey kattılar. Ama en inanarak oynadığım Ağır Roman’daki rolümdü. Ağır roman’da Raftici Fethi’nin çırağını oynuyordum. Emre Basalak, Ağır Roman’da çok güzel yollar açtı bana. O yolları değerlendirerek, Ağır Roman’da iyi bir performans sergilediğimi düşünüyorum. Keşke yüzyıllar boyu oynasam. Çok sevmiştim.

Şehir Tiyatroları dışında Eskişehir’de başka tiyatrolarda da oynadınız mı?
Tabii, Eskişehir’de ustam Gökhan Soylu’nun kurduğu Go Sahne’de rol aldım. Benim tiyatro noktasında ilk ciddi işim ve rolüm Tiramisu oldu. Çok faydaları dokundu bana. Şanslıyım ki çok güzel ağbilerim var.

Bu şansı biraz da siz yaratmışsınız sanki. Eğer siz gerçekten oyncu olmayı istemeseydiniz, etrafınızda ne kadar kaliteli insan olursa, ne kadar usta insan olursa olsun, kendinize bir şeyler katamazdınız diye düşünüyorum…
Evet çok haklısınız. Ben bunun için çok koşturdum. Çok istedim. Hayatımda tiyatroya dair serüvenim konservatuarda, oyunculuğa dair serüvenim de Go Sahne’ye girmemle başladı. Orada Tiramisu ve Çirkin adlı iki oyun oynadım.

Resim - 6435_2_l.jpgİKİ OYUN BİRDEN
Önünüze bir rol geldiğinde, rolünüze nasıl hazırlanıyorsunuz?
Paris’e giden bütün yollar doğrudur. Bence ne kadar oyuncu varsa o kadar farklı hazırlanma yolu olabilir. Tabii ki metotlar var, temel olarak ele alıp faydalanıyoruz. Lakin bir süre sonra oyuncu kendi yöntemini yaratmaya başlıyor. Önce hayalle başlıyor. Ben önce haritayı doğru okumaya çalışıyorum. Sadece oynadığım rolü değil metnin ne anlattığını buluyorum. Sonrasında psikolojik travmalardan yola çıkarak, davranış psikolojisi noktasında rolü içimde büyütmeye başlıyorum. Onunla çok fazla sohbet ediyorum. O bana kendi meselesini söylediğinde onun meselesi benim meselem haline geliyor. Aynı meseleyi onun meselesi gibi sahnede oynayarak seyirciye vermeye çalışıyorum.

Tiyatro dışında başka sanat dalları ya da edebiyatla uğraşıyor musunuz?
Fırsat buldukça gitar çalıp, şarkı söyleyerek çektiğim videoları instagram hesabımda paylaşıyorum. Müzik anlamında bir tek gitar kaldı. Evde bateri çalamıyorsunuz. O yüzden gitar öğrendim, piyano öğrendim. Farklı enstrümanlar şu sıralar ilgimi çok çekiyor. İstanbul kemençesi diye bir kemençeye merak saldım. Belki prova dönemleri rahatladığı zaman onu öğrenmeye başlayabilirim. Çünkü çok istiyorum. Oyunculuk olarak da şu an pek fazla bir şey yapamıyorum. Şehir Tiyatroları olarak dört yeni oyun çıkardık. Ben bu dört oyundan ikisinde oynuyorum. Bir tanesi geçen prömiyerini yaptığımız, “Bir şehnaz oyun” müzikali, diğeri de Aralık ayında sahneleyeceğimiz, “Largo Deselato” Çok keyifli projeler hepsi. Oyunlar biraz üst üste geldiğinden dolayı da kendime ayıracak vaktim pek kalmadı. Oyunculuk dışında uraşmak istediğim çok şey var. Fırsat bulunca yapacağım.

Bu iki oyundaki rolleriniz neler?
Largo Deselato’da ki rolüm hakkında spolier vermeyeyim size. “Bir Şehnaz Oyun” daki rolüm sivil bir memurdu aslında. İstihbaratçı bir adamı oynuyorum lakin konuşamadığı için de anlatamıyorum. Biraz basmakalıp bir insan. Fakat Mert Kırlak bana oyunda Sezai diye bir isim taktı. Onun sayesinde repliklerim biraz çoğaldı. Murat Atak olmadığım sahnelere eklemeye başladı beni. Eskişehirli tiyatro seyircileri tarafından çok sevildi. Yeni gösterimi, 21-22 Kasım’da Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’nde olacak. Hepinizi oyuna bekliyorum.

OKUYUP BEĞENDİĞİM HER METNE AŞIK OLAN BİRİYİM
Sinema’ya girmek var mı kafanızda?
Olmaz mı, çok var. Ama yaşamak zorundasınız, barınmak zorundasınız ya da hastaneye gittiğinizde sigortadan faydalanabilmek için bir takım güvencelerinizin olması gerekiyor. Bunu yapmayı çok istiyorum ama şu anda önceliğim barınmak. Kız kardeşim Özge (Gökçek) senaristtir kendisi, bu konuda bana çok yardımcı oluyor. Evde kendi kendime kamera karşısına geçip bir sürü şey oynuyorum. Oynadığım şeyleri tembelliğimden gerekli yerlere yollamıyorum. İlerde yolladığımda belki siz de beni sinemada izlersiniz. Ama sahneyi çok seviyorum. Eskişehir Şehir Tiyatrolarını çok seviyorum. Abilerimi, ablalarımı çok seviyorum. Birazcık da duygusal bir bağ var. O yüzden Eskişehir’den kopamıyorum.
Resim - 6435_3_l.jpg

“Ya, bunu bir gün oynamak istiyorum” dediğiniz bir oyun var mı?
Çook. Üniversitede mezun olurken bir tez vermiştim. Tankred Dorst’un Ben Feuerbach oyununu oynadım. Tezimde bu oyunu oynadığım zaman çok etkilenmiştim. İleride bu oyunu tekrar sahneye koymayı çok istiyorum. Onun dışında Küheylan oynamak istiyorum. Ben bir de yer altı tiyatrosuna daha yatkın olduğumu düşünüyorum. Sansürsüz, gerçek, yer altı, köprü altı, daha gerçek duyguları ve meseleleri sorun eden oyunları çok seviyorum. Okuduğum ve beğendiğim her metne aşık olan biriyim. Yeterince istediğim şartlara ulaşınca hepsini oynayacağım.

Bir paylaşımda görmüştüm tam hatırlamıyorum ama bir söz vardı orada. O söz de, “Herkes oyuncu olur ama tiyatrocu olamaz.” gibi bir şeydi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Az önce demiştim ya Paris’e giden bütün yollar doğru diye, kamera karşısındaki de oyunculuk, sahnedeki de oyunculuk. İkisinde de yapmak zorunda olduğunuz belirli teknikler var. Sahnede de yapılan her şey oyunculuktur, kamera karşısında yapılanlar da oyunculuktur. Doğru ya da yanlışı yoktur, güzeli ve çirkini vardır.

Dünya çapında Türk sineması ve oyuncularının geride kalmasının nedeni ne sizce?
Ülkemizin, sinemaya, tiyatroya ve sanata verdiği değerle alakalı olduğunu düşünüyorum. Dünya çapında bilinen yönetmenlerimiz var, Fatih Akın, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz gibi. Bunların hepsi dünyada iz bırakan yönetmenler. Bu biraz kültürle alakalı. Ülkenin mitleri ve hikâyeleri ile alakalı. Hikâyemizi ve derdimizi doğru anlatıyoruz ama tanıtmakta güçlük çekiyoruz. Umarım içinde bulunduğumuz bu durumdan bir an önce kurtulup, en ücra köşeler dahil olmak üzere, meselemizi anlattığımız işler yaparak bütün dünyaya kendimizi tanıtırız.
Resim - 6435_4_l.jpg

Eskişehir’de yaşamak, oyunculuğuna olan katkıları dışında size neler kattı?
Ben İzmir’de doğdum, orada büyüdüm ama mutlu olduğum tek şehir Eskişehir. Havasından mıdır, suyundan mıdır, şeker fabrikasının o kokusu mu bağımlılık yaptı bilmiyorum. Burada çok güzel insanlarla karşılaştım. Onlar da burada kalmama sebep oldular. Küçük ve Avrupa standartlarında bir yer. Her şey elinizin altında. Sanat yönünden, tiyatro yönünden fazlasıyla gelişmiş, güzel işler çıkaran bir şehir. Soluduğunuz hava ne kadar temiz bilmiyorum ama baktığınız her yerde çok güzel şeyler görebilirsiniz. Büyülü bir şehir.

Editör: admin admin
PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber UYGULAMA YOK AMA TABELA ÇAKILDI
Sonraki Haber 76 KİŞİYE TOMBALA OPERASYONU

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

Haber Arşivi

Çok Okunanlar

OTOMOBİLLER KAFA KAFAYA ÇARPIŞTI

1

ÖZEÇOĞLU’DAN DESTEK

2

BUĞRA TAMAM SIRA ONLARDA

3
Reyna Premium