ANA SAYFA > Söyleşi > HAYATLA DERDİ OLANLAR YAZAR

HAYATLA DERDİ OLANLAR YAZAR

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
HAYATLA DERDİ OLANLAR YAZAR

Tedirgin Sular adlı şiir kitabının yazarı Kağan Uzuner, şiir kitabından ve kendinden bahsederken, “Şiir sevmeyen hiç kimseyle çok iyi anlaştığım söylenemez. Şiirin neyini seviyorsunuz diye soruyorlar bazen. Ben de, ‘Doğru şiirle karşılaşmamışsınız”...

Tedirgin Sular adlı şiir kitabının yazarı Kağan Uzuner, şiir kitabından ve kendinden bahsederken, “Şiir sevmeyen hiç kimseyle çok iyi anlaştığım söylenemez. Şiirin neyini seviyorsunuz diye soruyorlar bazen. Ben de, ‘Doğru şiirle karşılaşmamışsınız” diyorum. Hayatla derdi olan insanlar yazarlar” dedi.

Resim - 11427_1_l.jpgKağan Uzuner, geçtiğimiz aylarda çıkardığı ‘Tedirgin Sular’ adlı kitabıyla, şiir camiasında hatırı sayılır bir kitleye ulaştı. Daha önce dergilerde yayınlanan şiirleriyle birlikte yayınlanmayan şiirlerini topladığı kitabında, şiir severlere birçok duyguyu aynı anda yaşatmayı başarmış. Kendisini şair olarak görmese de ilerleyen yıllarda adından çok fazla söz ettirecek gibi duruyor.

Sizi biraz tanıyalım, şiir yazmanın dışında neler yapıyorsunuz?
Bir yerde özgeçmişler kısmında okumuştum, “Geçmişimin bir özü yok” diye.  Nerede doğdum, nerede öleceğimi bilmiyorum. Nerede öleceğimin de bir önemi yok diyerek başlamak isterdim ama Eskişehir doğumluyum. Doğduğundan bu yana doğduğu kenti hiç terk etmemiş bir adamım.

Yazmanın dışında, şiire ilk ilginiz olduğunu ne zaman fark ettiniz?
18 yaşındaydım. Konuyu bir kadına getirmeyeceğim tabii ki. Adalar’da dolaşırken bir kitapçının önünden geçiyordum. Kitapçıya girdim. Rafların arasında dolaşırken bir kitabın kapağı dikkatimi çekti. Bir tane adam diz çökmüş, arkasından bir kalp terlenmiş. Şimdi bakarsanız kapağı çok lirik yapış yapış bir kitap ama ismi çok hoşuma gitti. ‘Bir nedeni yok, yalnızca öptüm’ diye Küçük İskender’in kitabıydı. Onu sevdim. Okudum. Ertesi gün ikincisini aldım. Onları da okudum, birikti. Kendim yazmaya çalıştım, başarısızdı. İskender’in birçok kitabını aldım. Atilla İlhan’a sıçradım, Nazım’a sıçradım. O zamanlar daha tesadüf eseri elime geçen kitaplar alıp okuyordum. Bilinçli bir okuma olmadı. O süreçte İskender bana, o anda bulunduğum duygu durumlarını, benim anlatamayacağım ama anlatmak istediği şekilde anlattığı için ona yöneldim. Sonra 2017’de tanıştık. Tanıştığımızda Adımlar’a gelmişti. Sonra onunla başka bir yere gittik. Bir kız arkadaşla tanıştım, Didem diye. 2007-2008 yılında ‘Adı Biz’ diye bir dergi çıkıyordu. Onun editörlüğünü yapıyordu. İlk şiirim yayımlandı. Ondan sonra, şiirlerimi ilk gönderdiğim dergi Bireylikler’di. Orada arka arkaya iki tane basıldı. Lacivert’te basıldı. Sonra bir arkadaşımla fanzin çıkartmaya başladık. Acatalpa’da yayınlanmaya başladı. Sonra arkadaşım Şakir, Gard’ı çıkartmaya başladı. Bir müddet sadece Gard’ta yayınlamaya başladım. Arada Har ve Deliler Teknesi’nde çıktı. Şiiri Özlüyorum’da çıktı. En son 2015’te Varlık’ta çıktı bir daha başka yere göndermedim…

Neden?
Sadece Gard’a gönderdim. Bilmiyorum, Varlık’tan sonra başka bir yere göndermek içimden gelmedi.

YAŞAMA DEĞİL, HAYATTA KALMA HAKKI
Dergi konusuna girmişken, son dönemde çıkan edebiyat dergileri için neler düşünüyorsunuz?
Takip etme fırsatı bulamıyorum. Bu benim hatam açıkçası. Yaşama hakkını değil, hayatta kalma hakkını kullanıyoruz çoğu zaman. Bir çok isteyip de yapamadığımız şeyler varken, dergi takip etmek hem maddi olarak hem de zihinsel olarak efor sarf ettirecek şeyler. Ama ciddi manada takipten bahsediyorum. Böyle herhangi bir dergiyi alıp sanki bir şeyleri kaçırıyormuş hissiyle ya da bir şeylere yetişiyormuşuz hissiyle sayfalarını karıştırmaktan, yüzde atmışının reklam olduğu dergilerden bahsetmiyorum. Ciddi ciddi ekstradan okuyup anlamak için mesai harcanacak dergilerden bahsediyorum. Arada aldığım oluyor ama eskisi gibi isimleri yakın takip edemiyorum. Şiirlere bakarken beğendim ya da beğenmedim diye ayırıyorum.

Kitap yazma öncesinde şiir, roman ya da öykü yazanların bu tarz dergilere yazdıklarını göndermesinin yazana ne tür faydaları olduğunu düşünüyorsunuz ya da var mı?
İlk etapta teşvik anlamında çok etkisi oluyor. Kelebeğin Dünyası’nda ya da Varlık’ta şiiri çıkmayanın, şair sayılmadığı dönemler vardı. Bazı zümrelerce hala daha öyle ama bunu bazı dergiler, yeni oluşumlar bunun ötesine geçmeye çalışıyorlar. Bazı dergiler, güncel şiirde gençlere daha fazla destek veriyorlar, sayfa açıyorlar. Ama bir yerden geçmek gerekiyor. Sistemi değiştirebilmek için sistemden geçmek gerekiyor. Sadece ana akım yayınlardan ya da dergilerden ziyade biraz daha alternatif yönler seçildiği zaman pek tanınılmıyor. Bu çok önemli de olmayabilir elbette ama bir yerde de olması gerektiğini düşünüyorum. Herkes her dergide yazmamalı. Bir üslup, bir tarz vardır. Her dergide görünmeye çalışmak dışarıdan bakıldığında komik duruyor. Şiiri gönderdikten sonra acaba çıktı mı diye merakla sayfaları karıştırmak ve takip etmenin heyecanı başka. Bir de takip ettiğiniz yere şiirlerin gönderilmesi çok önemli. Bir yerden sonra o derginin bir parçası oluyorsunuz. Ne kadar oluşum aşamasında olmasanız da belli periyotlarda şiirinizin basılması, aynı tarzdaysanız, aynı dünya görüşüne ve estetik algıya sahipseniz, belli türden bir aileye dönüşüyorsunuz.
Resim - 11427_2_l.jpg

HEP BİR TEDİRGİNLİK VAR
Kitabın adını neden “Tedirgin Sular” olarak seçtiniz?

Bir yerden sonra insan hayata tedirgin bakmaya başlıyor ister istemez. Bu da bir savunma mekanizması. Tesadüfle tasarı kardeştir diyorum ben. Biraz tesadüf biraz da tasarı.

Kitabını da dergilere gönderdiğiniz şiirlerden de var mı?
Var, hatta onları bilerek seçtim. İnsanın kendisine, ürünlerine ya da yazdıklarına dışarıdan bakması biraz zor. İyi kötü bir editöryal bakış açısından, bir süzgeçten geçtiklerini düşündüğüm için onları koymayı istedim. Başka bir gözle bakılmışlar ve yayınlanmaya değer görmüşler. Bazılarını sevmesem de, başarısız bulsam da koymak istedim.

Bu da bir cesaret…
Sonuçta ben yazdım…

Siz başarısız görüyorsunuz ama okuyan onu başarısız görmeyebilir. Çoğu zaman da görmüyor hatta…
Burada acımasız davrandığımın farkındayım. Üslup ister istemez değişiyor. Bazı şiirlerde gereksiz, klişe söylemleri yakaladım ama değiştirmek istemedim. Orada onun kalması gerekiyordu.

Resim - 11427_3_l.jpgİlk Küçük İskender’den etkilendim dediniz ya, sonrasında etkilendiğiniz bir şair oldu mu?
İster istemez etkileniyorsunuz. Ben biraz daha ikinci yeniye kaydım. Edip Cansever, Turgut Uyar, hafif İlhan Berk, Sezai Karakoç, Ahmet Oktay, Ahmet Erhan…

Ahmet Erhan diyecektim. Bazı şiirlerinizde onun şiirlerini okuduğum zaman hissettiğim duyguları hissettim...
Ne diyordu Ahmet Erhan, “İyi çocuk ol. Acın da büyük, unutulmasın…” Hep bir tedirginlik var. Onda da bir tedirginlik var. Bulanık. Şiir benim için öyle. Mesela bir nesneyi düşünün dediğiniz zaman net bir form düşünürler. Genel hayal ederler. Bende bulanıktır. Bağdaştırdığımın başka bir şeyle karşılığı yoksa onu hayal edemem. Bir elma hayal et dediğinizde, bir dizideki cesedin sırtındaki dövmenin şekli geliyor aklıma.

Şiirde?
Net değil. Bazılarında ritim, ezgi dolanır kafasında. Ressamlar da direkt o çerçeveyi, görüntüyü çizerler. Bende de imgeler var. “Kuvvetli şiir kendisine gerçeklik arasında yer açan şiirdir” diyor, Oruç Aruoba, ona katılıyorum.

Sizin için?
Şiir bir yerden sonra kendisini gerçekleştiriyor. Bazı edebiyat öğrencilerinden garip tepkiler almıştım. ‘Şiirin gerçek hayatta bir karşılığı yok’ diye. Şiir üzerine herkesle konuşamam. Ama şöyle bir şey var, bazı şiirler kendisine gerçeklik içinde yer açıyor. Kehanet olarak görmüyorum ben bunu ama kendisini gerçekten gerçekliyor. Şiir görünen şekliyle ortaya çıkıyor ve bir süre sonra gerçekleştiğini görüyorum. Bu sefer şunu düşünüyorum, “Onu yazdığım için mi böyle oluyor yoksa böyle olacağı için mi onu yazdım?” yazıldıktan sonra ikisi de beni etkiliyor.

Kitabınızda var mı öyle şiirleriniz?
‘Biz bunu bir ara hiç konuşmayalım’ bu öyle bir şiir. Kendisini altı ay sonra gerçekleştirdi. Net bir olay anlatmıyor. Bağlantıyı nereden kurduğunuza bağlı. Auster’in bir sözü aklıma geliyor, “Bazı yaşantılar, onları yaşayabilecek insanlara sunuyorlar kendilerini. Bazı hikâyeler de onları yazabilecek insanlara açarlar, gösterirler kendilerini…” diye. Hikâyeler anlatıldıkça dünyanın döndüğünü düşünüyorum ben. Birkaç tane hikâye de anlatmak benim payıma düştü. Bir tanesi erken gelen bir ölümün ya da kısa sürmüş bir ömrün hikâyesi. Anlattıkça görevimi tamamlamış gibi düşünüyorum.

Resim - 11427_4_l.jpgŞiirleri yazıp, kitap haline getirdikten sonra da görevinizi tamamlamış gibi hissettiniz mi?
Çok kapalı anlattım ama. Kitabın basılma süreci biraz hızlıydı. Nasıl çıktığını anlamadım ben. Hala tamamlanmış hissetmiyorum.

O zaman devamı da gelecek mi?
Gelmesi gerekiyor. Tek kitapla olmaz.

ŞİİR SEVMEYENLE ANLAŞAMIYORUM
Şiir sevmeyen hiç kimseyle çok iyi anlaştığım söylenemez. Şiirin neyini seviyorsunuz diye soruyorlar bazen. Ben de, ‘Doğru şiirle karşılaşmamışsınız” diyorum. Hayatımız deneysel bir şiirde olabilir bakarsanız. O noktada yazıp da yazmamak arasında çok fark olmuyor. Yazmasam ölürdüm diyenler oluyor. Yazınca da ölünüyor. Bazen eğilim daha fazla oluyor. Yazarken ki kelimelerin, konuşurken ki görünür olması hali bir istenç oluyor. Asıl anlatılmak istenilen kişiye anlatılamadığı zaman biraz da yayılıyor. Hayatla derdi olan insanlar yazarlar.

Yazan insanın hayatla derdi vardır dediniz…
Rahatsızlığı olması gerekiyor. İnsan mutluyken de rahatsız olabilir. Anlatamıyordur, çok fazla anlatıyordur, çok fazladır… Rahatsızlık olmadan eylemin olmayacağını düşünüyorum ben. Bazen bir eylem oluyor, bazen bir duygu durumu olabiliyor…

Editör: admin admin
PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber GOL SİLAHLARI SLAVKA PEROVİC
Sonraki Haber MELEK GİBİ BABA

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

Haber Arşivi

Çok Okunanlar

OTOMOBİLLER KAFA KAFAYA ÇARPIŞTI

1

ÖZEÇOĞLU’DAN DESTEK

2

BUĞRA TAMAM SIRA ONLARDA

3
Reyna Premium