ANA SAYFA > Söyleşi > İYİDEN ÖTE GÜZELİ ARAMALIYIZ

İYİDEN ÖTE GÜZELİ ARAMALIYIZ

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
İYİDEN ÖTE GÜZELİ ARAMALIYIZ

Eskişehir Şehir Tiyatrolarının önemli isimlerinden Mete Ayhan ile hem tiyatro üzerine hem de rol aldığı Duvarların Ötesinde oyunundaki rolünü konuştuk. Ayhan, “Biz oyuncular olarak iyiden öte güzeli aramak zorundayız. Oyuncuysanız empati duygunuzun...

Eskişehir Şehir Tiyatrolarının önemli isimlerinden Mete Ayhan ile hem tiyatro üzerine hem de rol aldığı Duvarların Ötesinde oyunundaki rolünü konuştuk. Ayhan, “Biz oyuncular olarak iyiden öte güzeli aramak zorundayız. Oyuncuysanız empati duygunuzun yüksek olması gerekiyor” dedi

‘Duvarların Ötesi’ndeki rolünüze geçmeden önce sizi kısaca tanıyalım istiyorum…
1973 yılında İzmir’de doğdum. 20 yaşıma kadar İzmir’deydim. İktisat Bölümünü bırakıp Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümüne gittim. Uzun süre Ankara’da yaşadım. Bir sene Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarının yöneticiliğini yaptım. Yerel Sanat yönetmenliğini yaptım. Hemen arkasından 2000 yılında Eskişehir Şehir Tiyatrolarına geldim. Okul döneminde üçüncü sınıftan başlayarak Ankara Sanat Tiyatrosunda rol aldım. Rutkay Aziz’in Genel Sanat Yönetmeni olduğu dönem. Altan Erkekli’nin müdürlüğünü yaptığı dönemlerdi. Aynı zamanda Altan Erkekli hocamdı benim. Onlarla çalışmak çok büyük bir keyifti. Altan Erkekli benim için hala bir usta ve izinden yürümeye çalıştığım önemli insanlardan birisi.

Duvarların Ötesi’nden bahsetmek istiyorum. İlk Yılmaz Büyükerşen oynamıştı. Uzun yıllar sonra yeni yönetmen ve yeni oyuncularla yeniden yorumlandı ve sahnelenmeye başladı… Oyunun yeniden sahnelenmesi fikri kimden çıktı?
Fikir yönetimden çıktı. Uzun zamandan beri konuşuluyordu sahne alması. Bu oyunun Eskişehir’in tiyatro macerasında çok önemli bir yeri var. Akademi Tiyatrosunun ilk oynadığı, burada tiyatro mücadelesinin verildiği yıllarda yapılan ilk oyunlardan bir tanesi. Hatta Turgut Özarkman ile Yılmaz Hoca’nın ilişkisinin ilk başladığı oyun diye biliyorum. Uzun süredir devam ediyordu. Açıkçası, bana Duvarların Ötesi dendiğinde hep eskiyi çağrıştırıyordu. Kendi kendime niye bu kadar eski bir oyunu yapacağız ki diye soruyordum. Ama çalışmaya başlayınca çok önemli bir noktada çok önemli bir problemi ele aldığını düşününce çok büyük keyif almaya başladım. Çünkü baktığınızda bu ülkedeki en büyük sorunlardan bir tanesiydi idam problemi. Bizde de idam konusunu ele alan Türk Tiyatro Edebiyatında ilk olarak Turgut Hoca’nın Duvarların Ötesinde de görüyoruz. Bugün atlattık şükür ama hala gelecek mi gidecek mi tartışmalarının döndüğü dönemdeyiz. Hatta bazen bana oyunda öyle geliyor ki, hapishane konusunu da sorgulayan bir yapısı var…
Resim - 35787_1_l.jpg

İDAMI SORGULUYOR
Toplumu da sorguluyor, her şeyi sorguluyor….
Evet, Turgut Hoca, çok özel yazarlardan bir tanesi. Özellikle tiyatro edebiyatı adına çok öenmli. Sonrasında bütün Türkiye onu Şu Çılgın Türkler serisi ile tanıdı. Konuyu derinlemesine ele almadan yazmayan insanlardan bir tanesi. Genellikle son sözü söylemez, halka bırakır. Herkes onun buraya kadar getirdi niye son sözü söylemedi dediğini bilirim. Onun da tarzı bu. Bizim oyunumuzda da mahkumların her yönüyle sorunlarını ortaya koyuyor. 4 tane hapishaneden kaçmış mahkumun kaçış hikayesini, zeytin deposunda geçirdikleri iki günlük hikayeyi izliyoruz. O hikayenin içinde toplumu, hapishaneyi, idamı sorguluyor. İdamı hatta biraz yererek sorguluyor açıkçası.

Sizin rolünüze de değinelim. Hem karakter olarak çok ilginç hem de tek kolla oynuyorsunuz. Bu da ayrı bir maharet…
Maharet mi bilmiyorum. Seneler önce bir parmağı kopuk bir adamı oynamıştım. Bu sefer de tek kolu olmayan bir adamı oynadım. Bir dahaki sefere de yürüme engelli birini oynayacağım diye tahmin ediyorum. Baktığımda şu feleğin çemberinden geçmiş insanlardan birini oynuyorum aslında. Hikayesi çok ilginç. Dışarıdan baktığınızda en kötü karakterlerden bir tanesi. Oyunda kıza sarkıntılık etmek gibi, her türlü vahşete ve şiddete açık insanlardan bir tanesi…

Ama bir taraftan da eğlenceli bir yanı var. Hem esprili hem de rol içinde rol yapıyor…
Evet, öyle de bir yanı var. Hep öyleymiş. Hayatı ne olursa olsun, bütün her şeyiyle, bütün zorluklarıyla kabul edip yine de hayata, “Amaaan adam sen de” diyen insanlardan bir tanesi belki de. O yüzden de bütün her şeyin hatta o kaçış hikâyesinin içinde bile eğlenecek bir şeyler buluyor. En kötü anda bile espri yapabilen insanlardan bir tanesi. Dışarı çıktığında vurulabileceğine rağmen çıkarken kıza espri yaparak çıkabiliyor. O kadar umurunda değil hayat. Bir taraftan da hapishanede sürekli film izliyor ve izlediği filmlerden edindiği rol yeteneği var. Onu da kullanıyor. Her karakterde bunu görmek çok güzel bir açıdan hepsinin burada olma nedeni çok acı nedenler. Benimkinin de babasının hayat hikayesinden kaynaklı bir durumu var. Yönetmenimiz Murat Atak bunu hep, böyle insanlar var diye söylüyordu. Rolün içine girince gerçekten de böyle insanların var olduğuna kanaat getiriyorsunuz. Bir de ben İzmir’de Basmane bölgesinde büyüdüm biraz. Böyle insanlara da uzaktan şahit olduğum durumlar var açıkçası. Onun da verdiği bir tecrübe de var. Biraz onu da kullandım. Ben rolümü çok sevdim ve severek oynuyorum.

Resim - 35787_2_l.jpgKötü ama esprili ve renkli 

Rol size teklif edildiğinde kendinizden de bir şeyler eklediniz mi?
Ben her role kendimden bir şeyler koymaya çalışıyorum. Çünkü şunu kabul etmek lazım, tiyatroda yazar ilk yaratıcıdır. Yönetmen son şekli veren ama arada oyuncu gibi büyük bir faktör var. O da rolle buluşmasını doğru yaparsa her şeyi sahnede daha güzel kılabiliyor. Biz oyuncular olarak iyiden öte güzeli aramak zorundayız. Onun için de kendimden yola çıkıyorum. Benim için ne kadar uzakta da olsa ben ona yakınlık kurabiliyorum. Oyuncuysanız empati duygunuzun yüksek olması gerekiyor. O rolle buluşabilmek için başka çareniz yok. Benim seneler sonra tiyatro yapıyorum diye hissettiren projelerden bir tanesi oldu. Hatta başta hiç oynamasak mı bu oyunu dememe rağmen benim için çok özel oyunlardan biri oldu. Özellikle seyirciyle buluşup seyircideki karşılığını görünce bayağı bir mutlu oldum.

Sizin oynadığınız karakter beni en çok etkileyen karakterlerden birisiydi. Kötü ama baktığınızda esprili, ama bir yandan da çok acı çekmiş. Diğer karakterlere baktığınızda kimisi acısını içine atmış hep susuyor oyun boyunca. Birisi lider. Diğeri anne kuzusu gibi. Kızımız ve doktor da öyle. Her rol çok iyi canlandırılmış ama sizin rolünüz daha çok dikkat çekenlerden birisi.
Çok teşekkür ederim. Rolü bana uygun gören Murat Atak. Murat Ağbi başta bir sormuştu, ben de siz ne uygun görürseniz onu oynarım demiştim. Rolün içine girdikçe bu kadar renkli bir rol olduğunu anlayınca o kadar keyif aldım. Şunu belirtmek gerekir, rol ne kadar renkliyse oyuncuyu o kadar motive ediyor. Sahnelenmese bile öyle bir rolü çalışmak bile çok keyifli. Seyirciyle buluştuğunda onun karşılığını görmek daha da mutlu ediyor.

İngilizler Türkçe bilmese de çok beğendi 

Duvarların Ötesi için çok severek oynadım özel oyunlardan biri dediniz, ya diğerleri neler?
Birincisi benim için hala o birinci. Maalesef ondan daha iyisi hala olmadı. Misafir diye 9 sezon oynadığımız oyun var. Ondaki başrolü, Musa’yı ben oynadım. En önemli rollerden bir tanesiydi. Yine bu sahnede gencecik hallerimizle kendimizden kaç yaş üstündeki hallerini oynadık. Bunun için çok çalıştığımızı hatırlıyorum. O çok önemli bir prova süreciydi. Sonunda bütün Türkiye’ye Eskişehir Şehir Tiyatrolarının adını duyuran bir oyun oldu. O sene direkt İstanbul Festivaline katıldık. İngilizler gelip seyrettiler. Adamlar tek kelime Türkçe bilmemelerine rağmen çok beğendiler.
Resim - 35787_3_l.jpg

Oyuncu olmayan oyuncu koçu oluyor

Tiyatroyla ilgilenmek isteyen gençlerin kimisi konservatuvara gitmek istiyor, kimisi de eğitim sistemine güvenmiyor ve kendini yetiştirmek istiyor. Siz neler öneriyorsunuz?
Eğitim sistemine güvenmemek konusu benim için çok doğru bir nokta değil. Çünkü her şeyin bir okulu var. Tiyatronun da bir okulu var. Ama şunu da kabul etmek lazım. Türkiye’de bu alanda çok fazla okul var. Eski okulumdan bir arkadaşımla konuşurken bu yıl 310 oyuncu mezun olacak diyordu. Bizim ülkemiz için tiyatro alanından bir senede bir okulda 310 öğrenci mezun etmek çok makul değil. Çok fazla özel üniversite var. Hemen hemen hepsi tiyatro bölümü açtı. Bazılarının eğitimi iyi bazılarının kötü. Devlet Üniversitelerindeki durum tartışmalı hale geldi. O açıdan üniversitelerin soru işareti oluşturduğunu kabul ediyorum ama eğitimin de gerekli olduğunu unutmamak gerekiyor. Eğitim size bir sistematik veriyor. Onu iyi ya da kötü kullanmak size kalmış bir şey.

Oyunculuk son dönemde sinemaya baktığımızda çok kaliteli filmler yapılıyor ama gişe filmleri dediğimiz filmlerde olsun dizilerde olsun yetenekten ziyade fiziki görünüm ön planda. Oyunculuk yozlaşmaya mı başladı?
Benim için en temel sorunlardan birisi bu. Çok büyük bir yozlaşma başladı. Tabii ki bir insan manken olabilir, oyunculuğa geçiş yapabilir ama bunun bir eğitimi var. Alaylı olsanız bile kursu var, kulüpleri var, stüdyoları var, oyuncu koçları var. Onları kullanarak oyunculukta çok iyi yerlere gelmiş insanlar var. Ben onları çok takdir ediyorum. Mesela Kıvanç Tatlıtuğ. İzlerken çok önem verdiğim insanlardan biri. Oyunculuğunu bir yerlerden bir yere getirdi. Ama herkes böyle değil. Oyuncu koçluğu diye bir durum var ki, İstanbul’da herkes oyuncu koçu. Oyunculuk yapamayacağını anlayanlar oyuncu koçu oldu. Eskişehir o piyasadan biraz uzak kaldığı için bu açıdan şanslıyız. Bence en temel problem bizde yurt dışındaki gibi sendika olmaması. Türkiye’de bunun karşılığı yok. Türkiye’de bir karşılık alabilmek için meslek odası kurmamız lazım. O meslek odasına üye olanlar oyunculuk yapmamalı. Şartları olması lazım. O şartları yerine getirenlerin hem tiyatroda hem de televizyon ve sinema sektöründe yer alması gerekiyor, devletin de buna destek vermesi lazım. Nasıl ki, ziraat odasına üye olmayan ziraatçılar mesleklerini yapamıyorsa bizde de öyle olmalı. Amerika’da bu böyle. Buna ağırlık vermemiz gerekiyor yoksa çok büyük bir çöküş yaşayacağız. Artık planlı gitmek gerekiyor.

Son olarak neler söylemek istersiniz?
Birincisi bana bu şansı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. İkincisi ben İzmir’de doğdum ama 20 yıldır Eskişehir’de yaşıyorum ve Eskişehir’i çok seviyorum. Bunu sağlayan şehrin dokusu değil, Eskişehir insanı ve seyircisi. Bu salonu doldurdukları için teşekkür ediyorum. Seçici oldukları ve saygın insanlar oldukları için teşekkür ediyorum.

PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber ÖZER’İN İLK SINAVI
Sonraki Haber SENFONİ’DEN YENİ YIL HEDİYESİ

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU