ANA SAYFA > Söyleşi > KAYGILAR SANATIN DÜŞMANI

KAYGILAR SANATIN DÜŞMANI

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
KAYGILAR SANATIN DÜŞMANI

Dünyaca ünlü Keman sanatçımız Özcan Ulucan, sanatın masum bir alan olduğunu söyleyerek, “Sanat da para söz konusu olduğunda, para ön plana çıktığında artık sanat değildir. O olguya artık sanat denmiyor. Para kaygısı, ortada olma kaygıları, ünlü olma...

Dünyaca ünlü Keman sanatçımız Özcan Ulucan, sanatın ma- sum bir alan olduğunu söyleyerek, “Sanat da para söz konusu olduğunda, para ön plana çıktığında artık sanat değildir. O olguya artık sanat denmiyor. Para kaygısı, ortada olma kaygıları, ünlü olma kaygıları, ego kaygıları sanatın düşmanıdır” dedi

1973 yılınsa Bulgaristan’ın Sumen kentinde başlayan bir yaşamın ardından 6 yaşında kemanla tanışıyor Özcan Ulucan. Daha sonra 9 yaşındayken piyanist kardeşi Birsen Ulucan ile ilk konserini veriyor. Orkestra eşliğinde ise ilk konserini Sumen Filarmoni Orkestrasıyla birlikte 13 yaşındayken veriyor. 1989 yılında ise ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç ediyor ve kemanını ve sanat yapma tutkusunun peşinden giderek, hem Türkiye’de hem de dünyanın birçok ülkesinde dünyaca ünlü isimler ve orkestralarla birlikte sahne almakla kalmıyor, bolca da ödülü tutkusunun yanına nazar boncuğu olarak ekliyor. Kardeşleri Birsen Ulucan ve Ayşen Ulucan ile birlikte de bir araya gelerek konserler vermeye devam ediyor. Kendisiyle Bach-çe Sanat Akademisinin düzenlediği konseri sonrası keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendisiyle söyleşi yapmamız için vesile olan Bach-çe Sanat Akademisi’ne ayrıca teşekkürlerimi buradan iletmek istiyorum.
Resim - 33511_1_l.jpg

Sumen’den Türkiye’ye sonrasında da dünyanın dört bir yanına uzanan bir hayat hikayeniz var. 1989 yılında ailenizle birlikte Türkiye’ye göç ettiniz ve çok küçük yaşlarda kemana başladınız. Farklı bir ülkeye gelmenize rağmen içinizdeki o tutkunuzu bırakmadınız…
Tutku dediğinizin coğrafyayla ilgisi yok. Eğer fizik bir sakatlık ya da hastalık geçirmezse insan tutkuyu hiçbir şey etkilemez. Bana göre tutku oluştuysa bir şekilde ölene kadar onunla yaşanır. Sanatçıların hikayelerine de baktığınızda bunu görürsünüz. Bizim için de öyleydi. Ailemiz, bizi sevenler, bizi yeterince sevmişler ki, sanat gibi insanoğlunun tüm tarih boyunca en üst seviyeye eriştiğinin birinci olgusu sanattır. Bize bunu aşılamışlar. İkinci olgusu bana göre bilimdir. Çünkü bilim daha çabuk bir şekilde kötüye de hizmet etmiştir. Sanat o anlamda daha masumdur. Fakat sanat da para söz konusu olduğunda, para ön plana çıktığında artık sanat değildir. O olguya artık sanat denmiyor. Para kaygısı, ortada olma kaygıları, ünlü olma kaygıları, ego kaygıları sanatın düşmanıdır.

O zaman bugün gerçekleşen birçok konser için ya da etkinlik için sanat değildir diyebilir miyiz?
Evet, müzik, konser dediğimiz birçok olay aslında sanat değil, sanata dahil değildir. Onlar müzikal eğlence olabilir. Tiyatronun da bu gibi yanı vardır. Tiyatro yalnızca güldürmek ya da başka şey değildir. Güldürmek büyük bir sanattır ama çoğu sanat değildir. Çünkü “Sanatın bir derdi olması gerekir” diye bir söz bilirim. Bu sözün sahibi Türkiye’nin gururu, bir yönetmeni Ahmet Uluçay. Yaşamıyor, çok kısa bir hayatı var. Köyde doğup büyümüş. Onu köy yönetmeni olarak biliyoruz. Hayatımın en güzel filmlerinden biri onun, ‘Karpuz kabuklarından gemiler yapmak’. Tüm sanatseverlere ve herkese bunu tavsiye ediyorum hep. Birkaç filmi vardır hayatında. Bütün filmlerini dünya izlemeli. O demiştir, “Sanatın bir derdi olmalı” diye. Derdin olması demek değil ki, çok üzülmelisin, yatıp ağlamalısın ve bunu yansıtmalısın. Bu değil, derdin yani anlatacak bir şeyin, paylaşacak bir meselen olması gerekiyor ve bunu dürüstçe anlatman gerekiyor.
Resim - 33511_2_l.jpg

Peki, sizin derdiniz ne?
Benim derdim, bir şeyi paylaşmak, mesaj vermek. Eserlere bağlı. Sanat eserlerinin, çaldığım eserlerin farklı mesajları var. Onu keşfedip onları yansıtmak, bir ayna olmaya çalışmak. Tam ayna olmak değil de, bir yansıtıcı bir elektrik kablosu… Bizim işimiz yorumcu olarak, sanat eseriyle onu dinleyen, izleyen kişiler arasında mükemmel bir elektrik kablosu olmak. Bestecilik kablonun bir tarafı olmak oluyor. Tiyatro oyunu yazanı ile onu oynayan oyuncu olduğu gibi biz de öyleyiz.

KARANLIK OKYANUSLARDA BİRER FENERLER
Kendinizi en yakın hissettiğiniz kim?
Tek bir isim olduğunu söylemek istemem. Çünkü sanatçı işinde tutkulu ve dürüstse ki, sanatçılarda özellikle söylediğin, çaldığın, konuştuğun, oynadığın bedeninle ifade ettiğin her şey için mümkün olduğunca dürüst olması gerekiyor. Bunu başarmış her sanatçı benim için örnektir. Mesela Niccolo Paganini. Bana çok çekici geliyor. Tek başına geçirmiş olduğu bir hayatta, yalnızlığa kapıldım, benim kaderim bu diyerek depresyona girmemiş, onu bağımsız bir güce çevirmiş bir insan olarak ona hayranım. Aynı şekilde Beethoven. 2020 yılı onun doğumunun 250’nci yılı. Bütün dünya onun bu değerini, insani büyüklüğünü bilen, onu dürüstçe, samimi bir şekilde kutlayanlar olacaktır. Ben de şahsen kız kardeşlerimle, onlar da müzisyen, Birsen Ulucan, Ayşen Ulucan, kutlayacağız. Beethoven, büyük Beethoven, insan olmanın gurur verdiği şeylere ulaşmış. Ufak tefek şeylerle değil. Günlük hayat herkesin derdi ama esas amaçladığı eşitlik kardeşlik mesajını biliyorsunuz 9’uncu senfonisi ünlüdür. Gelin kardeş olalım, birlik, beraberlik içinde olalım mesajı vardır. İşte bunlar benim için peşinden gitmek istediğim büyük örnekler. Beethoven’ın bir sözü de vardır, onu müziğiyle de söylemiştir ama “İnsanlar arasında iyilikten başka üstün bir şey tanımam” der mesela. İşte sanatçının hası budur. İyi ki, böyle insanlar var. Bizim için onlar bir ışık. Hayatta karanlık okyanuslarda birer fenerler.
Resim - 33511_3_l.jpgÖRNEK BİR ŞEHİR
Son olarak şunu sormak istiyorum. Eskişehir’e sık sık geliyorsunuz. Eskişehir dinleyicisini nasıl buluyorsunuz?
Evet, çok severek geliyorum. Eskişehir’in iki tür dinleyicisi var. Birincisi Üniversite dinleyicisi. Üniversitelerde de salon var. Anadolu Üniversite öğrencisi bu anlamda örnek bir üniversite. Oraya gelen seyirci profili üniversite öğrencileri. Onlara müziği verdikçe, sanatı tanıttıkça çok güzel bir ilgi gelişiyor. Aynı şekilde Eskişehir halkı da öyle. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliği yaptığı çok büyük bir senfoni orkestrası var. Türkiye’de bir tane daha var o da İstanbul’da Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası var ki onlar da bu çapta büyük değil.  Tüm şehirlerimiz için örnek bir şehir. Diğer şehirler bu anlamda çok geç kaldı. Eskişehir dinleyicisi haftada bir konsere gittikçe daha bilinçleniyor. Düne kadar Eskişehir diğer büyük şehirlerden uzaktı ama artık onların üstünde. Diğer bazı büyük şehirlerde devlet senfoni orkestraları var ama onların devlet tarafından desteklenmeleri çok yetersiz. Eskişehir seyircisi gittikçe daha bilinçli, daha ilham dolu ve daha gelişmiş bir şekilde konserlere geliyor.
Resim - 33511_4_l.jpg

AYNI RUHU TAŞIYORUZ
Sizin de dediğiniz gibi kardeşleriniz de sanatla uğraşıyor. Üçünüzün de sanatla uğraşmanızın iyi ya da kötü yanları neler?
Anlayacağınız üzere çok yakın olmak, çok sık görüşmüş olmanın, çok uzun zaman beraber geçirmiş olmanın bir şımarıklığı var akrabalar arasında. Bazen ölçüyü kaçırarak laf atmak, eleştirinin dozunu kaçırmak oluyor. Özde aynı ruhu taşıyoruz. O yüzden tüm o çalışmaların mutfak taraflarının, atışmalarının sonrasında, sahnede Beethoven’ın o bahsettiği kardeşlik olgusuna erişiyoruz.

Bir yandan da birbirinizden de besleniyorsunuz…
Tabii, sanatçı sanatçıyı besler. Her kardeş anlaşamıyor maalesef. Tarihe baktığınızda anlaşamayan hatta düşman olan ünlü kardeşler var. Ailemize anne babamıza ve öğretmenlerimize çok minnettarız ki, bize sanatın ışığını gösterdiler. Ateşini verdiler. O doğrular, sanatın erdemleri ve insanlığın erdemleri bizi birleştiriyor. Akraba olmasanız da sizi birleştiren güzelliklerin olması önemli. Annem babam doktor olmalarına rağmen, sanata büyük Haranlık ve saygı duyan insanlardı. Aynı şekilde edebiyatla da çok yakından ilgilenirlerdi. Halen de öyle hatta annem yaşamıyor ama ikisi de gençliklerinde ve şimdi şiir yazarlardı. Bu edebiyat, sanat bizi çok güzel yoğurdu, hala da yoğurmaya devam ediyor. Bizim için ailemizin etkisi itici güç oldu. Size annemin bir şiirini okumak istiyorum,
Resim - 33511_5_l.jpg

“Bak ben ne resmi yaptım,
Bir üçgen tepesi yukarıda
Hayır, bu dağ değil,
Ben kederin resmini yaptım dağ kadar..
Bak ben ne resmi yaptım,
Pencere önünde sandalye…
Hayır, bu gökyüzü değil,
Ben sevginin resmini yaptım gökyüzü kadar…”
Bu işte bizi oluşturan güç…
Resim - 33511_7_l.jpg
Resim - 33511_8_l.jpg

PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber KONGREYİ MAHKEMEYE TAŞIYACAĞIZ
Sonraki Haber TİYATRO ZAMANI

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU