ANA SAYFA > Söyleşi > KİTABI HAK EDENE VERİRİZ

KİTABI HAK EDENE VERİRİZ

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
KİTABI HAK EDENE VERİRİZ

Dekavil Sahaf’tan Ali İsmail Arı ile Eskişehir’de sahaflığı, sahaflığın inceliklerini konuştuk. Arı, “Sahaflığın, ikinci el kitapçılıktan farklı bir yanı da şudur. Her kitabı herkese vermeyiz. O kitabı paradan ziyade hak edecek insana veririz” dedi...

Ali İsmail Arı, Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü mezunu. 3 yıldır da sahaflıkla ilgileniyor. Dekavil Sahaf’ta meraklılar için birbirinden güzel eserlere ev sahipliği yapıyor. 3 yıldır her ay kitap mezatı düzenleyerek, okurlara farklı kitapları sunmaya çalışıyor. Kendisiyle sahaflık üzerine konuştuk.

Ne zamandır sahaflıkla ilgileniyorsunuz? Daha öncesinde var mıydı böyle bir merakınız?
Sahaflıkla çocukluğumdan beri ilgileniyorum. Çocukken babamla beraber çizgi roman almak için İstanbul’da sahaflar çarşısının bulunduğu Aslıhan Pasajı vardır. Oraya gittik. Ben orada sahafları ve kitapları yığılı halde görünce çok büyülenmiştim. Çünkü taşrada büyümüş bir insandım ve kitapları sadece kırtasiyelerde görürdük. Çok da imkanımız olmadığı için kitap alamıyorduk. Genelde kütüphanelerde basit şeyler denk gelir onları alıp okurduk. Orayı görünce bu işin meslek olarak da yapılabileceğini fark ettim ve o zamandan beri de kitaplarla iç içeyim. Son üç yıldır da aktif olarak bu mesleği Dekavil Sahaf’da icra etmeye çalışıyorum.

Bir sahaf kitaplara ne kadar hakim olmalı?
Kitapların hepsine hakim olmanız imkansıza yakındır. Bizim meslekte eskiden usta-çırak ilişkisi varmış. Eskiden ustalar yol gösterici niteliğe sahip çıraklarına oldukları için ellerine kitap aldıkları zaman hangi dilde olursa olsun neye dair olduğunu, nasıl bir kitap olduğu, kimlere ulaşabileceğine dair fikirleri olurmuş. Sahaflar ister istemez birçok dile hakim olması gereken insanlar.
Resim - 36481_1_l.jpg

SAHAFLAR BİRÇOK DİLE HAKİM OLMALI
Tam da onu merak ediyordum, sahaflar birçok dile hakim olmalı mı?
Dil çok önemli. Bizim meslekte ilk bilmemiz gereken dillerden birisi Eski Türkçe dediğimiz Osmanlıca gelir. Osmanlıcaya hakim olduktan sonra yanında ister istemez Farsça ve Arapçaya da az da olsa hakim olabilmek lazım. Bunun yanında modern dünyada sık kullanıldıkları için İngilizce, Almanca, Rusça ve benzeri diller gerekiyor. Ben şu an Almanca biliyorum, İngilizce biliyorum, Fransızca biliyorum, Osmanlıcayı biliyorum yani şu an Moğolcaya kadar biliyorum. Bunların ayrımı sahaf açısından önemli. Her kitabı elinize aldığınızda başlığından anlamayabilirsiniz. Çünkü Türkçeye çevrildiklerinde farklı çevriliyorlar. Dil bilmenin en büyük avantajı kitabı açıp içeriğinden, hikayesinden analiz edebilirsiniz. Özel baskı kitapları bilmeniz için dil meslekte çok önemli. Bu işi gerçekten sahaf olarak yapmak isteyenlerin yapabileceği şey bu.Resim - 36481_2_l.jpg

Her sahafın alanı ayrı ayrı

Gerçek sahafla, bunu esnaflık mantığıyla ticari amaçlarla yapanları müşteri, okur ya da meraklı nasıl ayırt edebilir?
Sahafların kendi koleksiyonları olmasının yanında koleksiyonerlere kaynak sağlayan, efemera sağlayan kişilerdir. İkinci el kitapçılar ise daha ticari düşünüp tüccarvari hareket ederler. Bunun farkı şuradan belli olur, tek bir alana değil, genel alanlara hakim olanlar sahaflardır. Ben kendi adıma örnek verdiğimde kütüphanemde sadece Balkan edebiyatı ile ilgili eserler topluyorum. Mesela bir Emin Erat İşli ağbimiz var, o mesela çok nadir eserler toplar. Ermenice, Osmanlıca özellikle Yunanca da çok farklı kitaplar topluyor ve koleksiyon yapıyor. Diğer alanlar ile ilgili de sorduğunuzda bilgisi mutlaka vardır. Sahaflık bu işin sonradan oluşan kısmı.  Ben Türkiye’nin en genç sahaflarından biriyim. Kendimize sahaf diyebilmemiz için elimizden yüzlerce, binlerce ürün geçip çok fazla kitabı ya da efemera ürünleri görüp tanıyabilmemiz, tanıyamadığımız zaman da usta çırak ilişkisi dediğimiz mevzuuyla bilene sormamız gerekiyor. Elinizde bir 18’inci yüzyıldan kalma bir kitap olduğu zaman bunu Eskişehir’de bilebilecek kişi sayısı yok denecek kadar az. Ama İstanbul’da bunu bilebilecek insan sayısı çok. Sahaflığın ikinci el kitapçılıktan farklı bir yanı da her kitabı herkese vermeyiz. O kitabı paradan ziyade hak edecek insana veririz.

Bunun ayrımını nasıl yapıyorsunuz peki?
O zaten davranışlarından belli oluyor. Mesela benim elimde çok özel bir baskı Mesnevi var. Cildi özel altın varaklı deri bir cilt. Ebruları var. Bir müşteri geldi, ne kadar dedi, ücret sordu. Öğrenince “aaa tamam ben alayım bunu” dediği zaman anlıyorsunuz. Çünkü içeriği hakkında hiçbir merakı ve bilgisi yok. Öyle olunca vermiyoruz. Her zaman olmuyor tabi bu. Bazen beklemediğimiz insanlardan beklemediğimiz davranışlar da görüyoruz.
Resim - 36481_3_l.jpg

 

İşin sırrı kitap bulmak

Ürünleri nasıl temin ediyorsunuz peki?
Aslında çevre ön planda. Bu işin en zor kısmı ve mesleğin sırrı kitap bulabilmek. Kitap bulmak da artık iyice zorlaştı. İnanlar mirasa sahip çıkmak yerine çöpe veya hurdacıya veriyorlar. Hurdacılar da artık kitaplar çok getirmiyor diye demire metale yöneldi. İstanbul’da okuyucuya ve satıcıya yönelik mezatlar oluyor. Ben de her ay okuyucuya yönelik mezatlar düzenliyorum. Bir diğeri de esnaflar. Mesela bazı sahaflar her alanda kitap satmıyor. Eline satamayacağı kitaplar denk geldiğinde onu satabilecek sahaflara gönderiyor. Bir diğeri de bit pazarları. Bit pazarlarında burada o kadar yok ama en önemli şey burada bilgi. Mesela ben buradaki bit pazarında gezerken iki adam eline kitabı aldılar aa kuranmış bu diyerek bıraktılar. Onlar gittikten sonra ben de elime aldım baktım meğer Osmanlıca Nutuk’muş. Osmanlıca bilgim olduğundan o kitabı kurtarmış olduk. Onun bakımını yaptıktan sonra müşterisine teslim ettik.
Resim - 36481_4_l.jpg

Bu tür özel kitapların bakımı nasıl oluyor?
Şu an çok kalmadı ama eskiden mücellitler vardı. Eskiden bizde ciltleme çok değerliydi. Osmanlı döneminde bir kitabın cildine baktığınızda çok özel varaklar kullanılırdı. Edebiyat kitaplarında, medrese kitaplarında farklı kullanılırdı. Bizim elimize böyle kitaplar geldiğinde kitabı bakterilerden arındırmak için üniversitelerde bir cihaz var. İlk onu kullanıyorum. Ondan sonra belli başlı bezlerle tozunu almaya çalışıyorum. Daha sonra kitap kurtlarının kitaba zarar vermemsi için ben defne yaprağı ve lavanta koyuyorum kitabın aralarına. Bu hem o kitabın bakterilerden uzaklaşmasına ve korunmasına neden oluyor hem de okur aldığında kitapların arasında gördüğünde mutlu oluyor. Özellikle değerli kitaplar geldiyse ve dağılmışlarsa, İstanbul’da hala bu işi yapan mücellitler var. Kitabı yeni baştan yapıyor. Özel kağıtlar kullanıp eksik olan yazılarını yapabiliyorlar. İlk hali gibi olmasa da yakın haline getiriyorlar. Çok alternatifi var. Kişi bazındaki değeri oldukça kitabı kurtarmak kolay.

Teknoloji çok gelişti. İnsanlar okuma anlamında dijital kitaba da yönlendi bu sizi nasıl etkiliyor?
Ben bu soruyu yıllar önce sahaf bir ağbime sormuştum. O da bana şöyle cevap vermişti ki, bence hala geçerli…, “Kitap okuma oranı artar azalır, e-kitap artar azalır, her şey dijitale döner bunlar bizi etkilemez. Kültür yozlaşırsa sahaflık ölür” demişti. Bunlar dediği gibi bizi etkileyen şeyler değil aslında. Asıl kaybettiğimiz hissiyat. Eski kitaplara ne zaman açıp bakarsak hep bir not vardır. Bu insanlar kitaplara bir değer yüklüyorlar. Bir diğer kitaplar da nadirat dediğimiz internette bulamayacakları kitapları bizde bulabilmeleri. Bizi etkileyen en büyük şey, insanların internetten kitabı ayırtıp, dükkana gelmemeleri. Dükkandaki 8 bin kitap gün yüzü görmüyor. O doku hissedilmiyor. Sahaflarda kitaplar üzerine muhabbet edilir, başkaları da varsa birbirleriyle sohbet ederler, bilgi edinirler. Gelen giden de çok acıdır ki sadece fotoğraf çekmek için gelip gidiyorlar. Kitabın özü başka bir şeydir. Sahafta kitap bulma işi aramadır. Çok kitap önerisinde bulunmuyoruz. Araştırıp kendi bulsun. Bulursa kazanır.

Bir kitabı kıymetli yapan şeyler neler?
Birincisi yazarı, şairi, hazırlayan derleyen insan… Mesela Reşat Ekrem Koç’un kitapları bir ara çok değerliydi hala çok değerli. Çok değerli çalışmaları var. Şimdi tekrar basılmaya başlandı. O çalışmaları göz ardı edilmeye başlandı. İkincisi baskı adedi, üçüncüsü konusu. Özdemir Asaf’ın şiirleri güzeldir, değerlidir okunur ama kitap ilk baskı ya da imzalı olduğu zaman değerlidir. Ama Reşat Ekrem Koç’un herhangi bir kitabı çok değerlidir. Çalışmaları çünkü çok değerli. Halide Edip Adıvar’ın Osmanlı Türkçesi ile yazdığı kitabı da değerlidir. Günümüzde bunların yanında özel baskı, özel ciltli olup olmadığı da önemli. Döneminde anlaşılmasa dahi ona yüklenen değerle anlaşılıyor bu durum.

PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber DOLANDIRICILARA DİKKAT EDİN!
Sonraki Haber Haber Bulunamadı

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU