ANA SAYFA > Söyleşi > KİTAP ALMAYI, OKUMAYI BİLMİYORUZ

KİTAP ALMAYI, OKUMAYI BİLMİYORUZ

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
KİTAP ALMAYI, OKUMAYI BİLMİYORUZ

Sahaf Devran Bildik: İnternet bizi tembelleştirdi. Yemek yemenin bile kültürlere göre bir kriterleri vardır. Kitap nasıl alınır, nasıl okunur diye bir kültür de vardır ama maalesef biz bilmiyoruz...

Sahaf Devran Bildik: İnternet bizi tembelleştirdi. Yemek yemenin bile kültürlere göre kriterleri vardır. Kitap nasıl alınır, nasıl okunur diye bir kültür de vardır ama maalesef biz  bilmiyoruz

Devran Bildik, kitap satmak için üniversiteyi bırakmış. Yaklaşık 7 yıl kitap sattıktan sonra sahaf olmaya karar vermiş. Eskişehir’de de 1,5 yıldır Fahrenheit 451 Sahaf adındaki dükkânında sahaflık yapıyor. Kendisiyle kitapçılığı, sahaflığı ve son dönemde çok konuşulan “Çocuklara ücretsiz kitap” dağıtma etkinliklerinin öyküsünü konuştuk.

Devran Bey, nasıl başladınız kitap satmaya?
Buraya Muğla’dan geldim. Muğla’da kitapçıydım. 7 yıldır kitapçılık yapıyorum. Yaklaşık bir seneden biraz uzun bir süredir de sahaf olarak sadece ikinci el kitap alıp satıyorum.

Eskişehir’e ne zaman geldiniz?
Yaklaşık 1,5 sene önce geldim. Muğla’da Arkeoloji öğrencisiydim. Kitapçılık yapabilmek için üniversiteyi bıraktım.

SIFIR KİTAP PİYASASI TEKELLEŞTİ
Sizi kitapçılığı bırakıp sahaf olmaya iten neden neydi?

Birkaç şey var. Sıfır kitap satmak başlı başına bir sorun. Sıfır kitap piyasası bir çeşit tekel haliyle ilerliyor. Şu an piyasaya hâkim olan bir toptan ağ var. Bu toptancılar size kendi toptan sitelerinde kitapları size yüzde 35 iskontoyla satıyorken, perakende sitelerinde yüzde 30 ıskontoyla satıyorlar. Arada sizin para kazanabileceğiniz miktar çok düşük. Etiket fiyatıyla satmaya kalktığınızda insanlar size diyor ki, “Ya arkadaş bilmem hangi sitede şu kadar neden sizde böyle” diyorlar. Onun dışında sıfır kitap almak için de eğer etiket fiyatıyla insanlar kitap almak isterlerse size gelmek yerine daha büyük, oturma yerleri olan, daha kurumsal firmaları tercih ettiklerinden butik küçükbaşlı sıfır kitap Türkiye’de imkânsız. Çünkü hâlihazırda siz evinizde oturduğunuz yerden herhangi bir internet sitesini açıp kitabı sipariş veriyorsunuz ayağınıza kadar geliyor.
Resim - 17281_1_l.jpg

Tabii, kitap internette satılan diğer ürünler gibi farklı ya da yanlış gelmiyor…
Evet, zaten sabit bir şeydir. Orada sitede arkadaşlar artık kitabın ebadını, ağırlığını, hamurunun cinsini, sayfa sayısını, baskı yılını yazıyorlar, her şeyini yazıyorlar. Sizin orada görmediğinizi bir şeyi yok. Ben büyük boy istiyordum küçük boy geldi diyemezsiniz. İndirimleri var kampanyaları var, arada hediyeleri var. Bir sürü sizin baş edemeyeceğiniz sistemleri var. Üstelik internet sitesinde kitap satabilmeniz için elinizde kitap olmasına gerek yok.

KİTAP NASIL ALINIR BİLMİYORUZ
Elde kitap yoksa o ürün nasıl satışa sunuluyor ki?

Siz orada yayınevinden kitapların görsellerini alıp listeleyebilirsiniz. Sizden sipariş alındığında gidip yayınevinden istersiniz. Yayınevi size gönderir. Siz zaten siteye de yazarsınız, ‘Temin süresi 3 gündür’ diye. Bu demektir ki, o bir yerden 3 iş günü içinde temin edilecek. Kitabın müşterinin eline ulaşması 10 günü buluyor. Ama insanlar hala internetten alışveriş yapmaya devam ediyor.

Bu neden oluyor sizce?
İnternet bizi tembelleştirdi. Sanıyoruz ki hiçbir şey yapmaya vaktimiz yok. İnternette her şeyi daha kısa sürede yapıyoruz ama zaman konusunda hala en çok şikâyet ettiğimizi dönemdeyiz. Artık bir yere gidip kitap kurcalamak yok. Her şeyden ziyade bizim ortak anlaştığımız, kitap nasıl alınır, kitapçı nasıl gezilir kültürümüz yok. Şarabın bile nasıl içileceğine dair kriter vardır. Yemek yemenin bile kültürlere göre bir kriteri vardır. Kitap nasıl alınır, nasıl bakılır diye bir kültür de vardır ama biz bilmiyoruz.

Peki, kitap nasıl alınır?
Bir kitapçıya gittiğinizde iki ihtimal vardır. Ya hiç kitap bilmiyorsunuzdur, kitap okumaya başlamak istiyorsunuzdur ya da zaten kitap okumuşsunuzdur ve aklınızda sizin yazarlar ve kitaplar vardır. Kitapçıya girdiğinizde o kafanızdaki liste sizi bir tür listesine de götürür. Felsefe, sosyoloji, edebiyat, şiir her neyse bir türü okuya okuya sevmeye başlarsınız ve o türün bulunduğu rafı seçerek rafı taramaya başlarsınız. Orada sevdiğiniz yazarları ve kitabı ararsınız ve kafanızda zaten sevdiğiniz bir konu da vardır. Orada bir kitap görürsünüz. Hiç duymadığınız bir yazardan hiç duymadığınız bir kitap da olabilir, çok duyduğunuz bir yazardan hiç duymadığınız bir kitap da bulursunuz onu orada öğrenirsiniz. Kitapçıya gitmenin esprisi budur. Kitapçıda öğrenirsiniz. İnternetten sadece satın alırsınız. İnternet size sadece belli başlı şeyleri öğretir. Rafın karşısına geldiğinde kitaplar görürsünüz, yazarlar görürsünüz ve bir anda keşfetmeye başlarsınız. Böyle kademe kademe kitap kültürünüz oluşmaya başlar. Artık öyle bir hale geldi ki, internet kültürü o kadar sardı ki, şu an sahaf arkadaşlarımızın yüzde 50’si internet olmasa çoktan kapanmıştı. Belli başlı yerlerdeki belli başlı sahaflar kalırdı…

Neden?
Siz Eskişehir’de değeri 5 bin lira olan İstanbul'la ilgili bir kitabı satamazsınız ama o insanı internetten bulup satabilirsiniz. O sizi ayakta tutan şeydir. Hepimiz artık internet sayesinde ayakta kalıyoruz. Biz dükkânı açtığımızda yaklaşık 3 hafta boyunca hiç müşterimiz gelmedi. Eşim sağ olsun dedi ki, “Hayatım, sen çok anlamıyorsun. Bak herkes internette. Sen burada olduğun sürece varsın” dedi. Artık bizim sanal dünyada varlığımız, gerçek dünyadaki varlığımızı ispat ediyor. Eğer sanal dünyada var değilsen gerçek dünyada da var değilsin.  Dükkânımızın sosyal medya hesabını açtıktan sonra dükkânımıza insanlar gelmeye başladı.Resim - 17281_2_l.jpg

ÇOCUK KİTAPLARINDAN PARA KAZANMAK DOĞRU GELMEDİ
Çocuk kitaplarını ücretsiz verdiğiniz fotoğraf da sosyal medyada ilgi gördü.
çocuklara ücretsiz kitabı zaten 7 senedir ücretsiz veriyordum. Sadece ailelerden zaman zaman sembolik olarak birer, ikişer lira alıyordum. Hiçbir zaman çocuk kitabından para kazanıyor olmak fikri bana doğru gelmedi. Yalandan aldığımız ücret bile bazı ailelere zor geliyor. Ailesinin bütçesi yeterli değil diye o çocuğun bir suçu günahı yok. Tüm bu sürecin içerisinde okuyan bir nesil, nasıl çıkacak emin değildim. İlk başta suiistimal edilir mi diye çok düşündük ama olursa da ne olacak dedik.

Hiç suiistimal eden oldu mu peki?
Olmaz mı? Aldıkları kitapları hiç geri getiren olmadı. Sadece tek bir çocuk vardı. Üstelik hemen hemen bütün çocukların bayıldığı kitaplardan üç tanesini almıştı. O çocuk beni çok şaşırttı. Çocuk aldığı üç kitabı da okuduktan sonra geri getirdi. “Ben bu kitabı çok seviyordum fakat alıp okuyamıyordum. Buradan aldım okudum. Şimdi başka çocuklar da okusun sevinsin” dedi bıraktı kitapları. O kadar hoşuma gitti ki, al kitaplardan birisi senin olsun dedim, “Hayır başka çocuklar da okuyacak” dedi. O çocuğun resmini alıp evimin duvarına asasım geldi. Getirmeyen çocuk tatlı değil diye de bir şey ok. Çocuk her daim tatlıdır. Çocuklar okumak istediği müddetçe buradan kitap alabilirler.

Çocuk demişken, aileler çocuklarının kitap okumamalarından çok yakınıyor. Bunun nedeni ne sizce?
Çünkü sen izin vermiyorsun. Çocuk buraya gelecek ve o seçecek. İyi, güzel, kötü, çirkin değil, çocuk kitap seçecek. “Bu ona faydalı mı?” sorusu kadar beni parçalayan bir soru yok. Bu kitap, zaten faydalı. Okuyor olması bile başlı başına bir şey. Önce kavram olarak başlar her şey. Dünyanın bütün iyi yazarları Dostoyevski, Tolstoy okuyarak başlamıyorlar. Bir takım kitaplar okuyarak başlıyorlar ve okudukça kitap kültürü oluşturmaya başlıyorlar ve kadem kademe kendi doğrularını buluyorlar. İlla doğruları bulmak zorunda değiller. Arada bizim de kafamızı boşaltacak bir şeye ihtiyacımız yok mu? Her etkinliğimiz kültürel yönden ağırlıklı olmak zorunda değil ki. Kötü denilen kitabı okurken kötü vakit geçirilmiyorsa o noktada, o kitap kötü bir kitap değildir. Hiç kimse Dostoyevski okumak zorunda değil. Sen çocuğun aradığı macerayı, kitaplarda bulmasını engelliyorsan, o çocuk macerayı televizyonda, tablette, telefonda arar. Bir de şu an çocukların önlerinde girmeleri gereken birçok sınav var. Çocuklar sınavlara hazırlanırken, test kitabı, ders kitabı görmekten normal kitap görmek istemiyorlar. Elinde kitap formatında görünen her şeyden nefret ederek büyüyorlar.

TİYATRO VAR AMA TİYATRO KİTABI OKUYAN YOK
Eskişehir’de sahaf kültürünü nasıl buluyorsunuz?
Çok kötü. Biz aslında buraya imajdan dolayı geldik. Eskişehir’in Türkiye’de şöyle bir imajı var, “Eskişehir bir kültür şehri” Eskişehir, tiyatrolarıyla bütün memlekette bilinen ve övünülen bir şehir. Peki, Eskişehir’in tiyatrosu bu kadar iyi ve büyükse, niye Eskişehir’de doğru dürüst tiyatro kitapları satılmıyor? Bu arkadaşlar ne okuyor? Bir tekst ortaya atılıyor da herkes onu mu okuyor?  Niye bu tarz şeylere ilgi yok? Bir ticaret varsa eylemler de ticari olmak zorunda. Biz tacir değil, esnaf versiyonuz. Her kitabı satmak zorunda değilim. Ama nasıl bir eczacı sattığı ilacın tüm prospektüsünü bilmek zorundaysa bir sahaf da sattığı kitapların özelliklerini, hangi çevirisinin daha iyi olduğunu bilmek zorunda. Sahafların böyle bir misyonu var.

Editör: admin admin
PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber ALKIŞLARIMIZ BUGÜN ESKİŞEHİRLİ YAĞMUR’LA
Sonraki Haber Haber Bulunamadı

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

Haber Arşivi

Çok Okunanlar

OTOMOBİLLER KAFA KAFAYA ÇARPIŞTI

1

ÖZEÇOĞLU’DAN DESTEK

2

BUĞRA TAMAM SIRA ONLARDA

3
Reyna Premium