ANA SAYFA > Söyleşi > KÜTÜPHANECİLİĞİ BIRAKTIM YAZAR OLDUM

KÜTÜPHANECİLİĞİ BIRAKTIM YAZAR OLDUM

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
KÜTÜPHANECİLİĞİ BIRAKTIM YAZAR OLDUM

“İkircikli Gece” adlı kitabı ikinci baskısını yapan Zehra Çam ile bir araya geldik. Bir kız çocuğu olarak okuma mücadelesini, edebiyat ve sanata uzanan yolculuğunu dinledik

“İkircikli Gece” adlı kitabı ikinci baskısını yapan Zehra Çam ile bir araya geldik. Bir kız çocuğu olarak okuma mücadelesini, edebiyat ve sanata uzanan yolculuğunu dinledik

Zehra Çam’ı tanımayanınız yoktur. Gerek yazdığı yazılar, gerek katıldığı etkinlikler, gerek ‘İkircikli Gece’ adlı şiir kitabındaki şiirler, gerekse de Tv programlarıyla Eskişehirlilerin kalbine taht kurmuş bir isim. Kendisiyle belki de hayatına dair bu zamana dek konuşulmayanları konuştuk. Nereden nereye diyebileceğiniz bir hayat hikayesi okyacaksınız bu söyleşide. Ben konuşurken çok etkilendim. Sizin de etkileneceğinizi düşünüyorum.

Resim - 4707_1_l.jpgBİR GECEDE KARAR VERDİM
Zehra Hanım yazmaya nasıl başladınız?
Çocukluktan beri yazıyorum. Yazmaya tesadüf eseri başladım. Çocuk yaşta şiir, deneme, hikâye karalamalarımız olurdu ama ben esasında Lisede Fen bölümleri mezunuyum. 79’lu yıllarda Türkiye’de Eğitim Enstitüleri kapandı biliyorsunuz. Biz kızlara o yıllarda ancak hemşirelik ya da öğretmenlik hedef konulurdu. O yılların siyasi kargaşası içersinde babam, “Sen üniversiteye gidersen vurulursun” diyince çalışma hayatına atılmak zorunda kaldım. Bazı mecburiyetler gereği çalışmayı seçmek zorunda kaldım. Yaklaşık 10 yıl kütüphane memurluğu yaptım. O sırada bol bol okuma fırsatı buldum. Zira çocukluğumdan beri olan bir istekti bu. Bizim sülaleden ya da köyden liseye kadar ilk okuyan kız benim. Okumayı başardım.

O algıyı da kırmak zor değil mi o dönemde?
Zaten bütün travmamız oradan kaynaklanıyor. O algıyı kırınca benden sonra da okuyanlar oldu. Okumaktan kastım da ilkokuldan sonra ortaokula gidip gitmemek, liseye devam edip etmemek, üniversiteyi okuyup okumamak… 80’li yıllara kadar bunlar alt gelirli grupların ya da köy kökenli ailelerin kızları için hep tartıştığı bir konuydu. Ben bu direnişi liseye kadar gösterebildim. Süleyman Çakır Lisesi’nde okudum ben. Okuma isteğim devam etsin diye, mezun olduğum okulda kütüphane memuru olarak başladım. Çünkü kütüphanede olmak benim için bir bakıma okumaya devam etmek anlamına geliyordu. Sonra ani bir kararla okumak istediğim kitapların veya yapmak istediğim işin bu olmadığına karar verip bir gecede istifa karıverdim.

Neydi size bu kararı aldıran?
Hayatta sistemlerin içine girdiğiniz zaman, bir takım körleşmeler oluyor. Siz, sizden önce sistematize edilmiş bir dünyanın içine doğuyorsunuz. Tabii ki, bu sistem içerisinde birçok şey ediniyorsunuz, öğreniyorsunuz. Ama kendiniz olmak, kendi ideallerinizi yapma noktasında, ya sisteme ayak uyduracaksınız ya da sistemden ayrı yolunuzu çizeceksiniz. Bir okulda kütüphane memuru olmanın aslında öğrenmeyle alakalı olmadığını fark ettim.
Resim - 4707_2_l.jpg

KENDİNİ BULMA ARAYIŞI HAYAT BOYU SÜRÜYOR
Yayınlanan ilk yazınızı hatırlıyor musunuz?
90’lı yıllarda burada bir derneğin tiyatro grubu vardı. Onlara diksiyon dersi verdim. Oradan biri bana, “Hocam siz çok güzel konuşuyorsunuz, bir de bunları yazsanıza” dedi. Ben de, “Niye yazalım gerek var mı?”, “olur, olur” dedi. Eskişehir’de Aziziye diye Emirdağlıların bir dergisi vardı. Oranın yöneticileriyle tanıştım, olur mu olmaz mı derken, “Hop diri diri dat diri dit diri dom, ben yarimi seviyom” türküsüyle başladı. Televizyonda Serpil Kaya diye bir İzmir sanatçısı vardı. O bu türküyü söylüyordu. Yüzünde türkü söyleyen bir kadının hissettikleri yerine, o işi yapan bir kadının endişelerini, kaygısını, acısını hissettim. Onun üzerine bir yazı yazdım. Sonra bu birbirini takip etti. Sonra şiirlerim geldi. Şiirlerimi Rahmi Emeç, Sakarya Gazetesi’nde bir köşesi vardı orada yayınladı. Edebiyat dergileriyle tanıştım, derken bugünlere geldim. Şu an bir şiir kitabım var ‘İkircikli Gece’ diye. 2002 yılında da Sakarya Gazetesi’nde kültür sanat yazıları yazmaya başladım. 2005’de Anadolu Gazetesine geçtim. Yaklaşık 2010 yılına kadar aralıklarla yazdım. 2010 yılında Follow Magazin’de sanat yazıları ve röportajları yazıp yayınlamaya başladım. Aynı zamanda da reklam yazıları yazıyordum. Şimdilerde de Actual Magazin’deyim…

Memuriyetten istifa ettiğinizi anlatırken “Kendini bulmak” diye bir deyim kullandınız. Peki, kendinizi bulabildiniz mi?
İnsanın kendini bulabilme çabası hayat boyu süren bir şey. Son zamanlarda psikiyatristlerin söylediği bir cümle benim aklımı çok kurcalıyor, düşüncelerimizin yüzde 98’i bize ait değilmiş. Biraz önce ben söyledim ya, biz bizden önce şekillenmiş bir dünyaya geliyoruz. Burada öğretilmiş, satın alınmış bir dünya var. Freud’un bir sözü var: “İnsanın önünde iki büyük mesele vardır. Birisi kendi benzerini aramak, ikincisi de kendini diğerlerinden farklı kılmak”

Siz hangisine giriyorsunuz?
Bence insanda her iki çaba da var. Çünkü insan kendini ararken sıradan olmayı öğreniyor. Sistemler belli bir süre sonra sizi, herhangi edindiğiniz bir rolle tanımlıyor. Ama insanın tamamen gireceği bir kalıp yok bence. Bu nedenden dolayı bize ait olan şeylere yolculuk yapmak, bunları bulmak ve araştırmak yapmak zorundayız. Zaten böyle bir yolculuğunuz yoksa giydiğiniz bütün elbiseler size dar gelmeye başlıyor. Siz o elbiseyi çıkarıp atmadığınız zaman ya elbise yırtılıyor ya da o huzursuzlukla şişmanladığınız için elbiseyi kendiniz patlatıyorsunuz.Resim - 4707_3_l.jpg

BİRBİRİMİZİ DİNLEMEYE ALIŞIK DEĞİLİZ
Sanat bir süre sonra insanın hayatına yol arkadaşı olarak giriyor değil mi?
Sistemlerden bahsediyoruz ya, bu sistemlerin adaletle ilgili bir problemi var. Aile içinde iyi ve kötü bir arada verilerek büyüyoruz. Hayatın içinde sevgiyle ilgili büyük bir problem var ve sistemlerinde vicdanla ilgili problemler var. Bu nedenden dolayı insanın kendi tercihlerinden ve seçimlerinden bahsetmek biraz zor. Sanat bana göre insanın akli, iradi ve vicdani seçim yapmasında insana büyük bir ayna tutuyor. Sanat bize bunlarla ilgili hem arınma sağlıyor hem de gösterge oluşturuyor. Çünkü sanat karşısında sadece bir insan var, şu millet bu millet yok.

Türkiye’deki ve Eskişehir’deki sanat çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şey taraf olmak ve karşı taraf olmak üzerinden tartışılıyor. İnsanın kendine giden yoldaki her şey bir takım tekellerin elinde. Sanatçılar da muaf değil. Türkiye’de sanatçılar, ya muhafazakar ya da marjinal olmak zorunda bırakılıyor. Her şeyin kutupsallaştırıldığı bir ülkede irade özgürlüğünün olması mümkün değil. Birbirimizi dinlemeye alışık değilsek, Yunus Emre’yle Erasmus’u aynı kitaplarda okumayı başaramıyorsak, bir taraf Edip Cansever derken öbür taraf başka bir şey söylüyorsa, böyle bir yere gelemeyiz. Böyle sanatın kutlanması da olmaz, sanat bir yere de gelmez.

Eskişehir’in son yıllarına baktığınızda sanat adına yapılanları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim çocukluğumda senede bir veya iki defa turneler olurdu da tiyatroya, konserlere öyle giderdik. Sanat kurumlarının bu şehirde olması bizim için büyük bir avantaj. Yaşamlarımız sanat kurumlarıyla değişti. Belediyeler sanat festivalleri konusunda güzel adımlar atıyor ama bunların üzerine daha da çok şey kurup, sadece onların faaliyet alanıyla sınırlı bırakılmaması gerekiyor.

TÜRLER ARASINDA DOLAŞMAYI SEVİYORUM
Dille oynamayı ve türler arasında dolaşmayı seviyorum. Şiir, yazıya başlayanlar için ilk tür olarak bilinir. Şiir, her ne kadar ilk önce başladığım bir şey olsa da çoğu zaman sona bıraktığım bir alan oldu. Çünkü şiirin içine girdikçe ve şiirden anlamaya başladıkça yazdığınız şiirlerin bir sonrası için üzerinde daha fazla oynamanız gerektiğini fark ediyorsunuz. İçinde bulunduğum koşullar nedeniyle bazı şeyleri kendi başıma yapmak zorunda kaldım. Bu da türler arasında dolaşmama vesile oldu. Yazdığım her şeyde, söylediğim her sözün, hayattaki karşılığının ne olabileceğine ilişkin bir kıyaslama yapmayı seviyorum.

SÜLALEDEN LİSEYE KADAR OKUYAN TEK KIZDIM
“Bizim sülaleden ya da köyden liseye kadar ilk okuyan kız benim. Siyasi kargaşa zamanı babam, ‘Sen üniversiteye gidersen vurulursun’ deyince çalışma hayatına atılmak zorunda kaldım. Okuma isteğim devam etsin diye kütüphane memuru oldum. Sonra yapmak istediğimin bu olmadığına karar verip istifa ettim.”

YUNUS İLE ERASMUS’U BİRLİKTE OKUYAMIYORSAK
“Yunus Emre’yle Erasmus’u aynı kitaplarda okumayı başaramıyorsak, bir taraf Edip Cansever derken öbür taraf başka bir şey söylüyorsa, böyle bir yere gelemeyiz”

Editör: admin admin
PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber PEDALLAYARAK HAREKETSİZ YAŞAMA ‘HAYIR’ DEDİLER
Sonraki Haber ŞİMDİLİK TURKKAN

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

Haber Arşivi

Çok Okunanlar

OTOMOBİLLER KAFA KAFAYA ÇARPIŞTI

1

ÖZEÇOĞLU’DAN DESTEK

2

BUĞRA TAMAM SIRA ONLARDA

3
Reyna Premium