ANA SAYFA > Söyleşi > O AŞK İLK KONSERDEN BERİ BİTMEDİ

O AŞK İLK KONSERDEN BERİ BİTMEDİ

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
O AŞK İLK KONSERDEN BERİ BİTMEDİ

Dünyaca Ünlü Piyanistimiz Gülsin Onay, Anadolu Üniversitesi Devler Konservatuvarı’nda verdiği konser sonrasında, “Müziğin dili yok. Müziğimle herkesle anlaşabiliyorum. İlk konserimden beri de o aşk devam ediyor” dedi...

Dünyaca Ünlü Piyanistimiz Gülsin Onay, Anadolu Üniversitesi Devler Konservatuvarı’nda verdiği konser sonrasında, “Müziğin dili yok. Müziğimle herkesle anlaşabiliyorum. İlk konserimden beri de o aşk devam ediyor” dedi

O harika çocuk unvanını harika kadın olarak omuzlarında dimdik taşıyan bir kadın. Dünyaca ünlü bir piyanist olmasına rağmen, sanatçılarda görmeye alışık olduğumuz egodan kendini arındırmış ve mütevazı kimliğiyle de gönüllerde yerini almış bir isim. Geçtiğimiz günlerde Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda birbirinden yetenekli çocuklarla bir konser verdi. Konser sonrası da Gülsin Onay’la çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Samimiyeti, sıcaklığı, naifliği, muhteşem gülümsemesiyle bir kere daha beni kendine hayran bıraktı.
Resim - 14551_1_l.jpg

O AŞK DEVAM EDİYOR
Derler ki, “Bir kere sahne tozu yutan, bir daha sahnelerden kopamaz”. Siz de ilk sahne tozunuzu da ilk 6 yaşındayken yuttunuz. Odur budur da sahnelerdesiniz. İlk sahneye çıktığınız andan şimdiye dek aynı hisleri mi taşıdınız? Sahneye çıkarken neler hissediyorsunuz?
Tabii ki, o kadar çok sevdim ki, daha ilk sefer sahneye çıktığım zaman en sevdiğim şey olan müziği başkalarına hediye vermiş gibi, kendimden bir parça vermişim gibi hissettim. Çocukken oyuncağımı birine verirsem, o da memnun olursa nasıl hissedilir, öyle hissettiğimi hatırlıyorum. Kendi içimden kopan güzel notaları, güzel sesleri onlarla paylaştım. Çok enteresan, o zaman bazı çocuklar çok heyecanlıydı. Arkaya gittiler, ağladılar, çıkmak istemediler, korktular veya biter bitmez, “Oh çok şükür bitti” dediler. Ben de biter bitmez, “Benim daha çok parçam var. Kalıp çalabilirim” dedim. Çok sevdim açıkçası. İlk konserimden beri de o aşk devam ediyor. Çünkü öyle büyüleyici ve güzel bir dünya ki, bunu ne kadar çok insana, farklı yerlerde verebilirsem, paylaşabilirsem o kadar mutlu oluyorum.

İlk 12 yaşında Fransa’ya gönderildiniz. O an Fransa’da sahne aldığınızda bir Türk olarak kendi müziğinizi, kendinizi anlatmak neler hissettirdi?
Orada çok büyük bir hayranlık ve takdir gördüm. O da bana çok büyük bir şevk verdi. Konuşmamı bile tam beceremiyordum ama müziğimle herkesle anlaşabiliyordum. Müziğin dili yok. O kadar mutlu olmuştum ki, çok güzel bir kucaklama yaptılar bana. Çalışma ve zevk aslında aynı anda oluyor. Çalıştığınız şeyi iş olarak yaparsanız o biraz zor gelebilir. Ama çalıştığınız şeyi zaten keyif ve zevk alarak yaparsanız o çalışmak olmuyor, bir yaşam biçimi oluyor. Bugün bile çalışamazsam çok büyük bir boşluk hissediyorum. Hala o duygu var.

Resim - 14551_2_l.jpgKÜÇÜK CÜMLELERE BÜYÜK DUYGULAR
Dünyada Chopin’le bağdaştırılıyorsunuz. Sizi ona çeken, ona aitmiş gibi hissettiren ne?
Chopin, bir taraftan olağanüstü bir coşku, fışkıran ateş ve muazzam bir yan var ama bir taraftan da son derece içine kapalı, sanki bir sır veriyormuş gibi, fısıldar gibi duygularını aktarmayı seçen bir yanı var. Bende de bu var. Bir taraftan coşkuyla dolup taşıyorum, muazzam bunu hissediyorum ama bir taraftan da müthiş bir şefkatle, küçücük bir civcivi sever gibi kendi aramda naif olmayı seviyorum. Chopin, küçücük bir cümleye o kadar çok büyük bir duygu yerleştiriyor ki, bu beni inanılmaz etkiliyor ve kendimi orada buluyorum.

İlk kendinizi onunla ne zaman bağdaştırdınız?
Daha çok çok erken dönemlerimde. Radyoda verdiğim konserde Chopin Vals çaldım. Ondan önce de vardı bir iki küçük şeyler. Ondan sonraki bütün Chopin’ler beni çok etkiledi. Her eserini ayrı seviyorum. Ayrı bir dünya. Çok farklı karakterleri var. Kendisi de aynı zamanda çok ilginç bir besteciymiş. Tiyatroyu çok severmiş, taklitler yaparmış, eğlenceli aktivitelere de katılırmış. Bir taraftan da son derece melankolik yönleri de varmış. Çok acı çekmiş. Vatan hasretinden tutun da aşk acıları… Çok sevdiği bir kıza hiç içini dökememiş, onun için besteler yapmış. İkinci piyano konçertosunun ikinci bölümünü Constansa’ya hitap etmiş. Ona hiçbir zaman aşkını itiraf edememiş ama bu eserinde ona bütün duygularını her notaya aktarıp, bir arkadaşına mektup olarak yazmış. İyi ki o mektupları yazmış ve atılmamış o mektuplar. Ama ben notalardan onun dilini anlıyorum.

Chopin dışında başka etkileyen isimler var mı?
Kendimi Rahmaninov’la da çok özdeşleştiriyorum. Onun konçertolarını da çok severek çalıyorum. Mozart’ı da seviyorum ve de Adnan Saygun’da kendi ülkemin Anadolu’dan gelen gücünü hissedip ezgilerini bulabiliyorum. Bitmek bilmez. Ayırmak zor.

Biraz da o anki ruh halinizle alakalı bir durum değil mi?
Tabi tabi. Çok doğru ama aslında bakarsanız ben kendimi hissettiğim halet-i ruhiye çaldığıma yansıyor, çaldığım eserin de halet-i ruhiyesi bana yansıyor. Dolayısıyla ben çok neşeliysem, inanılmaz bir acı içeren duygusal bir eser çaldığımda o neşemin yerini o acı kaplıyor. Karşılıklı restleşmelerimiz oluyor.
Resim - 14551_3_l.jpg

GENÇLERE ÇOK DEĞER VERİYORUM
Klasik müzik bir yandan çok çalışmak, disiplinli olmak ve özellikle de yetenek istiyor. Bazı ebeveynler çocuklarında bu yeteneği görüp üzerine gidiyor. Siz de zaman  zaman eğitimler veriyorsunuz…
Ben gençlere çok değer veriyorum. Birçok yerde ustalık sınıfları yapıyorum. Yalnız senenin büyük bir bölümünde dünyada dolaşıp çok fazla seyahat edip çok konser verdiğim için belirli bir yerde sürekli çocukları yetiştiremiyorum. Ama Anadolu Üniversitesi’ndeki çocukların hepsi inanılmaz yetenekliydi ve iki günde o kadar çok detay üzerinde durduk, o kadar çok derin çalışıp içine girdik ki, onlar nasıl mutlu oldular. Ben de çok mutlu oldum. Çünkü konuştuğumuz bütün noktaları, detayları ve istediğim her şeyi hiç unutmadan yaptılar. Bu da bana onlardan çok büyük bir hediye oldu.

Hepiniz harikaydınız. Ben konuyu başka bir yere getireceğim, tamam çocuklar bir yere kadar geliyorlar, sonra bir şey oluyor ve bırakıyorlar hatta küsüyorlar. Siz de belirli sebeplerden dolayı bir dönem bıraktınız, sonra tekrar konservatuvara başladınız ve muhteşem bir dönüş yaptınız. Kimisi dönüş de yapmıyor. Sizce neden olabilir bu?
Her insanın inişleri ve çıkışları oluyor. Aslında bakarsanız yine orada insanı en kötü durumdan kurtaran şey müziğin gücü oluyor. Fakat konser vermek ayı bir şey. Ben müziği hiçbir zaman tam olarak bırakmadım. Konser vermeye ara verdim. Üzerindeki sorumluluk olarak, çok büyük bir çalışma, inanılmaz özveri istiyor. Tüm hayatını ona adamak gerekiyor. Onun için bazen bu insanı başka şey yapma isteğine itiyor. Başka bir bakış açısıyla dünyayı görmek istiyor.

Siz de anne piyanist, baba kemancı, 3,5 yaşınızda piyano çalmaya başladınız ve o zamanlarda kendi bilinciniz de tam oturmamış. Aile yönlendirmesiyle sonradan sizin yaşam biçiminiz olmuş. Şimdi artık yeni nesil, birazcık kendi ayaklarının üzerinde kendileri durmak istiyor. Belki burada bazı anne babalar sanki kendi hayallerini çocuklarında uyguluyormuş gibi duruyor. Bu da sanki biraz kırılma noktası oluşturuyor gibi...
Bu hassas bir konu. Yanlış demeyelim ama biraz da çocuklara kulak vermeliyiz. Çocukların çok güzel sağduyuları var. Kendileriyle ilgili şeyleri onlar daha iyi biliyorlar. Neyi daha iyi sevdiklerini, neye daha bağlı olduklarını biliyorlar. Biz onları, onlar kadar bilemeyiz.

Ne güzel hep devam eder. Yıllar önce bir röportajınızda, “Piyanist olduğumu arkadaşlarımdan gizliyordum” demişsiniz… Nedenini de “Acaba insanlar ben piyanist olmasam da beni severler mi” diye söylemişsiniz. İnsanların yaptığı işten kaynaklanan etiketleri, etraflarındaki insanların onlara bakış açılarını değiştiriyor mu?
Bence değiştiriyor. Fakat çok enteresan ilk başta etiket ön plandayken sonra kişiliğiniz ön plana çıkmaya başlıyor. Ondan sonra sizin içtenliğiniz ve samimiyetiniz daha önemli oluyor.

GEÇ DEĞİL
İnsanlar farklı bir meslek grubu duyduklarında, verdikleri ilk tepki, “Ben de… olmak istiyordum” diyorlar. Size de hiç konserleriniz sonrası, belki hayatında hiç piyano tuşuna dokunmamış ama sizi dinledikten sonra etkilenip, “Ben de piyano çalmak istiyordum” diyenler oldu mu? Olduysa onlara ne tavsiye veriyordunuz?
Çok oldu. Hiç geç değil. Herkes her zaman piyanoya başlayabilir. 40 yaşında da 50 yaşında da. Ama bir yere gitmek üzere başlamamak lazım. Keyif almak için yapmak gerekiyor. Varacağım yer şu olsun derseniz ona ulaşamayabilirsiniz. Sadece o yol bile çok önemli bir şey. O zaman bakarsınız kendiliğinizden çok ilerlersiniz. Bunu hep söylüyorum.

Eskişehir’e de sık sık geliyorsunuz. Nasıl buluyorsunuz?
Eskişehir’i çok seviyorum. Çok sık geliyorum. Bu sene dördüncü. Benim için gerçekten çok güzel inanılmaz bir ilgi var.  Bu bambaşka bir şey. Siz de çok şanslısınız ama burada yaşadığınız için. Böyle güzel, sanat açısından bambaşka bir yer. Gençler de çok iyiler. Böyle devam etsinler hiç yılmadan. İyi yolda gidiyorlar.

Editör: admin admin
PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber İŞ YERİ CEPHANELİK ÇIKTI
Sonraki Haber RAP FIRTINASI ESTİ

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

Haber Arşivi

Çok Okunanlar

OTOMOBİLLER KAFA KAFAYA ÇARPIŞTI

1

ÖZEÇOĞLU’DAN DESTEK

2

BUĞRA TAMAM SIRA ONLARDA

3
Reyna Premium