ANA SAYFA > Söyleşi > OLÇAR: SIR KALMAMALI YAŞATILMALI

OLÇAR: SIR KALMAMALI YAŞATILMALI

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
OLÇAR: SIR KALMAMALI YAŞATILMALI

Çini Sanatçısı Nida Olçar, babasının ustasından babasına, babasından da kendisine geçen reçetelerin sır olarak kalmasını istemediğini söyleyerek, “Asla sırrın sırrı kalmasın. Bütün reçeteler yaşatılsın” dedi...

Tepebaşı Belediye’sinin Uluslararası Pişmiş Toprak Sempozyumu’na katılan Çini Sanatçısı Nida Olçar, babasının ustasından babasına, babasından da kendisine geçen reçetelerin sır olarak kalmasını istemediğini söyleyerek, “Asla sırrın sırrı kalmasın. Bütün reçeteler yaşatılsın” dedi

Nida Olçar, UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi ödüllü dünyaca ünlü çini ustası merhum Sıtkı Olçar'ın biricik kızı. Kendisi de babasının izinden giderek Çini Sanatını en iyi temsil eden isimler arasına adını yazdırdı. Sanatçıların çocukları babalarıyla aynı işi yaptıkları zaman genelde babalarının gölgesinde kalır. Ama Nida Olçar, babasının kızı olduğunu kanıtlamakla birlikte en az onun kadar iyi olduğunu da gösterdi. Şimdilerde Nida Olçar, Tepebaşı Belediye’sinin bu sene 12’ncisini düzenlediği Eskişehir Uluslararası Pişmiş Toprak Sempozyumu için bir çalışma gerçekleştiriyor. Aynı zamanda da Eylül ayının ortalarından sonra Tepebaşı Belediyesi Özdilek Sanat Merkezi’nde anne ve çocuklara çini sanatını öğretecek. Kendisiyle hem sempozyumda yapacağı eseri hem de sempozyum sürecini değerlendirdik.

Bu sene ilk kez sempozyuma sanatçı olarak katıldınız. Neler düşünüyorsunuz?
Geçen yıl bir standımız vardı. Çok memnun kaldık. Bu yıl da sanatçı olarak davet ettiler. Eskişehir bir sanat şehri. Sanatçıya hak ettiği değeri veriyor. Bu yüzden sayın Ahmet Ataç’a ve tüm ekibe özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Sempozyum için Eskişehir’e iz bırakacak ne tür bir eser hazırlıyorsunuz?
Eskiden dış mekânlarda, büyük eski binalarda kullanılan, saatler görürdük. O saatleri çiniye uyarladık. Bir metre çapında taş karodan bir çini saat elde etmiştik. Yüz yıl boyunca dış cephede yaşayabiliyor. Eskişehir’in kırmızı çamuruyla birleştirdik ve büyük bir pano çıkarttık. Panonun köşesine de bir pusula işleyip bunu bir işlevsel bir hale getirmeyi planlıyoruz. Taş karoda Piri Reis’in deniz haritası ve Tripoli şehri işlendi. Biz onu kırmızıyla birleştirip bir pano oluşturacağız. Üzerinde bir de özellikle kırmızı toprağı uyarlayacağız.

Saatle, Eskişehir ve pusulayı nasıl bağdaştırdınız?
Eskişehir’den daha çok biz 12 rakamında kalmak istedik. Saat de 12’inci Pişmiş Toprak Sempozyumunu simgelesin istiyoruz. Saat tam 12.00’ye gelince orada 12’inci Pişmiş Toprak Sempozyumu yazısı çıkacak ortaya.
Resim - 18787_1_l.jpg

KIRMIZIYLA BEYAZI HARMANLADIK
Sempozyumda birçok sanatçı ve her sanatçının da farklı tekniği var. Sempozyum boyunca hiç karşılaşmadığınız bir tekniği görüp ‘Aa bunu görmemiştim. Bunu da bir deneyeyim’ dediğiniz oldu mu?
Çamur çok evrensel bizde. 600 dereceden tutun, 800-900 dereceye kadar olanı var, seramik oluyor, keramika oluyor, çini oluyor. Hepsi farklı. Bunu kullanmak, şekillendirmek ve pişirmek sanatçının tasarrufunda. Özellikle bizim ülkemizde ve Eskişehir’de dış cephede kullanıp uzun süre dayanması için 1200 ve 1300 derecede pişmiş toprakları kullanmamız gerekiyor. Biz elimizdeki malzemeleri de buna göre seçtik.

En çok hangi işle uğraşırken kendinizi rahat ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz?
Benim asıl mesleğim Çini Sanatçılığı ve Çini ustalığı. Tabii benim için çini çok önemli ama gittiğimiz yörede de yörenin malzemelerini çiniye uyarlamaya çalışıyoruz. Eskişehir’in pişmiş kırmızı toprağı meşhur mesela. Burada kırmızı ile beyazı harmanladık.
Resim - 18787_2_l.jpgİNANILMAZ BİR REKABET VAR
Sanatçılarla da iletişim halindesiniz sempozyumda. Onların sempozyuma bakış açılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gördüğüm kadarıyla herkes halinden memnun ama herkes şu an işine kilitlenmiş durumda. Bu işlerde çekişme de çok önemlidir. Olması gereken de odur bence. Herkes birbirinin standını izliyor. Geliyor bakıyor, öğrenciler geliyor, ‘Ah keşke biz de burada olsaydık’ diyorlar. Önemli olan sonuç.

Siz çekişme diye söyleyince şaşırdım. Ben burada herkesin farklı yerlerden ve kültürlerden gelip kültürlerini toprakla harmanlayıp, kendi kültürlerini ve sempozyumu anlatacak eserler yapmaya çalıştıklarını düşünüyordum. Çekişme ve rekabetin olacağı hiç aklıma gelmezdi…
Bu tarz işlerde inanılmaz bir rekabet vardır. Ben bir örnek anlatayım, babamın bir ustası vardı. Reçeteler, boyalar, sırlar hazırlardı atölyede. Adnan Mender Şakraker, Medine doğumlu bir usta. Atölyede oğlu da olurdu. Malzemelerini arkasını döner öyle hazırlardı. Babam derdi ki, “Ustam artık gençlere öğretelim. Ölüm var kalım var, bu reçetelerin kaybolması var.’ Usta da , ‘Yok beyim. Şimdi 50 kuruş fazla veren bir atölyeye geçer. Bizim boya ve sır tekniğimizi akılları ermez verir’ derdi. Tarihte bu yüzden sırrın sırrı vardır derler. Birçok usta bu reçetelerini saklamıştır. O reçeteler onun oğluna değil ama babama geçti. Babamdan da bana geçti. Ben onları çoğalttım. Resmi vasiyetimde de vardır. Oldu ki benim oğlum bu işe devam etmek istemezse, bunları Türkiye’deki Güzel Sanatlar Fakültelerine dağıtsın diye hazırlattım ve kasada duruyor. Asla sırrın sırrı olarak kalmasın. İznik’teki mercan kırmızısı gibi, Selçuklulardaki Turkuaz sır gibi yok olsun istemiyorum. Bütün reçeteler yaşasın. Ama oğlum bu mesleğe devam ederse bizim için de sırdır. Aile sırrı. Ama etmek istemezse onların mutlaka dağıtılması gerekiyor.

Bu alanda babadan oğla bu mesleğin geçtiğini görüyoruz…
Evet, bu meslek genelde erkekten erkeğe geçiyor. Ben bu anlamda babadan kıza yürüten ilk sanatçıyım.

Neydi sizi çeken şey peki?
Doğduğum yer atölyeydi. Tamamen sizinle ilgili bir şey. Sanatçılık, babadan kıza ya da babadan oğla miras kalmaz. Eğer içinizde varsa, siz kendinizi ispatlarsanız ve başarırsanız ancak var olabilirisiniz. Yoksa akademik kariyer yapmış hocaların yanında alaylı bir babanın alaylı kızı olarak devam etmek çok zordu başlangıçta. Ama artık şimdi tüm sanat çevreleri, sanat eleştirmenleri bunu kabul etti.

Kadınlar seramik sanatına biraz uzak duruyorlar. Sanat olarak görmüyorlar sanki…
Tam tersi uzak durmuyorlar. Heveslenip bir sürü kurs var onlara gidiyorlar. İki hafta üç hafta kurs alıp herkes öğrendiğini zannediyor ya da işin dekor kısmında kalıyor ben seramikçiyim diyor. Bu yeterli değil. Hobi olarak görüyorlar. Aşçılık mesleğinde de en iyi aşçılar erkektir genelde. Belki bayanların annelik ve kadınlık duyguları ve öncelikleri farklıysa bu sanatlarına yansıyor diye düşünüyorum. Daha disiplinli çalışamıyorlar. Seramik de birçok meslek gibi disiplin istiyor. Bu işi hobi olarak görmemeleri gerekiyor.
Resim - 18787_3_l.jpg

ESKİŞEHİR SANATÇIYA HAK ETTİĞİ DEĞERİ VERİYOR
Sempozyumun Eskişehir’e katkıları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Eskişehir dediğim gibi bir sanat şehri ve sanatçıya gerçekten hak ettiği değeri fazlasıyla veriyor. Benim için eserlerin sergilenebilmesi de çok önemli. Çünkü diğer katıldığımız yerlerde bir şekilde eserler bırakırsınız ve daha sonra üç yıl beş yıl sonra gittiğinizde neyin nerede olduğunu bilemezsiniz. Birçok üniversitenin, şehrin ve ülkenin sempozyumlarına gittim ama Tepebaşı Belediyesi bu anlamda şehrin caddelerinde eserleri sergiliyor ve daha anlamlı hale getiriyor. Bir sanatçı olarak bu benim için çok önemli. Çünkü esere verdiğiniz emek burada can buluyor.

KURSLARA BAŞLAYACAĞIZ
Özdilek Sanat Merkezi’nde de eğitim vermeye başlayacaksınız…
Evet, bu sene Eylül ayının orasından sonra daha kapsamlı kurslara başlayacağız. Belediye başkanımız hangisini ön görürse. Daha önce otizmli arkadaşlarımızla kitap ayracı yaptık. Onları Sütlüce spor için çalıştık. Şimdi hem anneler ve çocuklar için kırmızı seramikten plaketler üretelim istiyoruz. Bunu tüm resmi kurumlara verelim. Bundan sonraki plaketler çocuklarımızın elinden çıkmış, işlenmiş plaketler olsun istiyoruz. Bu sene haftada iki gün gibi planladık. Aynı zamanda da anne çocuk ilişkisini de güçlendirmek istedik.

Editör: admin admin
PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber FİZYOMER’DE FİZYOTERAPİSTLER GÜNÜ KUTLANDI
Sonraki Haber SİLAHLI ÇATIŞMA ZANLISI 9 ŞÜPHELİDEN BİRİ TUTUKLANDI

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

Haber Arşivi

Çok Okunanlar

OTOMOBİLLER KAFA KAFAYA ÇARPIŞTI

1

ÖZEÇOĞLU’DAN DESTEK

2

BUĞRA TAMAM SIRA ONLARDA

3
Reyna Premium