ANA SAYFA > Söyleşi > RESİM, ÖZGÜRLÜK İÇİN BİR ARAÇ

RESİM, ÖZGÜRLÜK İÇİN BİR ARAÇ

A+ A- Sesli Dinle
PAYLAŞ
RESİM, ÖZGÜRLÜK İÇİN BİR ARAÇ

Tanınmış ressamlarımızdan Gülay Yüksel, “Okullarda resim dersinin varlığının esas amacı resim öğretmek değil. Resim bir araç. O çalışmayı yaparken çocuğun kendi özgüvenini sağlaması, yaptığı işi bitirme alışkanlığı, o işi yaparken özgün ve özgür olması...

Tanınmış ressamlarımızdan Gülay Yüksel, “Okullarda resim dersinin varlığının esas amacı resim öğretmek değil. Resim bir araç. O çalışmayı yaparken çocuğun kendi özgüvenini sağlaması, yaptığı işi bitirme alışkanlığı, o işi yaparken özgün ve özgür olması önemli” dedi

Tanınmış ressamlarımızdan Gülay Yüksel, Tepebaşı Belediyesi’nin düzenlediği 10. Uluslararası Sanat Çalıştayı’nın bu sene katılan sanatçılarından biri. Eserleri bugün sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde duvarları süslüyor. Kendisi ile bu sene ikinci kez katıldığı Sanat Çalıştayı’nda keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Resim - 33276_1_l.jpgGülay Hocam, öncelikle sizi kısaca tanıtmak istiyorum…
Ankaralı bir sanatçıyım. 1973 yılında Gazi Üniversitesi Resim Bölümünden mezun oldum. O yıllarda Gazi Üniversitesi Eğitim Enstitüsü statüsündeydi ve yatılı bir dönemdi. Çok keyifli bir öğrencilik zamanı geçirdim. Hocalarımız şu an resim alanında Türkiye’de çok önemli isimler. Onlardan çok şey öğrendik. Öğrencilik dönemimizde onların değerinin farkında değildik ama ileri ki yıllarda değerlerini daha da farkına vardım ve her zaman şanslı olduğumu düşündüm. Uzun yıllar resim öğretmenliği yaptım. Ayrıca sanatçı olarak da bir çalışma hayatı sürdürdüm.

Sizin bana göre buradaki sanatçılardan ayrılan özel bir yanınız var. Okullarda öğretmenlik yaptınız ama özellikle görme engelliler için onlara resim öğretmek için çalışmalarınız oldu. Görmeyen birine renkleri anlatabilmek, onların iç dünyasındaki duyguları tuvale ya da resim kağıdına aktarabilmek bana göre çok zor…
Ben bir dönem yurt dışında yaşadım. O süreçte kendim bir göz rahatsızlığı geçirmiştim. Şans olarak düzeldim. O dönemde şunu düşündüm; “Ben bunu atlattım ama doğuştan engelli olan ya da sonradan kazayla ya da hastalıkla görme engelli olan insanlar var, çocuklar var. Ben kendi alanımda ne yapabilirim?” O dönemde Almanya’da yaşadığım şehirde bir okulda staj yapmak için Almanya’nın bakanlığından izin aldım ve o stajım süresince çok şey öğrendim. Döndükten sonra da Türkiye’de ne yapabilirim diyerek kendimi Aydınlıkevler Körler Okulu’na tayin ettirdim.

Zor olmadı mı?
Orada öğrendiklerimi burada uygulama şansım çok az oldu. Onların imkanlarının hiçbiri bizde yoktu. Ben olan imkanlardan bizde ne yapabilirim diye şartları zorlayarak bir üretme dönemine girdim. Bu sadece kendi alanım için olmadı. Okulun genel işleyişi ile ilgili de öğrendiğim pek çok şeyi aktarmaya çalıştım. Hatta o dönemde özürlülerle ilgili bir eğitim şurası vardı. O şuraya katıldım. Şurada epey bir önerim oldu. Bunların bir kısmı hayata geçti. Dediğiniz gibi hiç görmeyen birine renkleri öğretmek çok zor. Ama şu an eğitim gören görme engellilerde yüzde 2’si total kör. Gerisi normal okullarda öğrenimini sürdüremeyecek şekilde. Yurt dışında çocukların görme kusuruna göre her birinin farklı eğitim metodları var. Bizde hepsi total körmüş gibi hepsi bir arada aynı tekniği öğreniyor. Onlarla yaptığımız çalışmalar çok farklıydı. Ben diğer derslerini de daha kolay anlamalarını sağlayacak çalışmalar yapmaya çalıştım. Diyelim ki coğrafya dersinde vadileri, ovaları işliyorlar. Görmeyen bir çocuk onu hayalinde canlandıramaz. Ben de maketler yapıp onlara ne olduğunu gösterdiğimde hayal edebiliyor. Resim dersinin dışında bu taraflara da kayan bir çalışma şekliydi. Onlarla yarışmalara katıldım. Özel kategoride ödüller aldılar. Zevkle çalıştım. Bu süreçte benim yaptığım çalışmaları Gazi Üniversitesi’ndesinde Özel Eğitim Bölümü’nde staja gelen arkadaşları getiren arkadaşlar gördüğü zaman illa bize gelin, öğrencilerimize ne biliyorsanız öğretin. Ben aynı süreçte özel Eğitim Bölümünde dersler de verdim. Bir şekilde öğrencilerin farklı bakış açıları geliştirmesine yardımcı oldum.
Resim - 33276_2_l.jpg

RESİM BİR ARAÇ
Hayata geçen en önemli öneriniz neydi?
O döneme kadar üniversitelerin görme engellilerle ilgili eğitim bölümünden mezun olan kişilerin tayinleri çok sorunluydu. Normal branş veya sınıf öğretmenleri rahatlıkla tayinini isteyip çalışırken, o bölümden mezun olan kişiler sorun yaşıyordu. Ben bu şartı koydurdum. Bunu değiştirdik. Bu benim için büyük başarılı oldu.

Genelde okullarda resim dersini pek önemsemiyoruz. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Okullarda resim dersinin varlığının esas amacı resim öğretmek değil. Resim bir araç. Resim derslerini kullanarak, çocukta geliştirmek istediğimiz başka özelliklerin üzerine gitmemiz gerekiyor. Resmi tabii ki öğretiyoruz ama bu bizim için çocuğun gelişimini hızlandıracak, farkındalık yaratacak, çocukta bir şeyleri harekete geçirecek bir ders. Çünkü başka hiçbir derste yapamadıklarını resim dersinde yapıyor. Çocuğun bireysel, teke tek bir çalışması bu. O çalışmayı yaparken çocuğun kendi özgüvenini sağlaması, yaptığı işi bitirme alışkanlığı, o işi yaparken özgün ve özgür olması önemli. Bütün bunlar, çocuğun diğer derslerde yapamadığı şeyler. Malzemeyi kullanırken malzemede özgürlük tanımak, resmin kurallarını öğretirken kendi kurallarını sağlamak çocuğun kişilik gelişiminde de çok büyük ilerlemeler yaratabilecek bir sanat dersi. Maalesef bizim okullarımızda 40-45 dakika ama yurt dışındaki okullarda 4-5 saat. Öyle olunca biz çocuğa istediğimiz şeyleri veremiyoruz.
Resim - 33276_4_l.jpg

DERDİM ÇOK
Bu zamana kadar kaç sergi açtınız?
60’tan fazla kişisel sergim oldu. Her yıl Ankara’da sergi açmaya çalıştım. Aynı paralelde İstanbul’da ve Türkiye’nin başka şehirlerinde, son yıllarda da yurt dışında sergilerim oldu. New York’da, Londra’da… Bunlarda ayrı bir heyecan oldu. Ayrıca 2000 yılından beri hem yurt içinde hem yurt dışında sanat sempozyumları ve sanat çalıştayları gelişmeye başladı. Bunlar benim hayatıma girince farklı bir düzeye çıktı. Çünkü bu tür etkinlikler insana farklı bir dinamizm kazandırıyor. Şu an buradayız, daha önceden tanıdığım, dost olduğum sanatçı arkadaşlarım var. Bunun yanında genç sanatçılar var. Tanımadıklarımla tanışıyorum. Güzel sohbetlerimiz oluyor. Hem sanatsal anlamda hem de kişisel anlamda güzel paylaşımlar yaşıyoruz.

Sizin eserlerinize baktığımızda en çok neyi anlatmak istiyorsunuz?
Derdim çok. Çünkü sadece bir şey anlatmak istemiyorum. Resimlerin hikayesi olarak kadın ve kadının içsel dünyası, yaşamındaki perspektifler, geçmişi ve geleceği, hayallerinin hepsini bir araya getiren çalışmalar. Plastik anlamda baktığımız zaman kompozisyon benim resimlerimde önemli yer tutuyor. Figür ağırlıklı çalışıyorum ama figürü yerleştirmeden önce kompozisyon, onun içerisinde renk değerleri, açık koyu ilişkileri, kitle boşluk dengesi ve ritmi kullanmayı çok seviyorum.

Son dönemde resim sanatına olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlginin yükselmeye başladığını düşünüyorum ama seviyesi nedir onu tartışmak lazım. Resme ve sata bir ilgi var fakat burada gerçekte iyi resim nedir, sanat eseri nedir? Bununla ilgili bir bilinç yok. Her resim yapan ya da her sergi açan kişi kendini sanatçı zannedebiliyor. Resim kavratılır. Öğretilemez. Herkes kendine göre kavramak zorunda. Kendine göre kavramadığı zaman kopyadan öteye gidemez. Hiçbir zaman ben oldum bittim dememeliyiz. Ben hala olmadım mesela. En büyük yarışım kendimle olmalı diye düşünüyorum ve hep böyle yapmaya çalışıyorum.
Resim - 33276_3_l.jpg

ESKİŞEHİR İÇİN BİR HAZİNE
Buradaki sempozyumda Eskişehir’e nasıl bir eser kazandıracaksınız?
Ben oldukça büyük bir resim çalıştım. 120 santim yüksekliğinde 2.40 eninde iki tuvali birleştirerek yaptım. Önce bir heyecan vardı ama resim yürümeye başlayınca rahatladım. Burada yaptığım resimde kadınların ön plandaki figürlerinin hareketlerinde çizgisel bir ritim var. Arka planda da tam tersi düşeylerle, sertliklerle oluşturduğum bir ritim var. Bu ikisinin çarpışmasının, hayatta da birçok şeyin, iyiliğin kötülüğün, sevginin sevgisizliğin çarpışması var. Çok şey vermeye çalışıyorum.
Resim - 33276_5_l.jpg

Çalıştaydan nasıl haberiniz oldu?
Tepebaşı Belediyesi’nin düzenlediği çalıştaya ikinci gelişim. Numan Arslan Bey, davet etti. Eskişehir’e çalıştaylar vesilesiyle dördüncü gelişim. Bu çalıştay Eskişehir için çok büyük bir kazanç. Sadece Eskişehir için değil, birçok üniversite ve belediyeye örnek oldu. Çalıştay açılışında Ahmet Ataç, bu güne kadar yaklaşık 400 eser kazandırıldığını söyledi. Bu büyük bir rakam. Buradaki sanatçıların çoğu iyi sanatçılar. Eskişehir’de mükemmel bir hazine oluşmuş vaziyette bu da bir kişinin böyle bir fikri ortaya atıp başlatmasıyla olmuş. Bu yüzden ben kendi adıma hem Numan Bey’e hem de her türlü desteği sunan Tepebaşı Belediyesine çok teşekkür ediyorum.

PAYLAŞ
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Önceki Haber ESTÜ HELSİNKİ’DE
Sonraki Haber KAÇAK SİGARA VE TÜTÜN OPERASYONU

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU