ANA SAYFA > Yazarlar > Gencer Aytüre > Ahmet Ataç ve Z Kuşağı

Ahmet Ataç ve Z Kuşağı

GencerAytüre
Sosyal Medya :
04 Ekim 2020, Pazar 19:52

Eskişehir yerel yönetim anlamında en şanslı şehirdir diyebiliriz. Ancak bu sadece seçilen kişilerin vizyonunun sonucu değil fakat aynı zamanda insanların doğru beklentiler ve hizmet talebinin yönlendirici özelliğinin de bu kültürü oluşturduğunu düşünüyorum. Ahmet Ataç elbette kendinden önceki süreci en iyi okuyan yöneticilerden olmuştur. Siyasette ezbere bilinen 'halka sıcak davranacaksın' ritüeli içi boş bir tekrar değil karşılıklı sorumluluklar sanatına dönüşünce güven oluşuyor. Peki hepsinin ötesinde zamanı yakalamak sadece görünen ihtiyaçları temin etmek midir? Vizyon sahibi yöneticilerin seminerlerle ve özel derslerle üzerine giyinmeye çalıştığı bu temas ruhu Ahmet Ataç'da Eskişehir'in kaderini değiştiren en önemli özelliklerdendir aslında. Özellikle üniversiteli gençlerle yaptığım söyleşilerde ciddi siyaset sertliğinin ötesinde serin bir arkadaş görüntüsü çiziyor. Çok sık görüşemesek de kritik dönemlerde fikir alışverişi yaptığım Ahmet Ataç gençlerin gözünde 'her şeyi konuşabileceğimiz, kapısını çalabileceğimiz, fikirlerimizi dinleyecek bir ağabey'.Bunu temin etmeden de başkan olunabilir ve hayat devam edebilir ancak siyasete ve sert kurallara uzak 'Z Kuşağı' bazen siyasi arenada kendine birilerini yakın görür ve hayatı sorgularken talep ettiği özgürlüğü ve kaygılarını paylaşacak zihinsel bir iç dost arar. Başkanın sosyal medyada gençlerle buluşmalarını izledim. Gelen soruları liseli öğrencilerden gelen ezbere sorular olarak değil başka bir frekanstan gelen asıl kaygılar olarak gören Ahmet Ataç söyleşi boyunca izleyen öğrencileri tebessüm ettirdi. Bu empati ve sempati geleceğe önemli sinyallerdir. Stresli ve zor zamanlardan geçerken hem özgür olmak hem de sahiplenilmek isteyen Z Kuşağı farklı zihin dünyasına herkesi almazken kent ruhunu sanatsal yöntemlerle uygulayan Ahmet Ataç'ı dost olarak görmüş durumda. Gençlerle yaptığı buluşmalara onların seviyesine inmek değil o seviyeye çıkmak olarak gören başkanı gençler adına tebrik ediyorum.

***

Yeni Çıkan Kitaplar

Eskişehir'in kültür sanat hayatının ne kadar zengin olduğunu ve üretkenliğini her zaman görüyoruz. Gerçekleşen etkinlikler kadar çıkan kitaplar da bizleri Eskişehir ve edebiyatımız adına mutlu ediyor. Şiirlerinin ve oyunlarının ünü ülke sınırlarını çoktan aşan sevgili Hasan Erkek'in yeni kitabı Lal Destan çıktı.Üst seviyede üretkenliğiyle moral veren sevgili hocamı tebrik ediyorum. Bu özel çalışmasını da herkese öneriyorum. 
Yeni çıkan kitaplardan biri de sevgili hocam, Eskişehir'in eğitimde yılların tecrübesi Sebahattin Eker'in Yıldızlara Öykü Yazdım kitabı. Gençlerin can dostu sevgili hocam üretmeye devam ediyor. Benim de babama olan özlemim gibi kendisinin de evladı sevgili kardeşim Anıl'a olan özlemi ve tüm öğrencilerine olan saygısıyla örnek alınacak üretkenliği için kendisini tebrik ediyorum. Bu harika çalışma için teşekkür ederim hocam.

***

Öykü Köşesi

Fısıltı

Yedik, içtik, güldük, eğlendik, sinemaya gittik, duş aldık, kavga ettik, alışveriş yaptık! Yetmedi… Yetmeyince spor yaptık. O da yetmeyince tatillere gittik. Gene de tüm bu yaptıklarımız bize yetmeyince eş, dost ve akraba ziyaretleri yaptık. Ziyaretler de bitince, bir koltukta sen bir koltukta ben birbirimize bakmadan, konuşmadan ve ne düşündüğümüzü önemsemeden saatlerce oturduk. Oturmakla da olmayacağını anlayınca ben işe gittim sen alışverişe. Sonra, sen işe gittin ben kahveye. Baktık öyle de olmuyor, o zaman sen annene gittin ben meyhaneye… Yıllar su gibi aktı. Bir evi, bir yemeği, bir yatağı ve hangi zamanımıza ait olduğunu bilemediğimiz bir çocuğu paylaşırken bulduk birbirimizi. Bu paylaşımda, bu birliktelikte bilmediğim ne kadar çok şey varmış meğer! Şimdi sen hiç konuşmadan, kımıltısız ve ne düşündüğü belli olmayan feri kaçmış gözlerinle hayata tutunmaya çalışırken… Yanlışımla, doğrumla, yaşamayı isteyip yaşayamadıklarımla yani senle dolu olmam gerekirken; sensiz geçen yıllarımla öyle bir hiçim ki! Bu hiçlikle yaşamam gereken hayatın bu hayat olmaması gerektiğini ve bir ömrü paylaşmak istediğim insanın senden farklı bir insan olması gerektiğini görüp anladığım zamanların bir zamanında; sana ve bana dayatılan ama yaşamayı hayal bile etmediğimiz birlikteliğimizden ne kadar memnun olduğunu bilmeyi öyle çok istiyorum ki… Sana ve yaşatamadığım hayatın bana ait olan kısmına, bana ve yaşayamadığım hayatın sana ait olan kısmına o kadar kızgınım ki! Bir bilsen, bir bilebilsen... Karşımda çocuk kadar saf, korunmasız ve öylesine aciz bir vaziyettesin ki... Aklıma bile getirmediğim, asla da yaşamayacağını düşündüğüm bir sona yaklaşmakta olduğunu gördüğüm şu an; aslında yaşamak istediği hayatı yaşayamayanın sen olduğunu anlıyorum. Öyle ya! Dört duvar arasında yaşamdan koparabildiğin birkaç anı yaşayıp yaşayamadığını bile bilememiş olmam ne kadar üzücü! Uzun zaman sonra, sana uzun uzun baktığım zaman; ben de olduğunu sandığım senden ne kadar farklı bir sen bulduğumu kendime bile söyleyemiyorum. Aklımda kalan saçlarını ekliyorum -sahi, saçların ne renkti? Solgun yüzüne biraz makyaj yapıyorum -nasıl bir makyaj yapmayı severdin? Şöyle güzel, güzel olduğu kadar da alımlı bir elbise -peki, kaç beden giyerdin? Ve harika bir ayakkabı –ya ayakların kaç numaraydı? Oysa ne kadar güzelmişsin… Ve hep başkalarıyla gittiğim o gece kulüplerine kolumda sen ile girdiğimi gözümün önünde canlandırdığım zaman; hayretler içerisinde kalıyor ve gördüklerime inanamıyorum! Ve salondaki tüm erkekler hayranlıkla sana bakınca, geç kalmış yıllar ötesinde seni kıskanmaya çalışan beni buluyorum. Oysa öyle çok kadınla geldim ki buralara ben. Sayısını bile hatırlamadığım o kadar çok kadınların bedenini, ayakkabı numarasını, saçını, göz rengini, kullandığı ruju, sevdiği yemeği, beğendiği şarabı çok iyi bilirken… Senle ilgili aklımda kalanlar öylesine az ve öylesine üzücü ki! Şimdi kalksan ve doktorlar da, ‘Tamam,’ dese. İlk soracağım; yıllardır nasıl yaşadığın, neler yaptığın, neler istediğin ve hep nelerin sen de bir arzu olarak kaldığı… Ya geceler! Sahi, geceler de nasıl uyurdun! Gök gürültüsünden, şimşekten ya da karanlıkta ki yalnızlığından korkar mıydın? ‘Belki susarım,’ diyerek, başucuna bir bardak su koyar mıydın? Şimdiden önce hiç hastalanıyor muydun? Doktora gider miydin? Gözlük kullanır mıydın? Dişlerin, kendi dişlerin mi? Ya alışverişlerin? Ya hayattan almayı başaramadıkların? Ya sevdiğin, sevmediğin, nefret ettiğin ve hep olmasını istediğin şeyler… Peki, ailen? Hâlâ aynı mahallede mi oturuyorlar? Ya kardeşlerin? Sahi annem, babam, kardeşlerim… Ne kadar da uzun zaman oldu, çocukluğuma ait birilerini görmeyeli… Kızım! O ne yapıyor şimdi? Az zamanlarda uğradığım bir eve gelip gittikçe görürdüm onu. Ya bir yere gidiyor ya da bir yerden geliyor olurdu. Gerçi o kadar uzun zamandır kapıda bile karşılaşmıyoruz ya! Hem sen böyle hastayken o niye burada değil? Neden ailemizden hiç kimse yok burada? Neden hep yalnızlık seninle? Sana bakıp seni düşünürken, neden senle ilgili gözümün önünde oluşanlarda hiç sen yoksun? Neden, senli anılarım bu kadar silik ya da yarım yamalak? Şimdi kimi yok sayacağım! Uğramaya değer görmediğim bir evi, önemsemediğim bir seni ve asla böyle yaşamayı düşünmediğim hayatıma nasıl devam edeceğim? Susmasana… Bu günden sonra hayatımı sorumsuzca yok etmeye nasıl ve neden devam edeceğimi bir kez daha bana anlatsana…
Tayfun Ak

***

"Bahar Bilen Milletvekili Olmalı"

Bir arkadaşımla otururken şahit olduğum sohbeti kaleme almam gerekirdi. Zaten herkesin bildiği üzere şehrimizin en renkli, en samimi, en çalışkan yüzlerinden olan Bahar Bilen bir kültür hikayesi örneği olarak Kent Ajandasında olmalı bence. Şahit olduğum konuşmada siyaset masaya yatmıştı. Eskişehir'de neler oluyor, neler olmalı diye bir fikir yarışması yapanları dikkatle dinledim. Birinin "Bahar Bilen Milletvekili olsun, çok iş yapar. Ayrı gayrı da yapmaz , çok çalışkan adam." demesi üzerine herkes hem fikir oldu. Daha önce pek fazla görmediğim bir şekilde şiddetli bir tartışmada herkesin onayladığı bir isim ortaya çıkmıştı. Sevgili Bahar Bilen neler düşünüyor bilemeyiz ama halk onu hizmet için sahneye çağırıyor gibi. Devam eden ve bundan sonra yapacağı çalışmalarında kendisine başarılar dilerim. Esnafın dilinden süzülenler bence gerçek nabzı gösterir.

***

Eğitimcilere Davet

Eğitim başlığını kültür ve sanatın yanından çıkaramazdım. Şimdi gördük ki eğitimcilere artık daha çok iş düşüyor. Neden? Çünkü öğrenciler hiç bu kadar stresli olmamıştı. Çünkü aileler hiç bu kadar tedirgin olmamıştı. Bu zor günlerin tarifi yok. Sistem zaten eleştiriliyordu evet ama şimdi belki de siyaset yapmadan çocukları düşünme vakti. Kim neler yapabilir? Ek olarak sağlanacak destekler ve doğru rehberlik bir nebze olsun içimizi rahatlatabilir. Kriz yönetimi doğru yapılmazsa daha çok zarar görmek kaçınılmaz olur. Sınav stresi ve başarı kavramının ülkece dejenere edildiği bir süreçte hepsinin üzerine gelen bu pandemi ile geleceğin inşaası gerçek eğitimcilere düştü. Geçenlerde sohbet ettiğim şehrimizin önemli eğitimcilerinden Nilay Doğru o kadar önemli bir şey söyledi ki bunu kendisi adına bütün eğitimcilere iletmem gerektiğini düşündüm. "Çocuklarımızın kalbine dokunmadan beyinlerine dokunamayız" cümlesi beni çok etkiledi. Belki de bu süreçte gerçek amacın ne olduğunda hem fikir olarak bu süreci bir fırsata çevirip milat oluşturabiliriz. Aslolan kalplerine uzak olmadığımız bir nesil değil mi? Belki bir süre uzaktan olacak bazı şeyler ama uzak dediğimiz kavram pedagojik olarak neyi temsil ediyor? Çocukların ve gençlerin yanında olmak için bu sese kulak verelim. Nilay Hanımın bu davetini bütün eğitimciler olarak kabul edelim.

***

Haftanın Karikatürü

Atilla Özer


PAYLAŞ

Yazara Ait Diğer Makaleler


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

Haber Arşivi