ANA SAYFA > Yazarlar > Gencer Aytüre > Eğitimde inovasyon

Eğitimde inovasyon

GencerAytüre
Sosyal Medya :
26 Ocak 2021, Salı 00:44

Eskişehir birçok konuda pilot bölge olarak görülüyor ve değerlendiriliyor. Nedenini biliyor musunuz? Çünkü kent dokusunda üniversiteleriyle, halkıyla oluşan sinerji ilk ve öğretim camiasını da etkiliyor ve uygun bir zemin oluşturuyor. Ampirik bir yetkinlik alanı olan Eskişehir, bilimsel derinliklerin en doğal sonuçlar vereceği yerdir diye düşünülüyor. Geçenlerde röportaj yaptığım İl Milli Eğitim Müdürümüz de sorunların ve yeniliklerin psikolojik olarak halledilmesiyle en uygun zeminin olunacağını düşünüyor. Öğretmenlerin, ailelerin ve öğrencilerin sorunlarını dile getirmenin haricinde çözüm odaklı samimi duruşların gösterileceği bir kent olarak bence ideolojilerin baskısından kurtulup ezbere reaksiyonlar yerine zamanı ilgilendiren yorumlar ve çalışmalar bizi biz yapacaktır. Özellikle bu dönemde mağduriyet varsa hep birlikte yaşadığımız için farklı disiplinlerle rasyonel çözüm ve bakış açısı oluşturulmalı. Herkesin sorumluluğu var; çünkü bu köşede eğitim camiasından birçok öğrenci, öğretmen ve özellikle ailelerin yorumları bile bence bunun ispatı. Kamuoyunu dinleyen ve her anlamda sinerjinin verimli olmasını isteyen herkes ve her sivil toplum örgütü kendini geliştirerek üretken olabileceğimizi bilir. Dinamiklerin sadece birini masaya yatırmak değil doğru perspektifle adım atmak Eskişehir'in çizgisine yakisacaktir. Ezcümle birer birer her öğretmen, her yönetici ve veli beklemek yerine kendini geliştirmeli ve empatiyle adım atmalı. Bunların üzerine giden bir sivil toplum hareketi çalışması söz konusu, ve ilerleyen günlerde çok hareketli, çok verimli bir zemin oluşumu içindeyiz.

***

EDEBİYAT SÖYLEŞİLERİ

Eskişehir Genç Edebiyat Platformu oluştuktan sonra ülkemizin ve dünyanın önemli yazarlarından ve şairleriyle röportajlar yapmaya başladılar. Verimli bir zemin oluşturan gençler sınır tanımadan Eskişehir'deki okullardan ve üniversitelerden oluşan bir platformu kurmuş oldular. Bu hafta Eskişehir Bahçeşehir Koleji öğrencilerinden Ece Dikici, Begüm Nur Üstün ve Arda Uzunoğlu şair ve yazar Salih Bolat ile bir gerçekleştirdiler. 1-Bazı şairler şiirin ‘anlık’ olduğunu, öncelikle nasıl yazıldıysa öyle kalması gerektiğini savunurken bazı şairler ise şiirin ilk halini taslak olarak görür ve titizlikle düzenler. Sizin bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? S.B.- Şiirin yazılma süreci her şiir için, hatta her şair için farklılık gösterebilir. Bazı şiirler bir kesintisiz çalışmada ortaya çıkarken, bazı şiirler günler, aylar alabilir. Ben genellikle çantamda ya da cebimde taşıdığım defterime ilk notları, ip uçlarını kaydederim. Onun üzerinde çalışırım. Sonra bilgisayara geçip, orada çalışırım. Bilgisayarda sözcüklerin, sözcük gruplarının, bölümlerin yerini değiştirmek, eklemek, silmek çok kolay olduğu için, üstünde çalıştığım bir metni her biçimde görmeme olanak tanıdığından, böyle çalışmayı severim. 2- İlk şiirinizi kime ya da hangi konuda yazdığınızı hatırlıyor musunuz? Geriye dönüp baktığınızda ilk şiirlerinizle şimdikiler arasında nasıl farklılıklar görüyorsunuz? S.B.- Ben herhangi bir insana ya da seçtiğim herhangi bir konuda şiir yazmam. Şiir böyle yazılmaz zaten. Şiirsel dil, önceden tasarlanan anlamlara giydirilen bir dil değildir. İlk şiirimi yazdığımda böyle düşünmüyordum tabi ki. Ama yine de çok somut, belli bir “şey” üstüne yazmadım. Sanırım hayatın zorluğu, eşitsizliği karşısında bireyin itirazı gibi bir şeydi. Yoksa bir aşk mıydı, tam hatırlamıyorum. 3 -Elde ettiğiniz ödüllerin sizin için anlamı nedir? Sanatınız için ödüllendirilmeniz gözünüzde sanatınızı daha değerli kılan bir şey mi yoksa sanatın öznel olduğunu düşünüp ödüllendirilmesine karşı mı çıkıyorsunuz? S.B.- -Nitelikli ödüllerin kitabınızın tanıtılmasına, şairin yolunun açılmasına katkısı olur. Dosya olarak katıldığınızda kitabınızın basılması daha kolay olur. Saygın ödüller, okur için de bir referanstır. 4-Duygularınızı ve düşüncelerinizi şiirleriniz yoluyla aktarmasaydınız hangi alanı seçerdiniz? Daha önce tiyatro ya da sinema gibi alanlara geçmeyi düşündünüz mü? S.B.- Kuşa “kuş olmasaydınız ne olurdunuz?” diye soruyorsunuz. Şairlik bir tercih sorunu değildir. Geri dönülmezcesine atılmış bir adımdır. Bir yaşama biçimidir. Ama şairliğin yanı sıra sinema oyunculuğu yaptım, eleştirel denemeler, bilimsel makaleler, gazete yazarlığı da yapıyorum. 5- Farklı lisanlarda şiir yazan bir şair olarak, anadilinizde yazdığınız şiirlerdeki sizle yabancı dillerde şiir yazan sizin arasındaki sanatın işleniş biçiminde bir farklılık var mı? Farklı bir dil anadilinizdeki yapıtlarınıza hakim sanat anlayışını nasıl biçimlendirir? S.B.- Farklı dillerde şiir yazmadım, Türkçe yazdım hep ama şiirlerim farklı dillere çevrildi. İngilizceden ve Fransızcadan Türkçeye kendimce şiirler çevirdim. Hangi dilde şiir yazıyorsanız, hayatı o dilde yaşamanız gerekir. İnsan ne kadar hayatla yaşarsa, o kadar ölümle de ölür. 6-Bir insanın ruhunun şiire hazırlık evresi var mıdır yoksa her ruh şiir için elverişli bir şekilde bulunur, sanatçının bakış açısı mı şekillenerek ruhu daha çeşitli taraflardan işlemeye koyulur? S.B.- Şiir insana özgü bir etkinliktir ve her insanın içinde şiir vardır, yeter ki o potansiyeli harekete geçirecek koşullar oluşsun. Şiir de diğer bütün sanatlar gibi eğitim, çalışma gerektirir. Dil canlı olduğu ve değişip geliştiği için, şiir de değişip gelişir. İnsanlar duygularını, düşüncelerini dil ile yansıtırlar. Dil en temel iletişim aracıdır. Bu iletişim aracıyla sanat yapmak hem çok kolaydır hem de çok zordur. Şiir derin bir bakış, hayatı her yönüyle hissetme, çok gelişmiş bir dil bilinci, keskin bir duyarlılık ve etkili bir gözlem gerektirir.

***

HAFTANIN ŞİİRİ UÇMAK YURDUMDUR BENİM

Belli bir yurdum olmadı benim
Oyalanıp durdum orda burda
Parçalanmış kara parçalarında
Yırtılan deniz kıyılarında
Hep ufka dikmek istedim bayrağımı
Daha çok sevdim öne atılan ayağımı
Oturduğum her uzam gurbetimdir
Bir yanım hep kalkmaya hasret
İçimde binlerce kuş uçmaya hazır
Bir gözüm kapıda Kayıp gider
Dalıp gider uzaklara
Hiçbir koltuğa sığdıramam tedirgin kalbimi
Uyanıkken davranıp yürümezsem
Düşlerde yollara vururum kendimi
Hiçbir ülkede tutunamadım
Bir toprağa kök salamadım
Tohuma kaldım ama ekine duramadım
Bile bile gökkuşağına aldandım
Rüzgara kandım
Yerleşik her yer biraz da heyelandı
Bu yüzden arzularım durmadan şahlandı
Bedenim yere inse de kimi zaman
Ruhum hep havada kaldı
Uçmak yurdumdur benim
Önümde hep yeni atlaslar açıldı
Uçma tutkularım kabardı, katlandı
Bu yüzden kollarım kanatlandı.
Hasan Erkek

***

ŞEHİR TİYATROLARINDAN

Eskişehir Şehir Tiyatroları 2020 yılının Mart Ayından bu yana, Dünyada ve Ülkemizde yaşanan Covid-19 pandemi sürecinden oldukça yara almıştır. Yıkıcı etkilerini, yoğun yaşadığımız bu süreçte hem seyirciyle buluşmak anlamında hem de sanatsal faaliyetler açısından seyircilerimizle bağlarımızı koparmamak adına bizler de bir takım projeler üretmek yoluna gittik. Dünyadaki tüm tiyatrolar gibi biz de, uzun bir süre evde kalmak zorunda kalan seyircilerimize ulaşabilmek için, sosyal medya ve dijital platformları kullanmak istedik. Ne kadar süreceğini tahmin edemediğimiz bu zaman diliminde, pandemi koşullarını da düşünerek hareket ettiğimizde nostaljik bir değer de olacağından “Ses”le oyun adı altında bir projeye başladık. Türk ve Dünya Tiyatrosu eserleri arasından seçtiğimiz tek kişilik oyunların, radyo tiyatrosu tekniğiyle seslendirildiği bu projenin ilk oyunu Giorqos Neophytou’nun yazdığı Duygu Kayıhan’ın Türkçemize çevirdiği ‘ Manoli‘ adlı oyun oldu. Oyunun hem proje tasarımını hem de yönetmenliğini tiyatromuz dramaturglarından Sibel Arıcan üstlenmektedir. Oyunu Eskişehir Şehir Tiyatroları Sanatçısı Özlem Baykara seslendirmektedir. Ses, Efekt ve müzik tasarımı ise Emre Argın’a aittir. Sezon içinde her ay yeni bir oyunun seslendirileceği bu proje, tiyatro salonlarında seyircilerimizden uzak kaldığımız bu dönemde çok önemsediğimiz bir projedir. Seyircilerimizin de bizleri yalnız bırakmayacağını umuyoruz. H. Tolga Tümer Eskişehir Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni

***

HAFTANIN KARİKATÜRÜ Alper Tümay Tok

***

HAFTANIN FOTOĞRAFI Yılmaz Bolat ( EFSAD ) -Nurettin Abi-

***

BİR İNSAN

Cemalettin Sarar Kentlerin kültür olgusu alın teri olmadan olabilir mi sizce? İdeolojilerin savaştığı dünyada ezbere konulan tanımlar iktisadın ve sanatın felsefesine aykırıdır. En büyük ideoloji alın teriyse Eskişehir'de bunun büyük bir hikayesi yer almakta. Şiirsel bir hikayeye sahip bu yolculuk sınırları aşıp tüm dünyaya ulaştığında başka bir renge dönüşüyor. 12 metrekarelik bir dükkanda babası Abdurrahman Sarar tarafından 1936 yılında başlayan yolculuk bugün aslında bir rüyaya dönüşmüş durumda. Hikayenin en önemli anektodu bence Cemalettin Sarar'ın "Bu küçük dükkanda çalışan 3-4 kişiye evden her gün annemin yaptığı yemekleri getirirdim. " cümlesiyle devam eden anılardır. Adım adım büyüyen bu disiplin gerçek bir insan hikâyesi ve belgesel niteliği taşıyan bir kent olgusudur. Olaylar içinde herkesin değişik zamanlarda baktığı açıdan değil sadece alın teri ve sanatsal açıdan baktığımda fabrikanın önündeki dikiş makinesi bana Eskişehir'in sanat sayfasında olması gereken sanatsal bir hikaye olarak geliyor. Milletvekili Utku Çakırözer ile yıllar önce bir söyleşi için gittiğimizde şahit olduğum fabrikalarında bu hikaye aynen yaşatılıyor. Her anıyı anlatırken neredeyse gözleri dolan Cemalettin Bey halen ilk günkü heyecanla tezgahta ve makina başında. Saygıyı hak eden Sarar Ailesinin bu hikâyesi üniversitelerin, kültür ve sanatın kenti Eskişehir'de her zaman özel bir yere sahip olacaktır.

 


PAYLAŞ

Yazara Ait Diğer Makaleler


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

Haber Arşivi