ANA SAYFA > Yazarlar > Gencer Aytüre > Gaye Usluer'den öğrencilere mesaj

Gaye Usluer'den öğrencilere mesaj

GencerAytüre
Sosyal Medya :
11 Ekim 2020, Pazar 09:54

Eskişehir'in Eğitim, Kültür ve Sanat Penceresi "Kent Ajandası" yoğun siyaset trafiği ya da diğer sorunlardan dolayı ihmal edilmemesi gereken "Pandemi süreci ve Eğitim" başlığını ilk planda tutuyor. Yeni bir düzenleme ile başlayacak yeni süreçte tüm eğitim camiası, veliler ve özellikle çocuklarımız, gençlerimiz en üst seviyede titizliği hak ediyor. İki dönem TBMM de bizleri temsil eden tıp profesörü Gaye Usluer ile içinden geçtiğimiz süreçle ilgili sadece eğitim ile ilgili mesajını rica ettim. Kendisi uzmanlık alanı gereği de hassasiyet gösterdiği bu süreçte çocuklarımızın olabildiğince az etkilenmesini temenni ediyor. Eğitimde çocuklarımız için herkesin el ele olması gerektiğini düşünen Usluer'in başlayacak yeni eğitim öğretim süreci öncesi mesajı şu şekilde:

"Sevgili öğrenciler, çocuklarımız, geleceğimiz... Yarın okullarınız açılıyor. Aylar sonra yüz yüze eğitime yeniden başlayacaksınız. Hem sizlerin hem de çevrenizin sağlığı için maskenizi mutlaka takın, arkadaşlarınızla aranızdaki mesafe en az 1.5metre olsun ve sık, sık ellerinizi yıkayın. Hastalanırsanız okula gitmeyin. Hepinize başarılar diliyorum, sağlıkla kalın."

***

ÖYKÜ KÖŞESİ

ÇATAL KAŞIK SESLERİ

Hava kararıyordu. Yoğun iş gününün üstüne evindeydi işte. Akşam alacasında renkler solmaya, şekiller keskinliğini yitirmeye başlamıştı. Lâhit kapakları gibi ağır; rengi kararmış, üstüne üstüne gelen çatılar, birer ikişer yanmaya başlayan pencere ışıkları, çok uzakta görünen deniz; kimsesizliğini bir kırbaç gibi yüzüne vuran sessizlik… Sessizlik! Tüm evren susmuştu. Her şey şehrin karanlık, kocaman karnında kaybolmaya başladı. Ruhu üşüdü. Son kalan bir parça umutla, sanki derinliklerinde cesaret arar gibi, dönüp içeriye baktı ve dünyanın en mutsuz, en ekşimiş soluklu yaşamını gördü. Evle şehir arasında sıkışan benliğinde tüm ilişkiler yaralıydı. Yaşamında her şey, hızla büyüyen şehre karşın, yalnızlaşan insanlığın damgasını taşıyordu. Tüm insanlar yabancıydı benliğine. İnsan çokluğunda insan yokluğu çekiyordu. Hasretti bir yuvanın sıcaklığına. Evi bir yuva değil barınaktı yalnızca…
Kendini gizlemeye çalışan bir insan gibi, ketumluğun tüm maskelerini takınmaya başlamıştı koca şehir. Kapanan kapılar, pencereler, gölgelenen duvarlar… Tüm direnişiyle cıvıl cıvıl ışıldayan caddelere karşın suskunlaşan sokaklar… …Okuduğu kitabı kapattı, gazeteyi katladı, gelişi güzel yığılmış kitapları düzeltti… Sıkıntıyla sigara paketine uzandı, bir sigara çekip, parmaklarının arasında döndürmeye başladı. Korkuyla beklediği gibiydi her şey! İçinin önlenemez daralışı, her zamanki şaşmaz iç saatiyle yol almaya başlamıştı. Kalabalıkları öğütmeye hazırlanan karanlığı içinde hissetti. Sıkıntısı tüm odayı kapladı. Sessizliğin içinde onu gözetleyen her şey nefes alıyordu sanki. Kendini kuşatan bulanık görüntüleri yararak, “bin yıldır oturduğu” koltuktan zorlukla kalktı. İleri geri amaçsızca gezindi, mutfağa yöneldi. Alış veriş poşetleri tezgâhta öylece duruyordu. Acıktığını hissetti, eli poşetlere gitti. Sanki başka birinin getirip bıraktığı şeylermiş gibi kayıtsızca karıştırdı: Yumurta, salam, peynir, zeytin, bir demet maydanoz, bir kaç paket hazır çorba, bir salkım muz!... Dolabı açtı; görmeyen gözlerle baktı. Kapatır gibi yapıp yeniden açtı. Kaç günlük olduğunu unuttuğu küçük yemek kaplarına ilişti gözü: Birkaç köfte, üstü kurumuş sütlaç, yarılanmış yeri sulanmış bir kâse yoğurt, sebzelikte çürümeye yüz tutmuş sebzeler, meyveler… Yeniden tezgâha dönüp bir muz kopardı, yemeye başladı. Yediği, boğazını sıkan yalnızlığıydı. Sürüklenir gibi salona dönüp cama yaklaştı. Tüm bedeni gözlerine dolup dışarıya aktı. Aşktan umudunu keseli yıllar olmuştu ama bir nefes; yalnızca paylaşacağı, sessizliği kırabileceği bir sese de razıydı. O bile yoktu işte!... Yoktu! Konuşmayı unutmuş gibi sımsıkı kapalı dudakları büzüştü. Kendine acıdı. Ceketini kaptığı gibi fırladı. Merdivenleri koşarak indi. Şehrin saldırgan, karanlık, bungun kokusu çarptı üzerine. Sokaklar… Sokaklar!... Amaçsızca sayısız sokaklara daldı, çıktı. Bomboştu! Sanki ruhu ve bedeni ayrı yerlerde geziniyordu. Soluklandı. Işıklı caddelere döndü yeniden. Var olmaya duyduğu çıldırtıcı özlemle, evlerine koşuşturan insanların arasına karıştı. Onlardan biri olmanın kalıbına bürünüp, yüzünde bir gülümsemeyle, imrendiği, hasretini çektiği aceleyi paylaştı. Sıcak bir ekmeği taşır gibi, bekleyenlerini bekletmeme telâşında adımlarını hızlandırdı… Kalabalığın ritminde koşturdu bir süre… Sonra azalan kalabalıktan sıyrıldı. Tekrar sokak aralarına sokuldu. Karanlıkta adımlarını yavaşlattı. Tüm evler gözetleme alanındaydı şimdi. Evlerin duvarlarına yakın yürürken, perdesiz evleri yakalamaya çalıştı.
Gecenin ıssızlığında, özlem hırsızlığı saatleri başlamıştı. Kendini yok eden şehirden intikamıydı bu saatler… Ganimeti, göz hizası ışıklı pencerelerdi. O pencereler ki, tüm sıcaklığını bir yudum nefes gibi ciğerlerine boşaltıp, yaşama dair ne varsa özlediği; bir bir önüne sunuyordu. Sahip olamadığı her şey oradaydı. İlle de mutfaklar! Vazgeçemediği; özünü doyuramadığı en büyük var oluş özlemi! İşte oradaydı! Bir masa; üzerinde tabaklar, çatal kaşıklar, ortada salata. Neler konuştuklarını anlayamadığı devinimli bedenler, evin erkeğinin ciddi, yorgun görüntüsü, cıvıltılı, gülen çocuklar, masaya ha bire bir şeyler taşıyan, servis yapan bir kadın, dumanı tüten yemekler!...
Bedensiz ruhu yeniden savrulmaya başladı. Sessizliğini dışarıda bırakarak, pencereden içeri süzüldü; neşeyle bir sandalye çekti, yanındaki çocuğun saçını okşadı, kalkıp masaya bir çatal kaşık, bir tabak daha koydu, tencerenin kapağını açıp derin derin kokladı. “Oooh!...” Çatal kaşıkla tabağın kenarına vurarak bir tempo tutturdu. Yanındakiler neşesine sevgiyle baktılar. “Biliyor musunuz” dedi. “Bugün ne oldu?” Masadakilerin hayranlık, hayret ve bitmeyen ilgisiyle coşarak, kâh ayağa kalkıp, kâh abartılı el kol hareketleriyle uzun bir söyleve başladı. Mutluluk ne güzeldi! Dışarıdaki bedeni kıskanç bakışlarla içeriyi gözlüyordu…
Yalnız ruhlar ortalıkta kol gezerken, şehir yuttuklarının rehavetiyle uykuya çekilmeye başlamıştı.

Münevver İzgi

***

VOS 26 YARDIM GÖNÜLLÜLERİ

Zeynep Hayriye Karbölen ile çalışmaları hakkında konuşurken bu yolculuğun nasıl başladığını anlattı. Yerde gördüğü bir bozuk paranın içinde büyüttüğü kıvılcımla başlayan hikayeyi anlattı tüm samimiyetiyle. "Herkes çok şeyden muzdarip ve şikayetçi ama 'haydi!' diyenler nerede?" diye kolları sıvamış dostlarıyla.
Aslında hikayesinin çocukluğuna dayandığını anlattı Zeynep Hanım. Yardım etmeyi ve bunu karşılıksız yapmayı; bu şekilde mutlu olmayı bir çocukluk hayeli olarak büyütmüş içinde."Bir gün çok param olursa çocukları ve ihtiyaç sahibi aileleri mutlu etmek olucak ilk işim." diye hayallerle büyümüş. Köprübaşında bir banka oturup ne yapabileceğini düşünürken yerde duran 5 kuruşa gözü takılır ve "en küçük şeyler bile çok faydalı hale gelebilir." der. Daha sonra bozuk paralar çocuklara umut olsun diye düşünüp bozuk para projesi ile yola çıkmış. İlk işleri bir köy okuluna yardım etmek olmuş. Git gide büyüyen projeleri Odunpazarı'nda küçük bir odadan şuan bir konakta içinde eğitim atölyelerinin olduğu oyun alanının olduğu bir alana varmışlar.Down sendromlu, otistik engelli ve ihtiyaç sahibi çocuklar için 15 yıldır onlara etkinlikler yapıyorlar ve onların sesi oluyorlar. Engelli çocuklara akülü araçlar dağıtıyor ve çeşitli projelerle eğitime destek oluyorlar. Ayrıca tablet bile dağıtmışlar ve bazı okullara kütüphaneler yapmışlar. Öğrencilere bursu ve giysi gıda yardımı da yapıyorlar.Onkolojideki çocukların kıyafet, gıda medikal yardım, kullandıkları bez havlu, maske gibi birçok ihtiyaçları sağlıyorlar ellerinden geldiğince. Hastanelerde oyun alanı kütüphaneler kurmuşlar. Her yıl 23 Nisan'da Sazova'da 3bin çocuğumuza ücretsiz kutulu oyuncak dağıtıyorlar. Her yıl down sendromlu çocuklarımızla moral pikniğinde buluşuyorlarmış ve geçen yıl 500 aile katılmış. Ayrıca "Vosvosçular olarak kadınlar ve çocuklar ile ilgili konularda farkındalık yaratmak için yollardayız." diyor Zeynep Hanım. Bu sıradışı bir emekle yapılan çalışmaları için kendilerini tebrik ediyorum ve çocuklar adına teşekkürlerimi iletiyorum.

***

ŞİİR KÖŞESİ

Şimdi bu evlere akşam çökecek. Annem anlayacak seni sevdiğimi. Yüzümü eski bir hatıra çizecek, seni beklerim aynı yerde.
Bana kentin taşını, tuğlasını, yağmayan bulutunu verdiler. Evlerin soğukluğunu, annemin yazgısını verdiler. Yarısı sönmüş mumla seni sevmeyi öğrendim. Gençliğimin çölüne akan her sözü, sana yol yapıp çıkmayı öğrendim. Payıma numarasız otobüsleri, kalabalık durakları ve tek kişilik bileti layık gördüler, seher vaktindeki biletsiz trende seni sevmeyi öğrendim. Herkes güldü siyah beyaz fotoğrafta, Ben sana boyandım sessizliğimle köşesinde yırtık bir fotoğraf karesinin. Sen alıp kül ettin renklerimi, günümü geceye, yüzümü karanlığa çevirdin. Sen bana gülünün solduğu akşamı, yetim bir çocuk gülüşünü. gençliğimin ilk mahzunluğunu bıraktın. Ama şimdi, Şimdi, bu evlere akşam çöker güneş aşıp geçer denizi, bir çocuk yetim düşer uykusunda annem anlar beni sevmediğini.
Kübra Şişoğlu

***

VE PERDE

Ekim ayı 2020 oyun biletleri 7 Ekim Çarşamba günü saat 13.00'dan itibaren satışa çıktı.Biletler, Turgut Özakman Sahnesi ile Haller Gençlik Merkezi Tepebaşı Sahnesindeki gişelerden ve biletinial internet sitesinden temin edilebilir.
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, maske, mesafe ve sağlığa uygunluk kurallarını titizlikle uygulayarak yeni sezonu açacak. Şehir Tiyatroları sanatçısı Mustafa Kılıkçı’nın kaleme aldığı ‘Tahta Pencere’ adlı oyun, uzun zamandır karantinada yaşamaya mecbur kalan bir çiftin hüzünlü ve komik hikâyesini sahneye taşıyor. Kurum sanatçılarından Mete Ayhan’ın yönettiği iki kişilik oyunda, Özlem Boyacı ve Umut Bazlama rol alıyorlar.

 


PAYLAŞ

Yazara Ait Diğer Makaleler


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

Haber Arşivi