ANA SAYFA > Yazarlar > Gencer Aytüre > Siyasette nezaket

Siyasette nezaket

GencerAytüre
Sosyal Medya :
01 Şubat 2021, Pazartesi 10:03

Yıllar önce Bülent Ecevit'in evine giden bir gazeteci anlatıyor. " İçeriye girerken bizi Rahşan Hanımla birlikte karşıladı Sayın Başbakan. Çok sevindiler gelmemize. Rahşan Hanım kendisi gidip çayları getirdi bize. Gördüklerimize inanamıyorduk. Röportajı yapıp çıkma vakti gelince bizi kapıya kadar götürdüler ancak anahtarları bulamıyordum. Geri eve girdik. Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı masanın altına eğilmiş benim anahtarlarımı arıyordu. Çok mahcup olmuştum ama bir gurur içindeydim de. Bu tevazu nasıl bir olguydu? Sonunda anahtarlar cebimden çıktı. Çok üzülmüştüm ama hayatımın en önemli olayına şahit olmuştum." Bu anı toplumsal bir kültürün göstergesi midir? Bu anı yayılır mı diye düşünürken, arşivimde Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Başkanı Ahmet Ataç ile yıllar önce yaptığım bir röportajım çıkıyor karşıma. O gün biraz erken gidiyorum oraya çünkü bir toplantım iptal oluyordu. Yani 45 dakika bekleyecektim röportaj saatini. Belediyeye girdim; koridorlardaki sanat eserlerini gezip dostlara selam vererek geçen bir süreden sonra çayımı alıp beklerken içerden bir amcanın sesi geliyor sancılı bir tonla. Başkana bir şeyler anlatıyor ayaküstü ve sonra oturalım diyor Başkan. Bir süre sonra sesler geri geliyor ama yanımda birkaç takım elbiseli kişi de benimle bekliyor. Sonra çıkıyor Başkan ve 5 dakika daha bekleteceğim sizi diyor. Yanımdakiler bekliyor. Rahatsız olan yok gibi görünüyor. 5 dakika sonra amcanın koluna girmiş çıkıyor Başkan. Amca bizlerden özür diliyor. Tebessümle o uğurlanıyor ve sıradakilerden sonra akşam olduğu için biz rahat rahat söyleşimizi yapabileceğiz. Başkan içeri girenlere "Çok özür dilerim ama amcayla sohbet etmem gerekiyordu, çok önemliydi. Aslında konu benimle ilgili olmasa da sohbet etmeye gelmiş. Dinlemem gerekiyordu, çok üzgündü." diyor. Başkan hepsine karşı mahcup olmuştu. Ben de beklerken "mahcubiyet" diye bir şiir başlığı atıyorum not defterime. Daha sonra bu şiir İngiltere'de Poetry Society Dergisinde yer alıyordu. O an neden orada olduğumu anlıyor ve sorularıma bir yenisini ekliyordum. Sıra bana gelince yaşanan sahne yine aynı nezaketi taşıyordu. Bürokrasinin soğuk yüzü yoktu odada ya da koridorlarda. İrtibatta olduğum bütün sivil toplum örgütlerinde ve diğer söyleşilerim ile gençlerle olan kuvvetli bağım ve çalışmalarım içinde "dinamizm ve nezaket" kelimeleriyle tanımlanan sevgili Ahmet Ataç'a Eskişehir'in sanat, estetik ve nezaket yüzü olduğu için teşekkür ediyorum.

***

Haftanın Karikatürü Yaşar Arda

***

Haftanın Fotoğrafı (SAYE) Fikriye Yarlıgan (Efsad)

***

Şehir tiyatrolarından

Eskişehir Şehir Tiyatroları Çocukları Dijital Ortamda Masallarla Buluşturuyor. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları salgın hastalıkla ülke olarak mücadele ettiğimiz bu zorlu dönemde dijital ortam için projeler geliştirerek seyircilerinin evlerine konuk olmaya özen göstermektedir. Bu çalışmalarını çocuklar için de sürdüren kurum, eski çocuk oyunlarının kayıtlarını sosyal medya kanallarında yayınlamaktadır. Bunun yanında minikler için yeni bir çalışmaya imza atan şehir tiyatroları sanatçıları “Tiyatro Sanatçılarımızdan Masallar” adlı projelerini You Tube kanalları üzerinden yayınlamaya başladı. Sinderella’dan Pinokyo’ya, Çoban Kız ve Baca Temizleyicisine kadar, her biri klasik olmuş birbirinden seçkin masallar ve dünyaca ünlü yazar William Shakespeare’in masallaştırılmış oyunları renkli görseller eşliğinde Şehir Tiyatrosu sanatçılarının anlatımları ile çocuklarla buluşacak. Minik izleyiciler, Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin ve Şehir Tiyatrolarının You Tube kanalları üzerinden her hafta iki farklı günde iki farklı masal izleyebilecekler. Masallar haftanın belirli günleri yayınlandıktan sonra kanaldan kaldırılmayacak ve çocuklar diledikleri zaman masal kayıtlarını tekrar tekrar izleyebilecekler.

***

Haftanın Egitimcisi Adil Arif Aytekin

Özellikle bu süreçte en kritik konu değil mi eğitim? En çok titizlik gösterilen alanda nesillerin kaderi belirleniyor ve öğretmenler bire bir rol model oluyor. Peki onların sadece kurallar ve disiplinle denetlenmesi yetiyor mu? Eskişehir eğitim camiasındaki saygınlığı ile şimdi emeklilik dönemini yaşasa da üretmeye ve çalışmaya devam eden değerli hocam ile Eskişehir Kitap Fuarındaki bir anımızı anlatarak onun inceliğini ve sanata ve edebiyata önem veren yönünü özetlemek isterim. Fuarın ilk yılı; birkaç öğrenci ve dostla fuardayız. Yanındakileri Edebiyatımızın en önemli isimlerinden Nazmi Bayrı'nın yanına götürüyorum. Kitaplar imzalatıyor, sohbet ediyoruz. Ordan ayrılıp dolaşırken Adil Hocamla çarpışıyoruz. Yanımdakilere dönüp "zaten onunla burada karşılaşmamız gayet normal. Burada görmesem şaşırır, üzülürdüm." diyordu. Her zaman yazılarımı okuduğunu bana ileten, ortak dost ailelerimiz ve acılarımız olan çok değerli hocama tüm öğretmenlere örnek olan duruşu ve eğitime kattığı estetik nedeniyle teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız hocam. Sevgi, şiir ve dostlukla...

***

Bir insan​​​​​​​

Fethi Heper Sene 1965, Eskişehirspor'un ilk golünü atan o isim yıllarca dünya çapında bir üne sahip ruhun mimarlarından oluyordu. Aynı zamanda akademisyen de olan Eskişehir'in en önemli isimlerinden Fethi Heper ağabeyimiz, hocamız kültür ve sanat sayfamızda olmazsa olmaz bir isim değil mi sizce de? Kentleri oluşturan en önemli olgularda değil mi spor ve sporcunun entelektüel bir kimliğe sahip olanı da aslolan hedef değil mi zaten? Hocamız sayısız gence her alanda örnek olmaya devam ediyor. Es Es belki zor günler yaşıyor ve belki de kendisini Z Kuşağı yeni yeni tanıyor ama bir kültür olan Eskişehirspor'u ve o duruşun sahip olması gereken entelektüeliteyi hocam sayfa sayfa öğretiyor, anlatıyor. Yazmakla bitmeyecek anıları kent hafızasına kazıyan hocama gençler adına teşekkürü bir borç biliyoruz. Belki de Fethi Heper Hocamızın bugünlerde için ağzından çıkacakları harfiyen uygulama vakti çoktan gelmiştir diye düşünüyorum. Sevgi ve saygıyla.

​​​​​​​

***

"Benim Resmim Tipik Bir Yolculuk Resmidir."

Eskişehir'in gurur gençlerin sanat ve Edebiyat söyleşileri devam ediyor. Bahçeşehir Koleji öğrencilerinden Ece Dikici, Begüm Nur Üstün ve Arda Uzunoğlu dünyaca ünlü ressam Habip Aydoğdu ile bir söyleşi gerçekleştirdiler. Öğretmenleri Sevgi Ünlü'ye de çok teşekkür ederim. 1.Kısaca bir eserinizin yaratma sürecinizden bahsedebilir misiniz? Resmimin üretim sürecinin elbette düşünsel bir geçmişi var. Oluşum aşamasında ise elim, kolum, beynim ve bütün duyu organlarımın devreye girdiği tipik bir kendimden geçme, bir trans hali yaşarım. O anlarda atölyem tam bir savaş alanı gibidir. Kirli, dağınık, sessiz ve yalnız bir ortamda çalışmayı tercih ederim. Bu süreç çok gerilimli ve verimli bir süreçtir. O anlar çıldırdığımı, delirdiğimi hatta vahşileştiğimi hissederim. Belli bir aşamasından sonra da neredeyse gözlerim kapalı çizer ve boyarım. Onun için hep söylerim, benim resmim tipik bir yolculuk resmidir diye. O anlar kendimi tıpkı bir şaman gibi hisseder, tuval ile olan ilişkim resmetme eylemini de aşan neredeyse bir performansa dönüşür. Gerektiğinde hiç gözünün yaşına bakmadan tümünü yok etmeyi göze alarak tamamlarım resimlerimi. Eskizli bir çalışma yöntemim hiçbir zaman olmadı. Sonucu önceden bilinen imgeler, algılar, formlar, beni pek heyecanlandırmıyor. Eskizin resim yapma, yaratma sürecini öldürdüğüne, o süreçteki bilinmezliği tıkadığına inanırım hep. Usta ve temiz işlerden sıkıldım artık. Ustalık, ağır işçilik yoruyor beni. Aslında benim resmim kolay kolay bitmiyor. Helalleştiğim resimlerime bile aylar, yıllar sonra müdahale ettiğim çok olmuştur. Onun için de zaman zaman resimlerimi demlenmeye bırakırım. Bir süreliğine uzaklaşırım onlardan. Bu yaklaşımımın resimlerime iyi geldiğini hissediyorum. Gerçekten de bazı resimlerin kusurlarını görebilmek için biraz zamana ihtiyaç olabiliyor. 2.Bazı sanatçılar, zihinlerinde bir sahne kurgulayıp resmederken, bazı sanatçılar ise, o zaman dilimindeki his ve düşüncelerini resmeder, siz çoğunlukla hangisini tercih ediyorsunuz? Bilinçaltıyla yıkanan, doğaçlamaya olabildiğince izin veren soyut ya da soyutlamacı denebilecek dışa vurumcu bir resimsel dilim var. Değişik anlatım biçimlerinin, yöntemlerinin bir sentezi gibi benim resmim. Dolayısıyla benim zihnimde kurgulanmış sahnelere pek yok. 3.Günümüzde güzel sanatlar eğitimi veren kurumlar hakkında bir fikriniz var mı? Elbette var. Gün geçtikçe daha az gencin ortaokul, lise düzeyinde sanat alanına yönlendirildiğini, bu konuda yüreklendirildiğini gözlüyorum. Ne yazık ki öğrencilerin düş kanallarını tıkayan, özgürce hayatı sorgulamalarına izin verilmeyen, kalıpçı ve ezberci olan eğitim sistemimizin sınırlanın daha da daraldığını görmek beni üzüyor. Karşılaştırmam gerekirse biz gençken o kadar farkında değilmişiz ama günümüze göre çok daha özgür ve hayallerinin peşinden gitme imkanı veren kurumlarda ve hocalardan eğitim almışız. 4.Halkımızın sergilere karşı olan ilgisi yıllar içerisinde nasıl bir değişim gösterdi? Güzel Sanatlar alanıyla ilgili, yüzlerce yeni açılan lise ve fakülteye rağmen izleyici ve sanatsever sayısının yeteli olmadığını düşünüyorum. Görsel Sanatlar alanı ile ilgili müzelerimizin, galerilerimizin izleyici oranları da ortada. Hele hele nüfusumuzun artış oranına göre beni şaşırtacak kadar ne izleyici ne de yatırım söz konusu. Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim iyi organize edilmiş sergilerin izleyici rakamları da azımsanmayacak kadar yüksek. Bu da bizi üzülerek söylüyorum; gezilmeyen, ilgi gösterilmeyen pek çok serginin ne yazık ki izleyici önüne çıkamayacak kadar vasat olduğu gerçeğiyle de yüzleştiriyor. 5.Çeşitli renkleri bir arada bulunduran eserlerinizde bir renk daha ön plana çıkıyor. Kırmızı renginin sanatınızda yansıttığı anlam ve karşıladığı kavram(lar) nelerdir? Kırmızıyı resimlerimde; sevdanın, sabrın ve eylemin rengi olarak kullanıyorum. Kırmızı dalga boyu en geniş, en belalı renk. Bana kırmızı, hep hayatın ve hayatımızın rengi gibi görünmüştür. En can alıcı sorunları da en güzel anıları da kırmızıyla resmedebiliyorum. 6.Sanat eserleri, sanatçının içinde büyüdüğü coğrafyayı ve yaşanmışlıkları barındırdığını düşünürsek; siz eserlerinizde içinde büyüdüğünüz coğrafyanın hangi parçasını yansıtıyorsunuz? Daha çok coğrafyamızda, özellikle de yakın coğrafyamızda terör eylemleri, savaşlar, göçler, gibi yaşana gelen hayatın tüm sorunlu yanları benim resmimin ilgi alanı olagelmiştir. Belki de bu coğrafyada benim rengimde onun için kırmızıdır. 7.Günümüz sanatında gençlere tavsiyeleriniz nelerdir? Gençlere tavsiyem; hayal edebiliyorlar ve kendilerinin iyi bir sanatçı olabileceğini hissediyorlarsa, yılmadan, tüm olumsuzlukların üstüne giderek, risk alarak, tutkuyla çalışmaya, üretmeye ve alanlarındaki yeniyi izlemeye, okumaya, öğrenmeye, takip etmeye ve içinde olmaya gayret etsinler…

***

Haftanın Rengi Yaşar Osman Kocabaş

 


PAYLAŞ

Yazara Ait Diğer Makaleler


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

Haber Arşivi

Çok Okunanlar

MAHKEMENİN SONUCU BEKLENİYOR

1

ESKİŞEHİR’E BAHAR GELDİ

2