Verilere göre nüfus artışı kısa vadede tamamen durmayacak. AB nüfusunun 2029 yılında yaklaşık 453 milyon kişiyle zirveye ulaşması bekleniyor. Ancak bu tarihten sonra başlayacak düşüş eğilimiyle birlikte, 2100 yılına gelindiğinde toplam nüfusun 400 milyonun altına gerileyeceği öngörülüyor.

Nüfus yaşlanıyor, gençler azalıyor
Demografik değişim yalnızca toplam nüfusun azalmasıyla sınırlı kalmayacak. Avrupa’nın yaş yapısı da köklü biçimde dönüşecek:

Bu oran, nüfusun kendini yenileyebilmesi için gerekli eşik olan 2,1’in oldukça altında bulunuyor. Bu da uzun vadede nüfusun doğal yollarla toparlanmasının zor olduğunu gösteriyor.

Ekonomik ve sosyal sistemler zorlanacak;
Nüfusun yaşlanması, Avrupa’da çalışan sayısının azalması ve emekli nüfusun artması anlamına geliyor. Bu tablo, başta emeklilik sistemleri olmak üzere sağlık hizmetleri üzerinde ciddi mali baskı oluşturacak.

Emmanuel Macron, Fransa’da 2025 yılında ölümlerin doğumları geçmesi üzerine “demografik yeniden yapılanma” çağrısı yaptı. Paris yönetimi, aile destek politikalarını güçlendirmek ve genç yaşta çocuk sahibi olmayı teşvik etmek için yeni adımlar planlıyor.

Göç denklemi ve siyasi tartışmalar
Avrupa Parlamentosu araştırmalarına göre göç, son yıllarda nüfus kaybını kısmen dengeleyen önemli bir faktör oldu. Ancak bu etki, düşük doğurganlık oranlarını telafi etmeye yetmiyor.

Öte yandan birçok Avrupa ülkesinde göç politikalarının sertleşmesi, demografik dengeyi daha da karmaşık hale getiriyor. Almanya’da Şansölye Friedrich Merz tarafından gündeme getirilen, ülkedeki Suriyelilerin önemli bir bölümünün geri dönüşünü öngören planlar da bu tartışmaları derinleştiriyor.

Uzmanlara göre Avrupa’nın önünde üç temel seçenek bulunuyor: doğum oranlarını artırmak, göç politikalarını yeniden şekillendirmek veya ekonomik sistemleri daha az nüfusla sürdürülebilir hale getirmek. Mevcut veriler ise kıtanın bu üç başlıkta da zor bir denge arayışına girdiğini gösteriyor.

Kaynak: Politico