Arslan, bu yıl LGS’de 452 öğrencinin 500 tam puan aldığını, geçen yıl ise bu sayının 719 olduğunu hatırlatarak, tam puan alan öğrenci sayısındaki değişimin eğitim sisteminin niteliğini tek başına göstermediğini söyledi. Asıl sorunun milyonlarca öğrencinin geleceğinin birkaç saatlik bir sınav sonucuna göre şekillendirilmesi olduğunu ifade eden Arslan, çocukların küçük yaşlardan itibaren yoğun bir sınav baskısıyla karşı karşıya bırakıldığını kaydetti.
LGS’nin yalnızca bir yerleştirme sınavı olmadığını belirten Arslan, sınav sonuçlarının öğrencilerin bilgi düzeyinin yanı sıra ailelerinin ekonomik koşullarını, yaşadıkları çevrenin imkanlarını ve nitelikli eğitime erişim düzeylerini de yansıttığını söyledi. Eğitimde fırsat eşitliğinin giderek zayıfladığını savunan Arslan, ekonomik durumu iyi olan ailelerin çocuklarının özel ders, kurs ve özel okul imkanlarından yararlanabildiğini, milyonlarca öğrencinin ise devlet okullarının sınırlı olanaklarıyla aynı yarışa girmek zorunda kaldığını ifade etti.
Eğitim politikalarının yıllardır kamusal eğitimi güçlendirmek yerine piyasa koşullarına göre şekillendirildiğini ileri süren Arslan, özel okul ve özel kurs sektörünün büyümesinin teşvik edildiğini, buna karşılık devlet okulları arasındaki imkan farklılıklarının derinleştiğini söyledi.
Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamalarına da değinen Arslan, binlerce çocuğun eğitim hakkından uzaklaştırılarak erken yaşta iş gücü piyasasına yönlendirildiğini savundu. Eğitimin temel amacının çocukların özgürleşmesini, bilimsel düşünceyi geliştirmesini ve çok yönlü gelişimini sağlamak olması gerektiğini belirten Arslan, mevcut sistemin öğrencileri ya sınavlara ya da iş gücü piyasasına hazırlayan dar bir çerçeveye sıkıştırdığını öne sürdü.
Son yıllarda müfredatta yapılan değişiklikler, bilimsel ve laik eğitim anlayışından uzaklaşılması, öğretmenlerin mesleki güvencelerine ilişkin tartışmalar ve kamusal eğitime ayrılan kaynakların yetersizliğinin eğitim sistemindeki sorunları büyüttüğünü savunan Arslan, “Hiçbir çocuk tek bir sınavın sonucuyla tanımlanamaz. Hiçbir okul sınav başarısına göre değerli ya da değersiz ilan edilemez. Hiçbir öğretmen öğrencilerinin test sonuçları üzerinden yargılanamaz” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı’na çeşitli sorular yönelten Arslan, devlet okulları arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi, her çocuğun eşit ve nitelikli eğitime erişiminin sağlanması ve sınav baskısının azaltılmasına yönelik somut adımların atılması gerektiğini ifade etti.
Eğitim-İş’in çözüm önerilerini de sıralayan Arslan, LGS başta olmak üzere merkezi sınavlara dayalı seçme ve eleme sisteminin kaldırılmasını, öğrencilerin akademik başarılarının yanı sıra sanatsal, kültürel ve sosyal gelişimlerini de dikkate alan okul temelli bir yerleştirme modeline geçilmesini önerdi. Kamusal eğitime ayrılan kaynakların artırılması, eğitimin ticarileştirilmesine son verilmesi, okullar arasındaki imkan farklılıklarının giderilmesi ve öğretmenlerin mesleki güvencelerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.




