Nafaka tartışmalarının toplumsal gerçeklikten kopuk yürütüldüğünü ifade eden Kökçınar, sürecin sadece bir aile hukuku meselesi olmadığını dile getirerek şöyle konuştu:

"Bugün nafaka tartışması adı altında yürütülen süreç, yalnızca bir aile hukuku meselesi değildir. Bu tartışma, kadınların boşanma sonrasında ekonomik olarak ayakta kalıp kalamayacağı, şiddet içeren ilişkilerden çıkıp çıkamayacağı ve insan onuruna uygun bir yaşam sürüp süremeyeceği ile doğrudan ilgilidir."

Kamuoyunda yaratılan "süresiz nafaka mağdurları" algısının gerçeği yansıtmadığını belirten Kökçınar, mevcut hukuk sisteminde nafakanın zaten sınırları olduğunu ifade etti:

Eğitim Sen’den Bakan Tekin’e sert tepki
Eğitim Sen’den Bakan Tekin’e sert tepki
İçeriği Görüntüle

"Son yıllarda kamuoyunda 'süresiz nafaka mağdurları' söylemi üzerinden oluşturulmaya çalışılan algının aksine, Türk hukukunda nafaka yükümlülüğü mutlak ve sonsuz değildir. Yoksulluk nafakasının 'süresiz' olarak nitelendirilmesi de yanıltıcıdır. Mevcut hukuk sistemimizde yoksulluk nafakası, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evliymiş gibi fiilen birlikte yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya taraflardan birinin ölümü gibi durumlarda dava açılması halinde zaten sona ermektedir."

"Nafaka İsteyen Kadınların Yüzde 88'i Şiddet Mağduru"

Konuşmasında Kadın Dayanışma Vakfı’nın Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu’ndan çarpıcı veriler paylaşan Funda Güney Kökçınar, nafaka hakkının bir ayrıcalık değil, yapısal eşitsizliği dengeleyen hukuki bir güvence olduğunu belirterek şu rakamları aktardı:

"İncelenen boşanma dosyalarının yüzde 88,4’ünde şiddet iddiası bulunmaktadır. Bir başka ifadeyle nafaka talep eden kadınların önemli bir kısmı, yalnızca boşanmanın ekonomik sonuçlarıyla değil aynı zamanda şiddetin sonuçlarıyla da mücadele etmektedir. Araştırmaya göre dosyalara taraf kadınların yüzde 48’i işsizdir. Erkeklerde ise bu oran yalnızca yüzde 9’dur. Kadınların yüzde 47’sinin hiçbir geliri bulunmamaktadır. Erkeklerde herhangi bir geliri olmayanların oranı ise yalnızca yüzde 7’dir."

Kadınların evlilik süresince ücretsiz bakım emeği verdiğini, çocuk sorumluluğu nedeniyle iş yaşamından uzaklaştığını hatırlatan Kökçınar, "Kadınlar evlilik süresince ücretsiz bakım emeğini üstlenmekte, çocuk bakımının sorumluluğunu taşımakta, iş yaşamından uzaklaşmakta ve boşanma sonrasında ekonomik olarak dezavantajlı bir konumda kalmaktadır. Bu nedenle yoksulluk nafakası bir ayrıcalık değil, eşitsizliği kısmen dengelemeye yönelik bir hukuki güvencedir" dedi.

"Milyonlar Değil, Asgari Ücretin Yüzde 7'si Ödeniyor"

Medyada yer alan yüksek nafaka miktarlarının yalnızca ünlülerin boşanma dosyalarından ibaret olduğunu ve gerçeği yansıtmadığını belirten Kökçınar, şu ifadeleri kullandı:

"Araştırmada incelenen dosyalarda mahkemeler tarafından hükmedilen yoksulluk nafakalarının ortalaması asgari ücretin yaklaşık yüzde 7’sine karşılık gelmektedir. Basında gördüğümüz nafaka miktarları, ünlülerin anlaşmalı boşanmalarda anlaştıkları rakamları gerçek rakamlar gibi göstermektedir. Gerçek rakamlar göstermektedir ki bugün tartışılan şey yüksek nafaka miktarları değil, kadınların hayatta kalabilmek için sahip olduğu son derece sınırlı bir ekonomik güvencedir."

Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Funda Güney Kökçınar, yerel mahkemelere de çağrıda bulunarak açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

"Yerel mahkemelere de çağrımızdır: Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını, kadınların insan onuruna yakışır yaşam hakkını ve 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesini gözeten bir yaklaşım benimsenmelidir. Kadınları yoksulluğa, şiddete ve ekonomik bağımlılığa mahkûm edecek uygulamaların karşısında olmaya devam edeceğiz."

Kaynak: Esra Kahya