ŞEHRİMİZDEN AKTİF FAY HATTI GEÇİYOR
Öncelikle Eskişehir deprem riski açısından nasıl bir konumda?
Şehrimiz maalesef ki içinden aktif fay geçen bir şehir. Haliyle de riskli durumdayız. Yapı stoğu açısından da zaten risk mevcut. Eskişehir yerleşim yeri merkezden başlayarak yerleşmiş bir şehir ve merkez maalesef Eskişehir Ovası dediğimiz alüvyon zeminden oluşmakta. Bundan kaynaklı olarak da esas yüksek binalarımız, yaş olarak daha ileri yaştaki binalarımız zeminde ve o zamanın şartlarıyla, tabii ki kanunlar olsun, yönetmelikler olsun, o zamanın şartlarına göre yapılmış binalarımız ama şu an gevşek zeminin üstünde oturuyor binalarımız. Bahsettiğim gibi aslında her röportajda da söylüyoruz; Kızılcıklı, Atatürk Caddesi, Yunus Emre Caddesi. Bunlar daha riskli çünkü yerleşim zamanlaması açısından hep bu yeni deprem yönetmeliklerimizden önce yapılmış binalar ve yüksek binalar, dediğim gibi.Deprem güvenliğini yalnızca bina kalitesi üzerinden değerlendirmek bilimsel açıdan eksik bir yaklaşımdır. Güvenli bir yapı; parsel bazlı zemin ve temel etüdü, doğru mühendislik tasarımı, gerektiğinde uygulanan zemin iyileştirme yöntemleri ve kaliteli yapı imalatının bir bütünüdür. Zemin etütleriyle yalnızca zeminin taşıma gücü değil, aynı zamanda oturma davranışı, yeraltısuyu koşulları, sıvılaşma potansiyeli, zemin hakim periyodu ve deprem sırasında göstereceği davranış da belirlenmektedir. Elde edilen bu veriler doğrultusunda uygun temel sistemi seçilmekte, gerekli görülen alanlarda jet grout, derin karıştırma, fore kazık gibi zemin iyileştirme uygulamaları projelendirilmektedir. Özellikle Eskişehir gibi alüvyal zeminlerin geniş alan kapladığı, yeraltısuyu seviyesinin yüksek olduğu ve bazı bölgelerde sıvılaşma riskinin bulunduğu bir kentte, zemin koşullarını göz ardı ederek yapı güvenliğinden söz etmek mümkün değildir. Aynı inşaat projesi farklı zeminlerde farklı deprem performansı gösterebilir. Bu nedenle deprem güvenliği, “zemin mi, bina mı?” tartışmasına indirgenemez. Doğru yaklaşım; parsel bazlı zemin ve temel etüdü, bilimsel verilere dayalı temel tasarımı, gerekli durumlarda zemin iyileştirmesi ve nitelikli yapı üretiminin birlikte değerlendirilmesidir. Depreme dirençli kentler ancak tüm mühendislik disiplinlerinin ortak çalışmasıyla oluşturulabilir. Zemin, güvenli yapının vazgeçilmez temelidir.

DEPREMİ AFETE DÖNÜŞTÜREN İNSANOĞLUDUR
Eskişehir'deki mevcut yapı stoğunu ve yeni yapılaşma sürecini siz jeoloji mühendisleri odası başkanı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
1999 depreminden sonra Eskişehir biraz daha hızlı aslında bu konuda kendini geliştirmiş. Yapı denetim sistemine daha hızlı geçilmiş, özellikle deprem yönetmeliklerini daha hızlı uygulamaya geçirdiğini düşünüyorum merkez ilçe belediyelerinin.. O yüzden daha sağlıklı zemin koşullarına oturduğunu düşünüyorum binaların.Şimdi bir kere şunu kabul etmemiz gerekiyor. Deprem bir doğal afet değil, doğal olay. Bunu afete dönüştüren insanoğlu. Bunu hep bu şekilde vurguluyoruz. Çünkü doğal afet denildikçe sanki deprem yaşandığı zaman bu afetin yaşanması gerektiği gibi düşünülüyor. Böyle değil. Deprem normal yaşadığımız bir sel gibi doğa olayı. Bakıldığı zaman, bu doğa olayına biz ne kadar hazırlıklıyız? Önemli olan bu. Bunda da mühendislik disiplinlerinin ortak çalışmasıyla zaten sağlanabilecek bir şey. Ben jeoloji mühendisiyim, zeminiyle ilgileniyorum. Uygun zemine uygun hale getirdikten sonra o bina yanlış yapıldıysa da burada sıkıntı var, gerekli statik çözümlemelerinde projede sıkıntılar varsa... O yüzden biz hep şey deriz yani, multidisipliner çalışmayı sağlamamız gerekiyor. Güvenli binalar güvenilir zeminle başlıyor ama güvenli inşaatla da devam ediyor. Eskişehir bu konuda dediğim gibi biraz daha diğer illere bence şanslı bir şehir. Onun haricinde bu yeni yerleşim yerleri zaten yeni yönetmeliklere uygun. İlçe belediyelerimiz bu konularda yönetmelik yayınlandıktan sonra çok hızlı hareket ettiğini düşünüyorum ben kontrol aşamasında. İşte yeni yönetmeliğin uygulanması kısmı ilçe belediyelerimiz daha sağlıklı çalışıyor ama merkez ilçelerden bahsediyorum. Mesela bazı ilçelerimizde hala zemin etüt raporlarını kontrol eden bir jeoloji mühendisi değil, farklı disiplinlerden kontrolü sağlanıyor. Biz bu konuda diyoruz ki her belediyenin kesinlikle bu zemin konusunda denetleyicisinin bir jeoloji mühendisi, olamıyorsa bir jeofizik mühendisi tarafından kontrol edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Maalesef biz bu konuda biraz yavaş kaldık da diyemiyorum aslında diğer illere bakıldığı zaman da. Şimdi biz kentsel dönüşüm değil ama yerinde dönüşümler yapabiliyoruz. Şu an mahalle aralarında dönüşen bir sürü binamız var ama bu ne kadar efektifse onu bilemiyoruz. İki eski binanın arasında yeni bir bina var, deprem olduğunda bunlar birbirini etkilemeyecek mi? Tabii ki etkileyecek. Bu konuda biraz yavaş kaldık ama bu sadece belediye ya da Çevre ve Şehircilik kaynaklı olduğunu düşünmüyorum. Bizim halkımızı bu konuda öncelikle bilinçlendirmemiz gerekiyor. Çünkü gittiğimiz zaman kendi ailemizde de aynı şey; aynı cepheden, aynı kattan, aynı büyüklükte daireler talep ediyor. Vatandaş da kendine göre haklı ama biz maalesef ekonomisi güçlü bir ülke değiliz. O yüzden de bu aşamaları kaydetmek için sonuçta bir güce ihtiyacımız var. Bu güç elimizde olmayınca vatandaş müteahhitle baş başa kalıyor haliyle. O zaman da kendisi en kazançlı nasıl çıkabilecek şekilde anlaşmalar sağlanıyor. Onlar biraz zor olduğu için yavaş kaldık tabii ki şehir olarak.

FAY HATTINDA ÇALIŞMALAR YAPILDI
Deprem bekleniyor yakın zamanda ama 60, 70 yıl periyodu yanlış. Öyle yıllık bir enerji birikimi zaten çok mümkün değil. Üniversitedeki hocalarımızla diyaloglarımız çerçevesinde zaten Osmangazi'deki hocalarımız burada fay hattında çalışmalar yaptı. Mevcuttaki segmentlerdeki enerji birikimlerine göre tekrarlanma periyotlarının 1500 ile 2000 yıl arasında değiştiğini ama o zaman işte 1956 yılındaki depremin verilerinin tam kayıt olmadığını düşünmedikleri için ve bu enerjiyi doldurduklarını düşündükleri için yakın zamanda bir deprem bekliyorlar. 60,70 yıl tekrarlama periyodu, öyle bir periyot yok. Belirtilene göre Eskişehir fayında tek bir segmentte kırılım olursa 6.5 ama fay hattının komple kırılması söz konusu olursa 7.2 ya da 7.3 büyüklüğünde bir deprem bekleniyor.

YERALTI SULARI KARLA BESLENİYOR
Şehrimiz bu yıl bolca yağış aldı ama Sakaryabaşı suyunda yine düşüş var sizce sebebi nedir?
Eskişehir aslında önceki yıllara göre daha fazla yağış almış olabilir ama diğer illere göre de o kadar yüksek bir yağış almadı, en azından su açısından. Sakaryabaşı'ndaki durum da yağış aldığı dönemde zaten sulama mevsimiydi ve vatandaşın ekstra bir yeraltı suyu kullanma ihtiyacı kalmamıştı. O mevcuttaki suyu kullandığı için bir sıkıntı yaşamadı ama artık pompalar çalışmaya başladığı için, muhtemelen de aynı eş zamanlı olarak çalıştığı için ve yaklaşık 10 metreye yakın bir düşüş gözlenmiş. Bu da tamamen kullanıma bağlı aslında. Hani bilinçlenme diyoruz ya, depremle ilgili değil sadece su kullanımıyla ilgili de bizim bilinçlenmemiz gerekiyor. Ben mesela hani görüyorum, yağmur yağarken pompalar çalışıyor. Yani yeraltı suyunun beslenmesi aslında çok hızlı bir olay değil, biz daha çok kalıcı karla yeraltı suyunun beslendiğini söylüyoruz ama kar yağmıyor yıllardır şehrimizde. O yüzden haliyle de beslenme sıkıntısı var yeraltı suyunun. Bu kuyulardaki düşüş, kullanım bu kadar hızlı devam ettiği sürece maalesef daha hızlı bir şekilde ilerleyecektir diye düşünüyoruz.

DEPREM BİR AFET DEĞİL
Biz yaklaşık 6 aydır zaten yönetim kurulundayız, daha önce de benim yönetim kurulu üyeliğim vardı. Aslında burada aktif çalışmalar yürütüyoruz; sondaj eğitimleri düzenliyoruz, coğrafi bilgi sistemleriyle ilgili eğitimler düzenliyoruz. Hem öğrenci üyelerimizi hem çalışan üyelerimize yönelik eğitimler düzenliyoruz. Onun haricinde ilçe belediyelerimiz olsun, belediyedeki ve diğer kamu kurumlarındaki meslektaşlarımızla zaten iletişim içerisinde ilerliyoruz. Bu, maalesef yasa ve yönetmelikler bizim ülkemizde çok hızlı değişim sağlıyor, onları takip eden çalışmalar şube olarak da üyelerimizin mesleki anlamda haklarını koruyabileceğimiz her alanda oda olarak bulunmaktayız. Eskişehir olarak bu konuda şanslıyız, kamu kurumlarımızın birçoğu zaten odalarla aktif bir şekilde çalışmalar yürütüyor.Yani son olarak dediğim gibi, deprem bir afet değil, deprem bir doğa olayı. Bu doğa olayıyla mücadele etmek tamamen bizim elimizde. Doğru mühendislikle, doğru multidisipliner çalışmayla bu zararı ne kadar aza indirebilirsek hepimiz için iyi olacak. Tabii ki ülkemiz zaten bakıldığı zaman yeraltı zenginliklerimiz de aslında aktif bir bölgede yaşadığımız için bu kadar da zengin bir ülkeyiz ama buna karşın bazı fedakarlıkları da en azından kentsel dönüşüm konusunda olsun bizlerin, vatandaşların yapması gerekiyor. Çünkü bunu yaşayacağız, dediğim gibi zararı ne kadar aza indirebilirsek... Bunu sadece biz mühendisler olarak yapacağız değil, bizler elimizden geleni yapıyoruz mesleki ajanda çerçevesinde ama vatandaşların da bu konuda tabii ki daha da bilinçlenmesi gerekiyor her anlamda.





