Her yıl 4 Şubat’ta, dünya genelinde kanser farkındalığını artırmak, kanserden korunma ve erken teşhis konularında kamuyu bilgilendirmek için birçok etkinlik düzenleniyor. Eczacılık Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gülşen Akalın Çiftçi ile 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında, kanserle mücadelede erken tanının önemi, bilimsel gelişmeler ve toplumsal farkındalığa ilişkin görüştük.
“4 Şubat Dünya Kanser Günü, evrensel bir bilinçlenme çağrısıdır”
4 Şubat Dünya Kanser Günü’nün toplum ve sağlık profesyonelleri açısından önemine değinen Prof. Dr. Çiftçi, bugünün yalnızca takvimde yer alan bir tarih olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Çiftçi, şu ifadeleri kullandı: “4 Şubat Dünya Kanser Günü, takvimde yalnızca bir gün olarak değil; toplumdaki her bireyin bu konuda bilinçlenmesi gerektiğini hatırlatan evrensel bir çağrı olarak değerlendirilmelidir. Hem toplumsal olarak hem de sağlık profesyonelleri olarak bu noktada hepimize önemli görevler düşmektedir.”
Kanserin toplumda genellikle ölümcül bir hastalık olarak algılandığını belirten Çiftçi, bu algının korkuya neden olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Toplum genelinde kanser genellikle ölümcül bir hastalık olarak bilinmekte ve bu nedenle insanlar büyük bir korku duymaktadır. İşte bugünün asıl anlamı, bu korkunun yenilmesini sağlamak ve bunu bilinçlenme ile mümkün kılmaktır.”
Erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bilinçlenmenin en önemli hedefi, erken tanının öneminin vurgulanmasıdır. Çünkü erken tanı hayat kurtarır. Bununla birlikte, hastalığın belirtilerinin tanınması ve bireylerin kanser tarama programlarına yönlendirilmesi de bu süreçte son derece önemlidir. Sigara kullanımı, alkol tüketimi, stresli yaşam biçimi, bazı kanserojen maddelere ve UV ışınlarına maruz kalma gibi risk faktörleri göz ardı edilmemelidir. Bilimsel olarak gösterilmiştir ki bu risk faktörleri kişinin yaşamından uzaklaştırıldığında kanserlerin yüzde 30 ila 50’sinin önlenmesi mümkündür.”
“Laboratuvar bulgularının asıl değeri, hastaların yararına kullanılabildiği ölçüde ortaya çıkar”
Kanserle mücadelede bilim insanlarının sorumluluklarına değinen Prof. Dr. Çiftçi, akademik çalışmaların yalnızca bilimsel değil, toplumsal boyutuyla da ele alınması gerektiğini belirtti: “Bizler bilim insanları olarak laboratuvarlarda elde edilen verileri yalnızca bilimsel açıdan değil; etik ve toplumsal boyutlarıyla birlikte değerlendirmekle yükümlüyüz.”
Bilimsel verilerin klinik uygulamaya dönüşmesinin önemine vurgu yapan Çiftçi, şu ifadeleri kullandı: “Laboratuvar çalışmalarında çok sayıda molekül tanımlanmakta ve çeşitli moleküler mekanizmalar ortaya konmaktadır. Ancak bu bulguların asıl değeri, hastaların yararına kullanılabildiği ölçüde anlam kazanmaktadır. Negatif sonuçların da bilim dünyasıyla paylaşılması, gereksiz zaman ve kaynak kaybının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.”
Multidisipliner yaklaşımın önemine değinen Çiftçi, sözlerine şöyle devam etti: “Kanser gibi karmaşık hastalıkların yalnızca tek bir disiplin tarafından ele alınması yerine, multidisipliner bir yaklaşım benimsenmesi tedavi süreçlerini daha etkili ve sürdürülebilir hâle getirecektir. Psikoloji ve diyetisyenlik gibi destekleyici disiplinlerin de sürece dahil edilmesi, hastaların hem fiziksel hem de psikososyal iyilik hâline katkı sağlar.”
“Asıl problem, kanser hücrelerinin vücudun farklı bölgelerine yayılmasıdır”
Kanserin biyokimyasal oluşum sürecini değerlendiren Prof. Dr. Çiftçi, hastalığın temel mekanizmasını şu sözlerle anlattı: “Kanser, normal hücrelerin büyüme ve çoğalma kontrolünü kaybederek sınırsız şekilde bölünmesi sonucunda ortaya çıkan kötücül bir hastalıktır.”
Kanser gelişiminin üç aşamada değerlendirildiğini belirten Çiftçi, süreci şöyle özetledi: “Kanser gelişimi başlama (inisiyasyon), ilerleme (promosyon) ve yayılma (metastaz) aşamalarından oluşur. Başlama aşamasında DNA hasarı meydana gelir, ilerleme aşamasında hücreler kontrolsüz şekilde çoğalır. Asıl problem, kanser hücrelerinin bu hızlı ve kontrolsüz çalışmasının yanı sıra, bulundukları dokudan kan dolaşımı veya lenf sistemi aracılığıyla vücudun farklı bölgelerine taşınmalarıdır. Tedavi edilemediği takdirde bu süreç, yaşamı tehdit eder ve ölümcül sonuçlara yol açabilmektedir.”
“Biyokimyasal veriler, klinik karar süreçlerinde yol göstericidir”
Biyokimya alanındaki gelişmelerin erken tanı ve tedavi izlemine katkı sağladığını belirten Prof. Dr. Çiftçi, sıvı biyopsi yöntemine dikkat çekti: “Biyokimyanın kanser tanı ve tedavi süreçlerindeki rolü geçmişten günümüze giderek artmıştır. Sıvı biyopsi yöntemiyle kandan alınan örneklerde, kanserli hücrelerin kana saldığı mutasyona uğramış DNA’lar tespit edilebilmektedir.” Bu yöntemin tedavi sürecindeki önemini ise şu sözlerle açıkladı: “Tedavi sonrasında ctDNA miktarının azalması, uygulanan tedavinin etkili olduğunu gösterirken; artması, kanser hücrelerinin ilaca direnç geliştirdiğine işaret eder. Bu durumda farklı bir tedavi seçeneğine geçilmesi gerektiği anlaşılır.”
“Kanser alanı, eczacılık öğrencileri için çok yönlü çalışma imkânı sunuyor”
Eczacılık Fakültesi öğrencilerine önerilerde bulunan Prof. Dr. Çiftçi, kemoterapinin günümüzde hâlâ temel tedavi yöntemlerinden biri olduğunu belirtti: “Kanser tedavisinde kemoterapi, günümüzde hâlâ en sık başvurulan tedavi yöntemlerinden biridir. Ancak artık hedefe yönelik ve biyoteknolojik tedavilerle birlikte uygulanmaktadır.”
Öğrencilerin yönelmesi gereken alanlara ilişkin ise şu ifadeleri kullandı: “Klinik onkoloji eczacılığı, farmakogenomik, immünoterapi, farmasötik kimya, biyoteknoloji, nanopartikül ve ilaç taşıyıcı sistemler günümüzde büyük önem taşımaktadır. Öğrenciler ilgi ve yetkinlikleri doğrultusunda bu alanlara yönelerek kanser araştırmalarına önemli katkılar sağlayabilir.”
“Erken tanı, destek ve dayanışma ile kanseri yenebiliriz”
4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında hem hastalara hem de hasta yakınlarına mesaj veren Prof. Dr. Gülşen Akalın Çiftçi, sözlerini şu ifadeyle tamamladı: “Erken tanı, destek ve dayanışma ile kanseri yenebiliriz.”
Kanser farkındalığını artırmayı amaçlayan bu özel günde gerçekleştirilen röportaj, kanserin bilimsel ve akademik açıdan ele alınmasına katkı sunarken biyokimya alanındaki gelişmelerin erken tanı ve tedavi süreçlerindeki önemine de dikkat çekiyor. Uzman görüşleri, toplumun bilinçlenmesi ile destek ve dayanışmanın bu süreçteki rolünü bir kez daha ortaya koyuyor.




