İran ile ABD ve İsrail arasındaki çatışma süreci, 8 Nisan’dan bu yana devam eden ateşkesle yeni bir evreye girdi. Pakistan arabuluculuğunda yürütülen diplomatik temaslar, tarafların sahadaki tıkanıklığını gidermek için kritik bir öneme sahip. Ancak Washington koridorlarında, özellikle "şahin" olarak nitelendirilen grup, mevcut durumu başarısızlık olarak değerlendiriyor. Pentagon ve Beyaz Saray içindeki bu kesim, nükleer programın tamamen durdurulması ve balistik füze kapasitesinin tasfiyesi gibi hedeflere ulaşılamadığını savunarak, askeri baskının yeniden başlatılması gerektiğini vurguluyor.

Tahran ise stratejik bir nefes alma alanı olarak gördüğü bu ateşkes dönemini, askeri altyapısını tahkim etmek için kullanıyor. İki taraf arasındaki "çifte abluka" durumu, hem küresel ticaretin kilit noktası olan Hürmüz Boğazı'nın durumunu hem de enerji fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Trump yönetiminin "tatmin edici olmayan öneriler" olarak nitelendirdiği diplomatik süreç, her an bozulabilecek hassas bir denge üzerine kurulu.

Masadaki üç korkutucu senaryo
Washington ve Tel Aviv’deki karar vericilerin, diplomasinin sonuç vermemesi durumunda gündeme getirdiği üç ana senaryo, bölgenin geleceği üzerinde birer tehdit olarak duruyor.

Hürmüz Boğazı’nda radikal strateji: İran’dan "mayınlı yunus" ve sabotaj tehdidi
Hürmüz Boğazı’nda radikal strateji: İran’dan "mayınlı yunus" ve sabotaj tehdidi
İçeriği Görüntüle

Birinci senaryo, cerrahi hava harekatlarının yeniden başlatılmasıdır. Bu seçenek, önceki dönemde ağır hasar gören İran’ın nükleer tesislerinin ve füze rampalarının tamamen etkisiz hale getirilmesi için daha kapsamlı ve uzun soluklu bir hava saldırısı kampanyasını içeriyor. Şahin kanadın en sık dillendirdiği bu yöntem, Tahran’ın savunma kapasitesini tamamen çökertmeyi hedefliyor.

İkinci senaryo ise ekonomik ve denizel kuşatmanın derinleştirilmesidir. Hürmüz Boğazı'nın askeri güçle "açılmaya zorlanması" ve İran limanlarına yönelik ablukanın uluslararası katılımı genişletilerek tam bir izolasyona dönüştürülmesi planlanıyor. Bu durum, İran’ın dış dünya ile tüm ticaretini keserek ülkeyi ekonomik bir çöküşe sürüklemeyi ve iç karışıklıklarla rejimi zayıflatmayı hedefleyen hibrit bir savaş stratejisi olarak görülüyor.

Üçüncü ve en riskli senaryo ise tam kapsamlı askeri müdahale ihtimalidir. Diplomatik kanalların tamamen tıkandığı ve İran’ın nükleer kapasitesini "kırmızı çizgi" olarak tanımlanan seviyenin üzerine çıkardığı bir durumda, sınırlı hava harekatlarından vazgeçilerek kara unsurlarının da dahil olduğu bir operasyonun masaya gelebileceği konuşuluyor. Ancak bu senaryo, bölge genelinde bir yangına ve öngörülemez sonuçlara yol açabileceği için en düşük olasılıklı ancak en maliyetli seçenek olarak değerlendiriliyor.

Gelinen noktada, ateşkesin kalıcı bir barışa mı evrileceği yoksa stratejik bir dinlenme molası mı olduğu belirsizliğini koruyor. tarafların attığı her adım, küresel ekonomi ve Orta Doğu’nun güvenlik mimarisi için bir kırılma noktası olma potansiyeli taşıyor.

Kaynak: 2Eylül Haber