GÖREVİMİZ, SORUNU ÇÖZÜMÜYLE İLETİP ISRARCI OLMAKTIR

Öncelikle üniversitelerde görev yapan akademik ve idari personelin şu an en büyük sıkıntıları neler? Siz bunlara çözüm önerisi olarak neler söylersiniz?

Üniversitelerin sorunları çok fazla; 1,5-2 saatlik program bile yetmeyebilir. Akademide en büyük sorun, hocaların akademik teşvik ve yayın problemleri. Bazı uluslararası dergilerde yayın bedeli 5 bin dolar civarında. Bir doktor öğretim üyesinin 90 bin TL maaş aldığını düşünürsek bunu tek başına ödemesi çok zor. Öğretim görevlileri, maliyeti bölüşmek için 5-6 kişi ortaklaşa yayına giriyorlar. YÖK'ün kriterleri gitgide zorlaştığı ve yüksek kaliteli dergilerde uluslararası yayın istendiği için bu ücretler hocalarımızı çok zorluyor. İdari personelde de ciddi sorunlar var. Kararnameyle Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki öğretmen kökenli şube müdürlerine 5 bin lira civarında net maaş iyileştirmesi yapıldı. Bu eksik bir uygulama; çünkü aynı işi öğretmen kökenli olmayan şube müdürleri de yapıyor. Üniversitelerdeki şube müdürleri ve ilçe milli eğitim müdürü dengi olan fakülte sekreterleri ise bu iyileştirmeden tamamen kapsam dışı bırakıldı. Bu hakkın onlara da verilmesini istiyoruz. Diğer büyük bir sorun ise nakil ve tayin konusudur. Üniversite kadroları "çakılı kadro" olduğu için kurumlar arası geçiş çok zor. Üstelik Cumhurbaşkanlığının bu yıl tanıdığı naklen atama kontenjanı çok az; Eskişehir'deki 3 üniversitenin her birine sadece 3'er tane geldi. Kurum bu kısıtlı kontenjanı eş durumu veya sağlık özrü olanlar arasında nasıl paylaştıracak? Büyük bir sıkıntı yaşanmakta. Yerelde çözebildiklerimizi çözüyoruz ama iş YÖK veya Cumhurbaşkanlığına dayandığında süreç uzuyor. Sendika olarak görevimiz sorunu tespit edip çözümüyle birlikte ilgili makamlara iletmek ve ısrarcı olmaktır. Biz genelde yerelde çözüm üretmeye çalışıyoruz. Üniversitelerde görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları yönetimin inisiyatifinde ve 3-5 yıl, hatta bazen 10 yıl açılmayabiliyor. Sahadan gelen talepleri ve boş kadroları inceleyip yönetimlere bu sınavları açmayı teklif ediyoruz. Eylül ayında 3 üniversiteye bu konuda rapor sunduk. Bunun üzerine 2 üniversitemiz kendi sınavını yaptı, Osmangazi Üniversitesi ise Aralık ayındaki merkezi sınava dahil oldu. Anadolu Üniversitesi'nde ise Açıköğretim bürolarının kapanması nedeniyle merkeze gelen personelden kaynaklı kadro yığılması vardı. Yönetim elimizde fazladan 26 şube müdürü var deyince, devlet kaynaklarının verimli kullanılması adına bu gerekçeyi haklı bulduk ve çok üstlerine gitmedik. Rapordaki bir diğer başlığımız ödül-ceza dengesiydi. 2019'dan beri üniversitelerde 657 Sayılı Kanun'un ceza maddesi 125 tıkır tıkır işlerken, ödül maddesinin 122 hiç işletilmediğini gördüm. Yönetimlere bunu sorduğumuzda Osmangazi Üniversitesi 5 kişi sınırı koymak istedi. ESTÜ ve Osmangazi sonunda uygulamayı kabul etti, hatta ESTÜ kontenjan sınırını kaldırdı. Ancak uygulamada kriter konulmadığı ve herkese başarı belgesi dağıtıldığı için adeta herkes kendi kendini yazdı. Çalışkan olanı ayırt edecek bir sistem kurulmadığı için bu ödüllendirme amacına ulaşmadı ve bir hükmü kalmadı.

Whatsapp Image 2026 07 14 At 13.46.44

ESKİŞEHİR’DE BİN 55 ÜYEMİZ VAR

Üniversite sorunlarıyla ilgilenen kaç tane sendika var? Sizin Eskişehir’de kaç üyeniz var?

Bizim dışımızda farklı sendikalar elbette var; Türkiye genelinde sadece tabela sendikası olanlar veya sadece faaliyet yürütüyormuş gibi görünenler de mevcut. Biz henüz 13 aylık bir yönetimiz ve şu anda Eskişehir'de bin 55 üyemiz var. Adaylık sürecimizdeki ilk röportajlardan birini de sizinle yapmıştık. Göreve geldiğimizde hiçbir yetkimiz yokken, bu 13 aylık süreçte Eskişehir Osmangazi ve Eskişehir Teknik üniversitelerinde yetkiyi aldık. Yetkili sendika olmak; 6 ayda bir yapılan Kurum İdari Kurulu (KİK) görüşmelerine katılmak demektir. Biz sorunları zaten sürekli iletiyorduk ama KİK masası işin resmi boyutudur; sendika ile yönetimin bir araya gelerek resmi çözümler ürettiği, kararların tutanağa bağlanıp yayınlandığı bir alandır. Bu süreçleri artık bu iki üniversitemizde biz yürüteceğiz. Tabii sadece sorunu iletmekle iş bitmiyor; çözüm önerisiyle gitmek, yönetimi ikna etmek ve anlatamadığımız yerde ısrarcı olmak gerekiyor. Sesimizi duyurma mecralarından biri de basın oluyor. Biz bunları yaptık ve teveccüh gördüğümüz nokta da burası oldu. Diğer sendikalardan ayrılan yönümüz; sahada çalışarak, iş üreterek ve insanların hayatına dokunarak gönüllere girmemizdir. Bazı sendikalar ise akraba, dost, eş ilişkileriyle veya "amcaoğlunun sendikasına geç" gibi telkinlerle üye yapmaya çalışıyor. Bizim nihai hedefimiz; üniversitede bir sorun veya mağduriyet olduğunda, "Bunu kim çözer?" denildiğinde akla gelen ilk sendika olmaktır. Bunun için gayret gösteriyoruz. Genç ve dinamik bir ekiple çalışıyorum, içlerindeki en ihtiyar adam benim. Sağ olsunlar beni hiç yormuyorlar, sürekli sahadalar.

Whatsapp Image 2026 07 14 At 14.51.09 (1)

BİRİM İÇİ YER DEĞİŞİKLİĞİ SÜREKLİ KARŞIMIZA ÇIKIYOR

Ataç'tan emeklilerin geçim sıkıntısına dikkat: "İnsanca yaşamak bir haktır"
Ataç'tan emeklilerin geçim sıkıntısına dikkat: "İnsanca yaşamak bir haktır"
İçeriği Görüntüle

Eskişehir'de 3 tane üniversite var ve hepsinin kendine özgü spesifik problemleri var. Sizin sendikanıza en çok hangi konularda başvurular geliyor ve siz bunlarla ilgili neler yapıyorsunuz?

3 üniversitenin üçünde de kendine has spesifik sorunlar var. Örneğin ESTÜ şehir merkezine uzak olduğu için ulaşım en büyük sorunlardan biri. Bu problemi Rektör Bey ile görüştük, sağ olsunlar mesai saatleri ve giriş-çıkışlar konusunda esneklik tanıdılar. ESTÜ’nün uzaklığı sebebiyle kampüs içinde kreş ve ilkokul gibi eğitim alanlarının bulunmaması da personeli zorluyor. Biliyorsunuz, o bölgedeki Milli İrade İlkokulu özellikli bir okul olduğu için adrese dayalı kayıt almıyor, kurayla öğrenci belirliyor. Biz yönetimle görüşerek üniversite personeli için buradan en azından 30 kişilik bir kontenjan ayrılmasını talep ettik. Çünkü çalışanlar çocuklarını merkeze uzak okullara bırakmak zorunda kaldığında işe geç kalıyor ya da erken çıkmak zorunda kalıyor. Okul kampüse yakın olursa aile bütünlüğü korunur ve çalışana kolaylık sağlanır. Vali Bey konuya çok olumlu yaklaştı ve "Milli Eğitim Müdürümüzle görüşüp çözüm bulalım" dedi. Milli Eğitim Müdürümüz Sinan Hocam da konuya çok sıcak baktı, hatta "Eğer Rektör Bey'i kampüs içinde yer göstermeye ikna edebilirsek, Vali Bey'in de desteğiyle ESTÜ kampüsüne anasınıfı, ilkokul ve ortaokul barındıran komple bir okul binası yapalım" teklifinde bulundu. Buna destek vermeye hazır bir hayırsever de zaten mevcut. Bizi en çok zorlayan sorunlardan diğeri ise üniversitelerdeki birim içi yer değiştirmelerdir. Bu durum yılın her döneminde karşımıza çıkıyor ve yönetimlere ciddi iş yükü getiriyor. Bu talepler genellikle personelin yorulması veya kişisel gerekçelerle yapılıyor. Üniversitelere, bu birim içi yer değiştirmeleri bir yönergeyle yılda 1 defaya mahsus olmak üzere kurumsal takvime bağlamayı önerdik. Örneğin her yıl Mayıs ayında duyuru açılır, personelin talepleri alınır ve kurumun ihtiyaçlarına göre yerleştirmeler yapılırsa yıl içindeki bu yoğunluk büyük oranda azalır. Anadolu Üniversitesi ise Açıköğretim bürolarının kapanmasıyla birlikte dar bir kadro alanında kaldı ve sosyal bilimler ağırlıklı bir yapıya sahip. Burada daha önce akademik personelin kriterlerinin değiştirilmesiyle ilgili yaşanan ciddi bir sorun vardı. Bunu Rektör Yusuf Hoca ile görüşüp basın toplantısında da dile getirmiştik; sanıyorum ki bu sorun artık büyük oranda çözüldü veya gündemden kalktı. Osmangazi Üniversitesi yerleşkesinde ise durum çok daha farklı; açık konuşmak gerekirse orada çok fazla yığılmış problem var. Bunu defalarca dile getirdim; mobbing iddiaları, haksız kayırma iddiaları, eş-dost-akraba ilişkileri var. Ayrıca kampüs içerisine personel araçlarının alınmamasından dolayı ring hatlarında yaşanan problemler insanları ekonomik ve zamansal olarak zor durumda bırakıyor. Kampüste ciddi bir otopark sorunu, Diş Hastanesi’nin planlanan binaya taşınamamış olması gibi sıkıntılar mevcut. Açıkçası, Osmangazi Üniversitesi’ne atanacak yeni rektöre Allah yardım etsin. Hele bir de kurumun iç yapısını bilmeyen dışarıdan biri gelirse yönetim tamamen kilitlenir. Çünkü dışarıdan gelen birinin sorunları tespit edip anlamasına kadar görev süresi biter. Çok iyi biri gelebilir ama sistemin karmaşıklığından dolayı başarısız bir yönetici konumuna düşebilir. Bu yüzden kurumu, şehri ve dinamikleri bilen birinin yönetimde olması, en azından nereden başlayacağını bilmesi açısından şarttır.

Whatsapp Image 2026 07 14 At 14.51.09 (2)

ÜNİVERSİTELER İNSANLARIN KÖR NOKTASINDA

Maalesef üniversiteler; şehrin, siyasetin ve insanların kör noktasında kalıyor. Tabii burada üniversite yönetimlerinin de suçu var. Üniversitenin kapısına askeri nizamiyeymiş gibi barikatlar koyamazsınız; üniversite halka açık olmalı, kütüphanesinden ve kampüsünden şehirdeki herkes faydalanabilmelidir. Buraları aşırı korunaklı hale getirerek üniversiteleri şehre kapatıyoruz, bu çok yanlış bir yaklaşım. Daire başkanlığı yaptığım dönemde, bir rektör yardımcısıyla bu konuyu tartışmıştık. Bana, "Bak ne kadar bilimsel, yeni bir üniversite vizyonu kuruyoruz" demişti. Ben de kendisine, "Hocam, akademik camiadaki bilimsel çalışmalarınıza saygı duyuyorum; ama ben kahvedeki, pazardaki vatandaşa ne verdiniz, ona bakarım" demiştim. Bir üniversite elbette üst düzey bilimsel çalışma yapmalı ama bu çalışmaların nihayetinde insana, topluma dokunan bir noktaya gelmesi gerekir. Sonuç olarak şunu söyleyeyim; biz 13 aylık bir yönetim olarak göreve geldiğimiz günden bu yana üniversite çalışanlarına dokunacak, hayatlarını kolaylaştıracak hemen hemen her olumlu adımın altına imza atmaya çalıştık. Boş laf üretmedik, iş ve çözüm ürettik; laf üretmeyi de zaten sevmiyoruz. Bir yerlerde sorunları sadece konuşmak veya ilgililere iletmekle iş bitmiyor. Çözüm önerisi üretmek ve bu çözümün hayata geçmesi için gerekli fikri takibi, ısrarı yapmak gerekir. Kurum yönetimi bize, "Bu çözümünüz eksik, şu yöntem daha doğru" derse ve makulse elbette onu da kabul ederiz. Biz üniversitelerimizin yıpranmasını asla istemiyoruz, çünkü buralar bizim yaşam ve çalışma alanlarımız. Kurumlar yıpranmasın ama kurumlarla birlikte gece gündüz emek veren çalışanlar da yıpratılmasın. Şuna inanıyoruz: Bir yerde adalet varsa güven olur; güven varsa huzur olur; huzur varsa orada mutlaka başarı olur.

Kaynak: Haber Merkezi