Çin yönetimi, değişen güvenlik ortamı ve artan jeopolitik riskler nedeniyle stratejik planlamasında dikkat çekici bir dönüşüme gidiyor. İlk olarak Mao Zedong tarafından 1964’te başlatılan “Üçüncü Cephe” stratejisi, yeniden tartışılmaya başlandı.
Bu strateji, olası bir dış saldırı durumunda kıyı bölgeleri yerine ülkenin iç ve dağlık kesimlerinde gizli sanayi ve savunma altyapısı kurulmasını öngörüyordu. Yaklaşık 15 milyon kişinin görev aldığı proje, 1970’lerin sonlarında ABD ile ilişkilerin yumuşamasıyla rafa kaldırılmıştı.
The Guardian analizine göre Pekin, bugün benzer bir yaklaşımı modernize ederek yeniden devreye almayı değerlendiriyor. Çin Komünist Partisi’nin 2024 yılında aldığı kararlar doğrultusunda, “stratejik hinterland” olarak tanımlanan iç bölgelerin geliştirilmesi ve kritik sektörler için yedek üretim planlarının oluşturulması gündeme geldi.
Bu adımın, olası bir savaş, abluka ya da küresel izolasyon senaryosuna karşı ülkenin dayanıklılığını artırmayı hedeflediği belirtiliyor.
Şi döneminde askeri ve sanayi kapasite artışı
Uzmanlar, bu yaklaşımın Xi Jinping döneminde hızlanan askeri ve ekonomik güçlenmeyle bağlantılı olduğunu vurguluyor. Tarihçi Covell Meyskens, Çin’in artık geçmişe kıyasla çok daha güçlü bir konumda olduğunu ve askeri kapasitesinin ABD ile rekabet edebilecek seviyeye yaklaştığını ifade ediyor.
Verilere göre Çin’in savunma harcamaları 2024 itibarıyla 317,6 milyar dolara ulaştı. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü ise ülkenin silah ithalatının son yıllarda yüzde 70 oranında azaldığını, bunun da yerli savunma sanayinin güçlendiğine işaret ettiğini belirtiyor.
Bölgesel gerilimler artıyor
Asya-Pasifik hattında tansiyon da yükseliyor. Japonya, Kumamoto bölgesine Çin ana karasına ulaşabilecek uzun menzilli füzeler konuşlandırdığını açıkladı. Bu adım Çin basını tarafından eleştirilirken, Tokyo’nun savunma politikasının “barışçıl anayasa çizgisinden uzaklaştığı” savunuldu.
Yeni bir Soğuk Savaş mı?
Uzmanlara göre bu gelişmeler, küresel güç rekabetinin yeni bir evreye girdiğini gösteriyor. Meyskens, mevcut tabloyu “yeniden düşmanca bir ortama dönüş” olarak tanımlarken, dünyanın fiilen yeni bir Soğuk Savaş dinamiklerine yaklaştığını ifade ediyor.



