Karaca, kadınların hâlâ en temel hakları için mücadele etmek zorunda bırakıldığını vurgulayarak kadına yönelik şiddetin en yakıcı sorunlardan biri olmaya devam ettiğini söyledi.
Karaca, 8 Mart’ın tarihsel kökenine değinerek günün, 1857 yılında ABD’de dokuma işçisi kadınların insanlık dışı çalışma koşullarına karşı başlattığı direnişten doğduğunu hatırlattı. Aradan geçen 169 yıla rağmen kadınların hak, eşitlik ve adalet mücadelesinin sürdüğünü belirten Karaca, “Bugün yalnızca bir anma değil; kadın haklarının mevcut durumuna dikkat çekme ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi ilan etme günüdür” dedi.
Türkiye’de kadına yönelik erkek şiddetinin ciddi bir sorun olmaya devam ettiğini ifade eden Karaca, yaşam hakkının korunması, şiddetin önlenmesi ve faillerin caydırıcı şekilde cezalandırılması konusunda kamu otoritelerinin yeterince etkin hareket etmediğini söyledi. Kadın cinayetleri davalarında faillerin “iyi hal” ve “haksız tahrik” indirimleriyle ceza indirimi almasına tepki gösteren Karaca, bunun adalet mekanizmasında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir göstergesi olduğunu belirtti.
Anıtsayaç verilerine göre 2025 yılında 457 kadının öldürüldüğünü, 2026 yılının ilk iki ayında ise 62 kadının yaşamını yitirdiğini dile getiren Karaca, 6284 Sayılı Kanun’un etkin uygulanmamasının şiddet faillerini cesaretlendirdiğini söyledi. Kadınların en çok ev içinde ve en yakınları tarafından öldürüldüğünü vurgulayan Karaca, yalnızca aileyi merkeze alan ancak kadını birey olarak güçlendirmeyen politikaların çözüm olmayacağını ifade etti.
Karaca ayrıca Türkiye’nin 2021 yılında çekildiği İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir uluslararası çerçeve sunduğunu belirterek, sözleşmenin yokluğunun hâlâ hissedildiğini söyledi. Kadınların yaşam hakkını güvence altına alan uluslararası standartlardan uzaklaşmanın ağır sonuçlar doğurduğunu ifade eden Karaca, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz, etkin ve etkili şekilde uygulanmasını talep ediyoruz” dedi.
Laiklik ve hukuk devleti ilkelerinin zayıflatılmasının kadınların kazanılmış haklarını tehdit ettiğini söyleyen Karaca, nafaka hakkı, boşanma hakkı ve medeni haklara yönelik girişimlerin kadınların yaşam güvencesine zarar verdiğini ifade etti.
Ekonomik krizin kadınları da derinden etkilediğini vurgulayan Karaca, kadınların hem ev içinde ücretsiz emek yükünü taşıdığını hem de iş hayatında düşük ücretli ve güvencesiz işlerde yoğunlaştığını söyledi. Eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanmadığını belirten Karaca, çocuk, yaşlı ve hasta bakımının büyük ölçüde kadınların sorumluluğuna bırakıldığını, sosyal devlet politikalarının bu yükü hafifletmekte yetersiz kaldığını dile getirdi.
Karaca, kadınların birey olarak güçlendiği, karar mekanizmalarında eşit temsil edildiği laik ve demokratik bir düzende özgürce yaşayabilecekleri bir Türkiye ve dünyanın mümkün olduğunu belirterek, “Gücümüzün farkındayız. Dayanışmanın dönüştürücü gücüne inanıyoruz. 8 Mart 2026’da bir kez daha ilan ediyoruz: Hayatımıza, haklarımıza, laik ve özgür yarınlarımıza sahip çıkıyoruz. Yaşasın 8 Mart, yaşasın kadın dayanışması” dedi.
Açıklamaya katılan kurumlar arasında Eskişehir Barosu, TMMOB Eskişehir İKK Kadın Çalışma Grubu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi, Odunpazarı Belediyesi, Odunpazarı Kent Konseyi, Tepebaşı Belediyesi, Tepebaşı Belediyesi Sağlıklı Kentler Kent Konseyi ile Türk Tabipleri Birliği Eskişehir ve Bilecik Tabip Odası yer aldı.

Bakan Gürlek: “Çocuklarla ilgili cezaları yetersiz buluyorum”
Bakan Gürlek: “Çocuklarla ilgili cezaları yetersiz buluyorum”
İçeriği Görüntüle

Whatsapp Image 2026 03 06 At 10.48.35Whatsapp Image 2026 03 06 At 10.48.34 (1)

Muhabir: İlksen Akkan