Yedek, projeye ilişkin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinde “olumlu karar” verildiğini, ancak Eskişehirli yurttaşlar ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının bu karara karşı dava açtığını hatırlattı. Yürütmeyi durdurma talebinin keşif sonrası hazırlanacak bilirkişi raporuna göre değerlendirileceğini belirten Yedek, keşfin davanın seyrinde belirleyici olacağını ifade etti.
20 Nisan’da yapılacak keşif öncesinde şehirde bilgilendirme stantları kurduklarını söyleyen Yedek, yurttaşları sürece katılmaya çağırdı. Keşifte farklı uzmanlık alanlarından bilirkişilerin yer alacağını vurgulayan Yedek, çevresel etkilerin bilimsel olarak değerlendirileceğini ve kendi hazırladıkları itirazların da bu süreçte dikkate alınmasını beklediklerini dile getirdi.
Yedek, projenin hukuka aykırı olduğu yönündeki iddialarını mahkemeye taşıdıklarını belirterek, bilirkişi incelemesinin bağımsız ve tarafsız yürütülmesi gerektiğini söyledi. Nihai hedeflerinin projenin iptali olduğunu ifade eden Yedek, keşfin ardından hazırlanacak raporun davada belirleyici olacağını kaydetti.

Açıklamasında bölgedeki arazi satışları ve mülkiyet süreçlerine de değinen Yedek, bazı yurttaşların ekonomik baskılar nedeniyle topraklarını satmak zorunda kaldığını ileri sürdü. Bu durumun “mülksüzleştirme” süreci olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunan Yedek, şirketin bölgedeki etkisinin kamu gücü ve yerel yönetim ilişkileri üzerinden güçlendiğini iddia etti.
Mihalgazi Belediyesi’ne ait bazı taşınmazların ihale yoluyla satışa çıkarıldığını da belirten Yedek, söz konusu arazilerin maden projesi alanıyla kesiştiğini öne sürdü. İhalelerin şeffaflığı ve yönlendirilmiş olabileceği yönünde endişelerini dile getiren Yedek, sürecin hukuki açıdan incelenmesi gerektiğini söyledi.
Yedek, tüm bu gelişmelerin Eskişehir’in doğal yaşam alanları, su kaynakları ve tarımsal üretim kapasitesi açısından risk oluşturduğunu savunarak, yurttaşları 20 Nisan’daki bilirkişi keşfine katılmaya davet etti.



