EMEKLİLER ARTIK OTOGARLARDA YAŞIYOR
Öncelikle bugünkü ekonomik tablo içerisinde emeklilerin yaşam şartlarıyla ilgili neler söylemek istersiniz?
Bugünkü durumdan mı başlamak lazım, yoksa birazcık gerilere gidip oradan mı başlamak lazım? Bence eskiyi biraz hatırlamak gerekiyor tabii. Emeklilerin 25-26 yıl öncesindeki durumları böyle değildi. Daha doğrusu o zamanlar emekliler konuşulmuyordu; emekli son on senedir konuşulmaya başlandı. Bugün emeklinin durumuna bakarsak çok vahim bir tabloyla karşılaşıyoruz. Bugün açlık sınırı 43 bin lira olmuşken, emekli bunun yarısını bile almıyor. O bahsettiğim 25-26 yıl öncesine gittiğimizde, en düşük emekli aylığının bile bugünkü rakamlarla 8,5 küçük altın değerinde bir karşılığı vardı. Yani 2002 yılında en düşük emekli maaşı 171 liraydı ve bu para o zamanki değere göre 8,5 küçük altın yapıyordu. Peki ne yapıldı, neler yaşandı da emekli bu hale geldi? 1999 yılında 4447 sayılı kanun çıkarıldı. O zaman "Çalışma yaşı çok erkendi, 38 yaşında emekli olunuyordu" gibi söylemler üretildi. Ancak bu durum genelde teknik işlerde çalışan, çırak okulu mezunlarının 12 yaşında işe girmiş olması ve o yaşta sigorta primlerinin ödenmeye başlamasıyla ilgiliydi. 25 yılını dolduran herkes 38 yaşında emekli olma hakkını elde etti ama kimse o yaşta hemen emekli olmadı. Eğer kişi çok ustaysa, sanatı iyiyse ve aranan biriyse, çalıştığı ortamdan ayrılıp başka işlerde yönetici oldu, müdür oldu, usta oldu ve sanatını konuşturmaya devam etti. Ya da kendine iş yeri açtı. Sanıyorlar ki milyonlarca insan bu şekilde erken yaşta emekli oldu. Hayır, öyle değil. Çırak okullarına her yıl yüzer tane öğrenci alınıyor; bunları toplasanız 10 yılda bin çalışan yapar. Toplamda baksanız Türkiye genelinde en fazla 100 bin kişi yapsın, hadi. Ama 100 bin kişi de bu şekilde emekli olmadı zaten. Fakat öyle bir algı oluşturdular ki; sanki herkes erken emekli oluyor ve yıllarca bunlara boş yere maaş ödeniyormuş gibi bir hava estirdiler. Ödeyebilirsiniz, zaten işe girerken açık imza atıyorsunuz, sözleşmeler imzalıyorsunuz değil mi? Bu sözleşmelerin karşılığını, primini verdikten sonra birtakım haklar elde ediyorsunuz; emeklilik de budur. Eğer bugün ekonomi doğru yönetilseydi durum çok farklı olurdu. Bugün her kanalı açın, her sokağa çıkın, emekli konuşuluyor. Neden konuşuluyor? Çünkü emekliyi öyle bir aşağıya çektiniz ki, ondan başka konuşulacak bir şey kalmadı. Ama o emekçi dediğiniz ya da çalışan memur dediğiniz kesimden hâlâ vergiler almaya, onları sömürmeye devam ediyorsunuz. Dolayısıyla emekli tabii ki konuşulacak; çünkü devletin gelir kaynağı bir tek o sabit maaşlı insanlardır. "Emekli 20 bin alıyor, vergi almıyoruz" diyorsunuz ama emekli bir mal alırken aynı şekilde KDV’sini, ÖTV’sini ödüyor. Emekli hâlâ vergi ödemeye devam ediyor. Elektrik faturasını ödüyor, bir bakıyorsunuz içinde dağıtım bedeli ve daha bir sürü vergi var.

Bu insanlar artık temel tüketimlerini bile karşılayamayacak, kiralarını ödeyemeyecek hale geldiler. Hatta şunu açıkça söylüyoruz: Emekliler eğer yalnız yaşıyorlarsa ucuz otel odalarında kalıyorlar; otogarların, tren istasyonlarının bekleme salonlarında geceliyorlar. Şimdi yaz geldi, havalar ısındı diye sokakta yatıyorlar. Biz bunları görmeye o kadar alıştık ki, artık durum olağan hale geldi. Bundan 5-10 yıl öncesinde "İnsanlar çöpten, pazardan artık topluyor" dendiğinde "Hayır, öyle bir şey olamaz, yalan söylüyorsunuz" deniyordu. Bugün ise bu durum sıradan bir hale geldi; pazarlardaki artıkları gerçekten insanlarımız topluyor. Bunu sadece emekli diye de sınırlandırmak istemiyorum. Türkiye’de eskiden dar gelirli, orta sınıf ve orta sınıfın üstünde insanlar vardı. Şimdi ise ülkenin yüzde 80'i en dipte, yani dar gelirli konumunda. Nüfusun yüzde 80'i artık doğru dürüst maaş almıyor, geçinemiyor ve birtakım kişilerin yardımıyla yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Tabii buna yaşamak denirse. Bu yaşamın içerisinde sadece temel gıdaları karşılamaya çalışıyorlar, ki bazıları onu da karşılayamıyor. Bir de bizi çok üzen bazı söylemler var. Milletvekilinin bir tanesi çıkıp "Kuru ekmek yiyorlarsa tok duruyorlar demektir" dedi. Ya da "Çok uzun yaşıyorlar", "Maaşlarını düzgün ödüyoruz ya, daha ne istiyorlar?" gibi sözler sarf edildi. Bunlar bu ülkede yaşayan insanları kıran sözcüklerdir, böyle olmamalıdır.

BAYRAM KUTLAMAK İÇİN EMEKLİNİN MUTLU OLMASI LAZIM
İki tane bayram geçirdik; Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı. Bayram emekliler için nasıl geçti?
En üzücü noktalardan bir tanesi de bu. Biliyorsunuz, 2018 yılında emekliye "bayram ikramiyesi" adı altında bin lira para verdiler. Orada aslında ben "ikramiye" kelimesine karşıyım; ikramiye demek, çalışanın o kurumun ettiği kârı paylaşması demektir. Burada ise tam tersine, emekçinin kayıplarını susturmak ya da emekliye şirin gözükmek için bu parayı verdiler. Belki de o zamanki seçim atmosferinden dolayı verdiler, çünkü biliyorsunuz 2019’da seçim vardı. Ama o para orada kaldı. Bin lirayı tuttular, bugün 2026 yılındayız, ancak 4 bin lira yaptılar. "4 bin liraya bir lira dahi arttıramayız, yapamıyoruz" dediler. Madem yapamayacaktınız, niye koydunuz o zaman bu sistemi? Geçtiğimiz bayram Kurban Bayramı’ydı. İnsanlar dini vecibelerini yerine getirmek için kurban kesiyorlar; biz de "Bayramlar kardeşçe paylaşımdır, bayramınız kutlu olsun" diyoruz. Ortada ne paylaşım kaldı ne kardeşlik; insanlar artık birbirlerine kinle bakıyorlar. Kurban kesenler bile etini paylaşamıyor; ne yapıyorlar, sucuk doldurup ya da dolabına atıp buzluğa saklıyorlar. Bu ibadet değil, bu inanç değil, bu bayram değil. Bayram böyle kutlanmaz. Bayramı kutlayabilmesi için emeklinin bir kere mutlu olması lazım. Mutluluk da o evin ekonomisinden geçer. Eğer ekonomisini düzgün hale getirmemişseniz o insanı mutlu edemezsiniz, ona bayram yaşatamazsınız. Dolayısıyla bu geçtiğimiz bayram, bayram değildi zaten. Hiçbir emekli "Birilerine misafirliğe gideyim, bayramını kutlayayım" diyemedi, böyle bir şey yaşanmadı. En azından ben çevremde bunu görüyorum; böyle bir bayramlaşma artık mümkün değil. Mutlu değiliz yani.

GEÇMİŞTEKİ HAKLARIMIZI GERİ İSTİYORUZ
Peki emeklilerin beklentileri neler? Siz dernek başkanı olarak neler söylemek istersiniz?
Esas konu da bu zaten: Beklenti. Bizim beklentimiz ne ikramiye ne de başka bir lütuftur; biz geçmişteki haklarımızı ve yasalarımızı geri istiyoruz. Tabii ki günümüz şartlarına göre yapılması gereken bazı düzeltmeler, eksiklikler olabilir. Şunu net olarak söylüyoruz: Yasa mutlaka değişmeli, bu konu gündeme gelmeli ve o masanın içinde mutlaka emekliler de olmalı. Yani kendi yasalarımızı kendimiz belirlemeliyiz. Ama böyle de giderse emekliyi yaşatmak mümkün değil. Dolayısıyla emekliyi yaşatmak, beklentisini karşılamak istiyorsanız, geçmişteki insanların ödediği primlerin karşılığını yasayı düzenleyerek geri vermelisiniz. Bakın kanunda neler yaptılar? 1999 yılında 4447 sayılı kanunu çıkardılar, prim gün sayısını 9 bine çıkardılar. Tamam, buna bir itirazımız yok zaten. Çalışma yaş sınırını da kademeli olarak 56, 58, 62 derken 65 yaşa kadar yükselttiler. Tamam, bunlar da olmalı, doğru. Ama emekliye bağladığınız aylık bağlama oranını yüzde 70'ten 60'a, 60'tan 50'ye, 50'den 40'a, 40'tan 35'e düşürdünüz. Şimdi sisteme dahil olanlar yüzde 27 oranıyla emekli oluyor. Yani çalışırken 100 bin lira alıyorsanız, emekli olduğunuzda 27 bin lira maaş alacaksınız demektir. Bu sosyal bir çöküş değil de nedir? Bu sistemle emekliyi mutlu edemezsiniz. Ülkeler kanunlarla yönetilir değil mi? Ama konu emekliye geldiğinde kanunları işletmezseniz ya da kanunları böyle emeklinin aleyhine çalıştırırsanız bu insanları nasıl yaşatacaksınız?
Bugün deniyor ki 17 milyon emekli var. Doğru, 17 milyon emekli var ama 2000'li yıllarda bu rakam 8,5 - 9 milyon arasındaydı. 17 milyona nasıl geldi bu insanlar? İki misline nasıl çıktı? Şöyle oldu: Bazı fabrikalarda insanlar zorunlu emekli edildi. "Biz istihdamı arttıracağız, başkalarına iş vereceğiz, hadi sizin seneniz doldu, buyurun emekli olun" dediler. Şimdi insanları emekli edebilirsiniz ama emeklinin beklentisini karşılayamazsanız işte böyle olumsuz tablolar ortaya çıkar. Emeklilik yaşını yükselttik, primleri yükselttik; bu da yetmedi, insanları işinden ettiniz. Sonra da emekli geçinemediği için bakın bugün emeklilerin yüzde 60'ı hâlâ çalışıyor. Yani siz aslında istihdamın da önünü kapatmış oldunuz; emekli çalışmak zorunda kaldığı için yeni iş arayan gencin önünü tıkamış oluyorsunuz. Emekli neden çalışıyor? Geçinemediği için, yasaları düzgün olmadığı için, yeterli para vermediğiniz için çalışıyor. Bu insanın da çocuğu var, torunu var. Hep söylenir değil mi, "Torunuma harçlık veremiyorum" diye. Ne kadar acı bir şey, hakikaten insanın boynu bükülmez mi? Dolayısıyla biz sadece emeklinin değil, tüm toplumun refahını istiyoruz. O emeklinin mutlaka bir çocuğu ya da yakını var; o insanlar da çalışma hayatının içinde ama onlar da çalışma barışını bulamıyorlar, istedikleri işi bulamıyorlar. Bugün devletin verdiği resmi rakamlara göre bile 12 milyon işsiz var ki bence gerçek rakam bundan çok daha fazla. Devlet bu insanları nasıl ele alacak, onların mutluluğunu nasıl sağlayacak? Türkiye'de birçok insan mutlu değil. O yüzden yasalar mutlaka değişmeli, yeniden ele alınmalı ve insanların refahı gözetilerek düzenlenmelidir. Eğer bu işler kuralla, yasayla düzenlenmezse birileri çıkar "Ben sana bu kadarcık maaş veriyorum" der; biz de böyle oturur izleriz ama ortada toplumsal bir barış kalmaz.

DOĞRU YASAYLA TÜM ÜLKENİN SORUNU ÇÖZÜLÜR
Çözüm nedir? Biraz önce de söyledim; doğru yasalar çıkartırsınız, doğru anlaşmalar yaparsınız ve yaptığınız anlaşmaya da uyarsınız. O zaman sadece emeklinin değil, tüm Türkiye'nin sorunu çözülür. Bugün o insanlara bir cevap vermek zorundayız; emekli geliyor benden bilgi almak istiyor ama ben ona bir haber veremiyorum. Ben de yetkili makamlara soruyorum, bana da bir şey söylemiyorlar. Nasıl bir çözüm üreteceğiz, onu bilemiyoruz. O yüzden ben diyorum ki her şey kurallara, yasalara bağlanmalı ve biz de ona göre hareket etmeliyiz. Eğer kural olmazsa çözüm de olmaz.




