Dünya, insanlık tarihi boyunca karşılaştığı en büyük ve en hızlı demografik dönüşümlerden birine sahne oluyor. Küresel nüfus yaşlanırken, beşik seslerinin yerini sessizlik, çocuk parklarının yerini ise emeklilik planları alıyor. Yapılan son uluslararası projeksiyonlar ve demografi araştırmaları, 2019-2030 dönemini kapsayan süreçte 60 yaş ve üzerindeki bireylerin sayısının dünyada yüzde 40 oranında artarak 1 milyardan 1,4 milyara yükseleceğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu tarihi büyüme, yaşlı nüfusun küresel ölçekte genç nüfusu (büyüme hızları ve toplam sayı bakımından) geride bırakacağı anlamına geliyor.
Gelişmiş ülkeler alarm veriyor, gelişmekte olanlar hızla yakalıyor
Demografik dönüşümün hızı bölgelere göre farklılık gösterse de trendin yönü tüm dünya için aynı. Özellikle Avrupa ülkeleri, Japonya ve Güney Kore gibi doğum oranlarının dibe vurduğu coğrafyalarda yaşlı nüfus çoktan baskın hale gelmiş durumda. Ancak asıl büyük değişim, dünya nüfusunun dinamik motoru olarak kabul edilen gelişmekte olan ülkelerde yaşanıyor. Uzmanlar, 2030 yılına gelindiğinde dünyadaki yaşlı nüfusun 4'te 3'ünün düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşayacağına dikkat çekerek, bu yapısal değişime ayak uyduramayan ekonomilerin ağır sosyal krizlerle karşılaşabileceği uyarısında bulunuyor.
Bu dönüşümün arkasındaki iki temel neden
Bilim dünyası ve sosyologlar, küresel yaşlanmanın ve genç nüfusun gerilemesinin arkasında iki ana faktörün yattığını belirtiyor:
-
Doğum oranlarının sert düşüşü: Kadınların iş gücüne katılımının artması, artan yaşam ve eğitim maliyetleri, modern doğum kontrol yöntemlerine erişim ve evlilik yaşının ötelenmesi (hatta akıllı telefonlar gibi dijitalleşme faktörleri) nedeniyle küresel doğurganlık hızları hızla geriliyor.
-
Ortalama yaşam süresinin uzaması: Sağlık teknolojilerindeki devrimler, temiz suya ve gıdaya erişimin kolaylaşması, bulaşıcı hastalıklarla mücadeledeki başarılar sayesinde insan ömrü her geçen on yılda daha da uzuyor.
Ekonomiler ve sağlık sistemleri baştan aşağı değişecek
Yaşlı nüfusun gençleri geride bırakması, sadece istatistiksel bir veri olmanın ötesinde, küresel ekonomik ve sosyal düzeni kökten sarsacak potansiyale sahip. Ekonomistler, azalan genç nüfus nedeniyle iş gücü piyasalarında ciddi daralmalar yaşanacağını, üretim modelinin değişmek zorunda kalacağını öngörüyor.
Bununla birlikte, mevcut emeklilik sistemlerinin bu denli büyük bir yaşlı nüfusu finanse etmekte zorlanacağı, sağlık sistemlerinin ise kronik hastalıklar ve yaşlı bakımı odağında tamamen yeniden yapılandırılması gerektiği vurgulanıyor. Önümüzdeki dönemde devletlerin en büyük sınavı, maddi teşviklerle doğum oranlarını artırmaya çalışmaktan ziyade, bu "gümüş dalgaya" uyum sağlayabilecek esnek sosyal güvenlik politikaları geliştirmek olacak.





