Eskişehir’in sanat hayatında uzun yıllardır önemli bir yere sahip olan oyuncu ve Şehir Tiyatroları sanatçısı Murat Danacı, Eskişehir’in sanat geçmişinden Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali’ne, Şehir Tiyatrolarının genç oyunculara sunduğu imkanlardan kentte tiyatroya gösterilen ilgiye kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. 1996 yılında geldiği Eskişehir’de sanat hayatının gelişimine yıllardır tanıklık eden Danacı, genç oyunculara da önemli tavsiyelerde bulundu.
“Eskişehir’in sanatla daha evveliyatı var”
Eskişehir, kültür ve sanat alanında Türkiye’de öne çıkan şehirlerden biri. Siz de uzun yıllardır bu şehrin sanat hayatının içindesiniz. Eskişehir’in sanata ve sanatçıya verdiği değeri nasıl buluyorsunuz? Sizce şehir, sanatçıların üretim yapabilmesi açısından yeterli imkânları sunabiliyor mu?
Ben aslında 1996 yılından beri Eskişehir’deyim. 1996 yılında Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümüne girdim, 2000 yılında mezun oldum. Aslında bu şehrin sanatla daha evveliyatı var. Yani 60’lardan kalma bir sanat şehri olma yolunda epey adımlar atmışlar. İlk şehir tiyatrosu o zaman kuruluyor. Şu andaki Şehir Tiyatrosu da aslında onun bir geleneği.
Hep bu örneği verirler aslında, çok gerçek bir örnek. Tiyatro o zaman parasız ve bir bütçe oluşturmak zorundalar. Oyuncular ve şehrin tiyatroseverleri kanlarını satarak gerçekten tiyatroya büyük bir destek oluyorlar. Öyle bir geleneğin mirasçılarıyız biz şu anda.
Bu şehrin bence gerçekten bir nazar boncuğu sanat. Çünkü çok fazla öğrencisi var. Şehirde yaşayan insanlar çok aydın. Bizim tiyatromuzun, senfoni orkestramızın, Eskişehir’deki profesyonel ya da yarı amatör tiyatroların seyirci doluluk oranına baktığınız zaman çok yükseklerde. Yüzde 90, yüzde 95 oranında. Şehir dışından gelen özel tiyatrolar, devlet tiyatroları var. Yani bizim buradaki halkımız bu sanatsal aktivitelerin hiçbirisinde yalnız bırakmıyorlar. Bunun da zamanla çok daha iyi olacağını düşünüyorum.

“Porsuk Festivali çok birleştirici oldu”
Bu yıl ilk kez düzenlenen Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali’nde festival direktörü ve sözcüsü olarak görev yaptınız. Festivalin Eskişehir’in kültür ve sanat hayatına nasıl bir katkı sağladığını düşünüyorsunuz? Festival kapsamında ortaya çıkan etki ve etkileşim beklentilerinizi karşıladı mı?
Bu sene çok önemli bir festival yapıldı. İlk kez. Çok uzun yıllardan beri aslında Zeytinoğlu Bilim, Kültür ve Sanat Festivali vardı. Uzun yıllar yapıldı. Sonra birtakım nedenlerden dolayı iptal oldu. Şehrin bir festivale, bir kent festivaline ihtiyacı vardı. Burada Sayın Başkanımız Ayşe Ünlüce’nin bir hayaliydi bu. Biz de o hayali nasıl gerçekleştirebiliriz diye yola çıktık.
Zaten Eskişehir festivaller şehri. Şehir Tiyatrosunun yaptığı festivaller var. Senfoni Orkestrasının yaptığı festivaller var. Özel festivaller var, gastronomi festivali var, kahve festivali var. Yani birçok festival var. Aslında bir yandan da bir festivaller şehri.
Ama biz ana unsur olarak Porsuk Nehri’ni kullandık. Porsuk Nehri zaten bizim şehrimizin ayrılmaz bir simgesi, bir imgesi, bir yaşam kaynağı. O yüzden biz bu Porsuk Festivali üzerinde neler yapabiliriz, nasıl bir şey yapabiliriz diye yola çıktık. Zaten bu başkanımızın da bir hayaliydi. Porsuk temalı bir festival olsun, bir şehir festivali olsun.
Bu festivalin sonunda mesela şöyle enteresan bir değerlendirmem var. Çok birleştirici oldu. İnsanların gerçekten böyle bir festivale ihtiyacı varmış. Bütün ön yargılarını, bütün bakış açılarını, düşüncelerini, politik kimliklerini bir kenara koyup sadece festivalde o şehirdeki insanlarla bütünleşen bir festival oldu.
Hem sanatsal aktivitelerin yanı sıra tiyatroların olduğu, bir roman orkestrasının olduğu, caz orkestralarının olduğu kapsamlı bir festival oldu. Bunun karşılığını da şöyle alıyoruz: İnsanlar bu festivalin devamını istiyorlar. İnşallah bu sene de ikincisi ile ilgili çalışmalara başladık.

“Şehir Tiyatrosu oyunculuk kariyerimde çok önemli bir dönüm noktası”
Siz Şehir Tiyatrolarında uzun yıllardır görev yapıyorsunuz. Öncelikle Şehir Tiyatroları sizin için nasıl bir okul oldu?
Sanatta zaten şöyle bir şey vardır; evet bir okulu okuyorsunuz ya da okumuyorsunuz ama ilksel sanat yolculuğunuzda bir şeyi tecrübe etmek çok önemlidir. Ben 2000 yılında mezun oldum ve 2000 yılında Şehir Tiyatrosu açıldı. Oyunculuk kariyerimde çok önemli bir dönüm noktası benim.
Her şeyi aslında teoride öğreniyorsunuz ama pratikte bir şey yetersiz kalıyor. Ben bu pratiği de Şehir Tiyatrosu sayesinde öğrendim. Yolculuğuma çok katkısı olduğunu düşünüyorum. Ne kadar çok kendinizi var ederseniz, ne kadar çok sahneye çıkarsanız bir oyuncu, bir sanatçı olarak o kadar çok deneyimlemiş oluyorsunuz.
“Gençlik Sahnesi çok büyük bir kazanç”
Peki genç oyuncuların yetişmesine nasıl bir katkı sağlıyor Şehir Tiyatroları? Günümüz açısından değerlendirdiğinizde gençlere nasıl bir imkan sunuyor?
Şimdi şöyle bir şey var; öğrenciler bizde çalışıyorlar, bir deneyim sahibi oluyorlar. Bu deneyimlerini mezun olduktan sonra karşılığını görüyorlar. Bu çok büyük bir avantaj aslında.
Bizim Gençlik Sahnemiz var. Şehir Tiyatrosunun uzun yıllardır uyguladığı bir sistem bu. Sınav yapıyoruz ve bu sınavın karşılığında bir yıl boyunca eğitim veriyoruz. Bu eğitimlerden çıkanları konservatuvara yetiştiriyoruz aslında.
O kadar çok bizi okumuş, bunun eğitimini almış ve konservatuvara giren arkadaşlarımız var ki. Daha sonra onlarla burada, eğer sınav açılırsa profesyonel olarak onlarla da çalışıyoruz. Yani bu çok büyük bir kazanç, çok büyük bir kazanç.

“Yetenek çalıştıkça daha fazla ortaya çıkan bir şey”
Eskişehir’de sizin gibi oyunculuk hayali kuran çok sayıda genç var. Siz neler söylemek istersiniz gençlere? Ne yapmaları gerekiyor? Onlara ne tavsiyede bulunursunuz?
Aslında bol bol izlemeleri gerekiyor, bol bol okumaları gerekiyor, bol bol gözlemlemeleri gerekiyor. Kendilerini geliştirebilecek bütün her şeye çok açık olmaları gerekiyor. Yetenek durdukça değil, çalıştıkça daha fazla ortaya çıkan bir şey.
Eğer kendilerini de bununla tamamlarlarsa onları tutabilecek bir şey ben görmüyorum. Çünkü Eskişehir bu konuda çok elverişli. Özel tiyatroların, kurum tiyatrosunun ve çok sayıda turne tiyatrosunun bulunduğu bir şehir olması bence bulunmaz bir nimet.
Çok önemli bir kazanım. İzlemeleri gerekiyor, oynamaları gerekiyor, yazmaları gerekiyor. Yani hayattan kopmamaları gerekiyor. Bu çok önemli bir şey. Çünkü oyunculuk böyle bir şey.
“Eskişehir’de tiyatroya ilgi yüzde 98-99”
Son olarak Eskişehir’de tiyatroya olan ilgiyi yeterli buluyor musunuz?
Buluyorum. Çünkü şöyle, bizim kendi doluluk oranlarımıza baktığımız zaman yüzde 98, yüzde 99 oranında. Şehre bakıyorsunuz, gençler çok fazla tiyatroya istekli ve hevesli. Küçük küçük tiyatro grupları kuruyorlar. Üniversitelerin tiyatro kulüpleri var.
Biz de onlara elimizden geldiği kadar destek oluyoruz zaten. Bazen sahnelerimizi açıyoruz, onlar için yer tahsis ediyoruz, kostümlerimizi, dekorlarımızı veriyoruz.
Böyle hevesler olduktan sonra tiyatro kurtarır, tiyatro dünyayı değiştirir yani. Bir insanın bakış açısını, insan olmasını öğretir. O yüzden bizim için çok kıymetli bir şey bu.





