Eskişehir’in içme suyu ihtiyacının karşılanmasına yönelik 2020 yılında kamuoyuna duyurulan ve 2024 yılı sonunda tamamlanacağı belirtilen yatırımın henüz yatırım programında yer almadığına dikkat çeken Süllü, konuya ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı’na soru önergesi verdi.
Süllü, Devlet Su İşleri (DSİ) 3. Bölge Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Sakarbaşı Kaynaklarından Eskişehir İl Merkezine İçmesuyu Temini Kaynarca Barajı ve Malzeme Ocakları, Kırma Eleme Tesisi ve Hazır Beton Santrali” projesinin yalnızca baraj yatırımından oluşmadığını belirtti. Proje kapsamında bir kaya ocağı, üç kil ocağı, kırma-eleme-yıkama tesisi ve hazır beton santralinin de bulunduğunu aktaran Süllü, malzeme ocaklarının toplam alanının 129,05 hektar olduğunu ifade etti.
“Baraj yeni sorunlara yol açmamalı”
Projenin Eskişehir’in su ihtiyacı açısından önem taşıdığını belirten Süllü, yatırımın çevresel etkilerinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
ÇED dosyasında Sakarbaşı Kaynakları’nın tam kullanılması halinde mevcut içme suyu ihtiyacının ancak karşılanabileceğinin belirtildiğine dikkat çeken Süllü, projenin ekonomik ömrünün 50 yıl olarak öngörüldüğünü hatırlattı. Süllü, kaynak debisinin kuraklık nedeniyle azalması halinde sistemin nasıl işleyeceğinin ve ekolojik akışın nasıl korunacağının ortaya konulmasını istedi.
Süllü, “Projenin ekonomik ömrü 50 yıl olarak öngörülüyor. O halde bugün ihtiyacımızı ancak karşılayan Sakarbaşı’nın 2050’de, 2070’te, 2100’de nasıl yeterli olacağı ortaya konulmalıdır. Kuraklık senaryoları nedir? Kaynak debisi yüzde 10, yüzde 20, yüzde 30 azalırsa sistem ne olacaktır? Ekolojik akış nasıl korunacaktır? Bunların yanıtını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Yahnikapan’a 372 metre mesafede kil ocağı
Süllü, ÇED dosyasında 26/2026-02 ve 26/2026-04 numaralı kil ocaklarının Yahnikapan Mahallesi’ne 372 metre mesafede planlandığını belirtti.
Açık ocak faaliyetlerinin oluşturabileceği toz, gürültü ve kamyon trafiğinin yaşam alanlarına etkilerinin somut verilerle ortaya konulması gerektiğini savunan Süllü, kaya ocağında patlatma yapılacağının da proje dosyasında yer aldığını söyledi.
Süllü, patlatmaların sıklığı, kullanılacak patlayıcı miktarı, titreşim etkisi ve su kaynakları üzerindeki olası etkilerin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini belirtti.
“Üretim rakamları açıklığa kavuşturulmalı”
Süllü, proje dosyasında kaya üretimine ilişkin farklı rakamların yer aldığını da öne sürdü. Dosyanın bir bölümünde yıllık 3 milyon 450 bin metreküp kaya malzemesi ihtiyacından söz edilirken, başka bir bölümünde toplam 3 milyon 450 bin metreküp üretim ve üç yılda tamamlanması planlanan proje kapsamında yıllık 1 milyon 150 bin metreküp üretimden bahsedildiğini aktardı.
Süllü, üretim miktarındaki farklılığın kamyon trafiği, patlatma sayısı, toz ve gürültü gibi çevresel etkilerin hesaplanmasını doğrudan değiştireceğini belirterek, DSİ’nin üretim rakamlarını tek ve açık bir veri seti halinde açıklaması gerektiğini söyledi.
“653 dekar orman sadece bir rakam değil”
Kaynarca Barajı’nın rezervuar alanında 653 dekar orman ve 84 dekar özel mülkiyete ait tarım arazisi bulunduğunu belirten Süllü, orman alanlarının yalnızca yüzölçümü üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Süllü, ormanların su rejimi, biyolojik çeşitlilik ve ekosisteme katkısının yanı sıra etkilenecek türler ile kaybedilecek ekolojik işlevlerin nasıl telafi edileceğinin bilimsel olarak ortaya konulmasını istedi.
“Proje eksiklikler giderilerek hayata geçirilmeli”
Eskişehir’in içme suyu ihtiyacının güvence altına alınmasını önemsediklerini vurgulayan Süllü, itirazlarının su teminine değil, su güvenliği ile çevre güvenliğini karşı karşıya getiren planlama anlayışına yönelik olduğunu söyledi.
Süllü, Sakarbaşı’nın su rejimi, ekolojik sistem, tarım arazileri, orman alanları ve yurttaşların yaşam koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, projenin çevresel ve sosyal etkilerine ilişkin eksikliklerin giderilmesi çağrısında bulundu.
Süllü, “Eskişehir’in içme suyu ihtiyacının güvence altına alınmasını önemsiyoruz; itirazımız, Eskişehir’in suyunun güvence altına alınmasına değil, su güvenliği ile çevre güvenliğini karşı karşıya getiren planlama anlayışınadır” dedi.




