Panelde gazeteci ve yazar Çağdaş Bayraktar ile hukukçu ve 24. Dönem Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum konuşmacı olarak yer aldı. Programda Türkiye’nin yakın siyasi tarihi, anayasa tartışmaları, yargı süreçleri ve kamuoyunda tartışma yaratan gelişmeler detaylı şekilde ele alındı.
“Cumhuriyet ağır saldırılar altında”
Programın açılış konuşmasını yapan ADD Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avci, Cumhuriyet değerlerine yönelik tehditlere dikkat çekerek şunları söyledi;
"Değerli dostlar, zor zamanlardan geçiyoruz. Cumhuriyetimiz hiç olmadığı kadar büyük saldırılar altında ve gerçekten şunu biliyoruz ki Atatürk’te birleşmenin, yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ni kurmanın gerektiğini anlıyoruz. Bugün burada Cumhuriyet tarihimiz ile ilgili yaşadığımız kumpaslar ve saldırıları tartışacağız ve bunların en iyi, en önemli örneklerinden biri olan Cemal Aziz Çakmak Paşamızın yaşadığı süreçten kesitler göreceğiz. Bir anayasa profesörü, Türkiye’de sayılı bir anayasa profesörü, bir anayasa profesörünün elinden, dilinden anayasaya neler yapılmış onları dinleyeceğiz. Her geçen gün dibe doğru savrulan bir Cumhuriyet var ama böyle bir süreç varsa biz de varız. Bizler Atatürkçüler ve Kemalistler olarak şunu net bir şekilde söylüyoruz: Biz İstiklal Marşı’nda "göğsünü siper eden" dediğimiz o tam kişiyiz. Hiçbir şeyden de korkmuyoruz, korkmayacağız. Bu Cumhuriyeti de kimseye yem ettirmeyeceğiz, kimseye de teslim etmeyeceğiz. O yüzden bu toplantılar bilinçlenmek, ideolojik olarak donanımlaşmak için çok kıymetli toplantılar. Sizlerin ben fazla zamanını almayacağım, o yüzden toplantıya geçmek istiyorum. Size tek bir şey söyleyeceğim arkadaşlar; umudumuzu yitirmeyeceğiz çünkü bizim Gazi Mustafa Kemal’e bir sözümüz var. Cumhuriyeti ilelebet payidar edeceğiz."

Batum: “Aynı süreçler yeniden hortladı”
Panelde söz alan Prof. Dr. Süheyl Batum, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı yargı süreçleriyle güncel tartışmalar arasında bağlantı kurarak dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu:
"Vallahi hepimizin gördüğü ilginç günler yaşıyoruz. Tekrardan o Ergenekon, Balyoz gibi dönemlerdeki davalar tekrar başladı, tekrar hortladı diyeyim. Kimse kusura bakmasın. Dolayısıyla bugünlerde hepimizin bu davaların neden olduğunu, Türkiye'nin neden bu durumda olduğunu, burnumuzun dibinde Irak, Suriye ortadan kalkmış iken neden bu olayların olduğunu Çağdaş'ın kitabı üzerinden bir kez daha tartışalım dedik, onun için buradayım.
İşte onu da anlatmak; anayasa bugün içinde bulunduğumuz konjonktürün, uluslararası konjonktürün de Irak, Suriye patlamışken anayasanın da bu durumun, bu konjonktürün bir sonucu olacağını düşünüyoruz. Bunun da sağlamasını şöyle yapayım. Yani herkes elini vicdanına koysun.
2007 yılında bu ülkede kim yaptı anayasa? Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidar partisi. 2010'da kim yaptı? Adalet ve Kalkınma Partisi. 2017'de kim yaptı? Herkes elini vicdanına koysun, Adalet ve Kalkınma Partisi. Şimdi diyor ki "Yeni bir anayasa daha." İnsaf ya, insaf. 15 yılda ben 3 tane anayasa yapacağım tek başıma ve "Yanlış yaptık, bir 4.'yü yapalım." diyeceğim.
Hayır, bu o sürecin sonundadır. Ama bu süreç maalesef Irak'ı da parçalayan, Suriye'yi de parçalayan bir süreçtir. Yoksa bana kimse anlatamaz; yani AKP bugüne kadar bilmiyordu anayasa yapmayı, ilk defa şimdi öğrendi. İnsaf, insaf. 2010'da siz yaptınız, 2017'de siz yaptınız, şimdi diyorsunuz ki "Bir tane daha yapalım çok güzel olacak." Biz de bunun Türkiye'yi maalesef Irak ve Suriye'ye dönüştürmeye yönelik bir sürecin bir parçası olarak düşündüklerini düşünüyoruz. O yüzden bunu kabul etmiyoruz."

Bayraktar: “Türkiye bu günlere kolay gelmedi”
Gazeteci ve yazar Çağdaş Bayraktar ise konuşmasında hem yakın tarihe hem de yazdığı kitaba atıf yaparak şu değerlendirmelerde bulundu:
"Cumhuriyet gazetesinde muhabirlik yapıyorum. Aynı zamanda televizyon programları yapıyorum ve aynı zamanda da Kırmızı Kedi'den en son Deniz Üstü Köpürür kitabını yazan birisiyim.
Türkiye aslında, bunu biz etkinlikte de anlatacağız ama Türkiye normalde birçok yapılamayacak şeyin yapıldığı, konuşulamayamaz şeyin konuşulduğu olumsuz anlamda söylüyorum bir yerden geçiyor ve bugünlere kolay gelinmedi. Bugünlere gelinebilmesi için eşyanın tabiatına aykırı birçok olayın olması gerekiyordu ve bunların başında da Ergenekon, Balyoz kumpas davaları geliyordu. Ve bugün aslında biz hala bu süreçlerin, bu döngülerin bir sonucunu yaşıyoruz.
Ve ben bu kitapla bu kumpas davalarda hedef alınan ve yaşamını yitiren bir kişinin hayatı üzerinden aslında 25 yılın bir yakın tarih belgesel kitabını hazırlamaya çalıştım. Çünkü her gün çok yoğun bir bilgi bombardımanı altındayız. Bu yüzden de neleri yaşadığımızı, nelere maruz kaldığımızın çok farkında olmuyoruz. O yüzden de kitap yazmanın en büyük espirilerinden birisi de şudur: Olaylar arasındaki bağlantının ne kadar kuvvetli olduğunu ortaya çıkarmaya yardımcı olur.
Bu kapsamda da hani ben bir kişinin yaşamı üzerinden aslında, yani kitap Deniz Üstü Köpürür, emperyalizmin hedefindeki amiral diyor ama aslında emperyalizmin hedefinde Türkiye'nin olduğunu ve bugün aslında konuşulabilen yeni anayasa, çözüm süreci gibi konuların bu tam olarak bu omurganın saldırıya uğramasından kaynaklı olarak bu kadar rahat konuşulduğunu düşünüyorum. Elimizdeki veriler ve belgeler de bunu gösteriyor ve şimdi de işte bunu anlatmaya çalışıyoruz ki bu kumpaslar sürmeye devam etmesin. Yani Ergenekon ve Balyoz nasıl bir kumpassa aslında birileri bunun içinde iyi niyetli olabilir ama çözüm süreci masasından tutun da yeni anayasa tartışmalarına kadar hepsi de Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığına, kurucu felsefesine, birlik ve bütünlüğüne yönelik bir kumpas girişimi."
Etkinlik sonunda Deniz Üstü Köpürür kitabı için imza etkinliği düzenlendi.





