Seçim artık kapıda. 3 hafta bile kalmadı. Tüm taraflar ellerindeki tüm argümanlarla seçimi kazanmak için var güçleriyle çalışıyorlar.
Seçim yaklaşırken yaşanan tartışmalardan birisi ve belki de en önemlisi ülkemizde bulunan yabancıların durumu.

KENDİ REJİMLERİNİN ZULMÜNDEN KAÇANLAR İÇİN TÜRKİYE BİR KURTULUŞ ADASI GİBİ GÖRÜNÜYOR
Suriye'deki iç savaş nedeniyle ülkemize sığınmak zorunda kalan milyonlarca Suriyelinin bir kısmı ülkelerinde Türkiye tarafından oluşturulan güvenli bölgelere yerleştirildi ancak hatırı sayılır bir kısmı halen ülkemizde bulunuyor. Geçici sığınmacı statüsünde ülkemize gelenler ile onların Türkiye'de dünyaya gelen çocukları Türkiye vatandaşı olamıyorlar. Onların nüfus cüzdanlarında "Suriye uyruklu" diye yazılıyor.
Suriyeliler dışında bir de Afganistan'dan özellikle Taliban rejiminden kaçanlar var. Afganistan kaçıp İran'a sığınan, oradan da ilk fırsatta Türkiye'ye kapağı atan önemli sayıda Afganlı var. Onlar da sığınmacı statüsünde geliyorlar genel olarak ülkemize. Afganistan'da yaşanan kıtlık ülkemize kaçak yollarla gelenlerin sayısını da artırdı.
Suriyeli ve Afganlı dışında İran'daki rejimden kaçıp ülkemize sığınanlar da var. Tüm bunların dışında bu ülkelerde yaşayıp maddi durumu iyi olan ve Türkiye'yi göçmen olarak gelenler de bulunuyor. En çok göçmen olarak gelenler arasında Iraklılar bulunuyor. Genel olarak onların maddi durumu diğerlerine nazaran çok daha iyi.

TÜRKİYE'DE TARIM HAYVANCILIK İLE TEKSTİL-İNŞAAT ALANLARINDA MÜLTECİLER ÇALIŞTIRILIYOR, ONLAR BU SEKTÖRLERİ AYAKTA TUTUYOR
Ülkemizde özellikle tarımda, tekstilde çalışanlar mülteciler. Az sayıda olsa da göçmen olarak gelenler de görülebiliyor.
Bugün ülkemizde tarımı Afganlılar, tekstili de Suriyeliler ayakta tutuyor desek yanılmayız. Bu bilindiği için işsiz olarak gezip dolaşan insanlarımızın "Suriyeliler ve Afganlar yüzünden iş bulamıyoruz" diyerek kendilerini haklı çıkarmaya çalıştıklarına şahit oluyoruz, olmaktayız.
Önceki gün bir arkadaşımızla birlikte küçük sayılabilecek ilçeleri, kasabaları gezdik. Daha ziyade tarımsal faaliyetlerle uğraşan kesimlerimizdi gezdiklerimiz.
Oturup sohbetler ettik. Bizim yanımızda yana yakıla çoban arıyorlar, bahçelerinde çalıştıracakları işçi arıyorlardı. Birisi yaşananları şöyle özetledi:
"Bizim buralarda tarımsal üretim ve hayvansal üretim var. Ancak tarlada, bahçede çalıştıracak insan bulamıyoruz. Bizim nüfusumuz genel itibariyle yaşlı. Onlar zaten artık çalışamıyor, kendi bahçesinde, bağında gücü yettiği kadar çalışıyorlar, o kadar. Gençler de Eskişehir'de, şehir merkezine göçtü gitti. Orada asgari ücretle çalışan çalışıyor, çalışmayan kendince hayatını yaşıyor. Burada toplasan 50 genç bulamazsın. Onların da bazıları bankada, belediyede, şurada burada çalışıyor. Birkaç da memur var içlerinde. Doğal olarak onları da tarlada, ahırda, bahçede çalıştırma imkanı yok. Bu yüzden bu alanlarda çalıştıracak insanları ya Diyarbakır, Van, Batman gibi illerimizden gelen işçiler ya da Afgan ve Suriyeliler arasından bulmak zorunda kalıyoruz. Şu an tarlada, bahçede çalıştırmak için Suriyeliler bile 13-14 bin TL istiyorlar. Çobanlar 18 bin TL'ye kadar çıkardılar ücretleri, her türlü masrafları da bize ait. Aldıkları paranın kuruşuna dokunmadan dövize çevirip Afganistan'daki ailelerine gönderiyorlar.
Şu an seçim var ve özellikle mülteciler seçimde önemli bir koz gibi kullanıyorlar. Muhalefet bunları 2 yıl içinde göndereceğini söylüyor, bazıları hemen göndereceklerinden dem vuruyorlar. Ancak hiçbiri ülkenin gerçeğini ne yazık ki göremiyorlar. Siyaset onları kör ediyor. Emin olun Afganlar ve Suriyeliler gönderildiğinde bizler çok büyük sıkıntılar çekeceğiz. Tarım ve tekstil çok büyük sıkıntı yaşar. Hatta batanlar olur, işletmelerini kapatanlar olur. Çünkü bizim insanlarımızın tercihleri, düşünceleri artık çok değişti. Tarımda, bağda-bahçede ya da ahırda çalışmak isteyen gencimiz, insanımız kalmadı. Belediyeler bile dışarıda inşaat işleri yaptırıyor, bakıyoruz işi alan şirket bile yabancı işçileri çalıştırıyor. Çünkü bizim insanlarımız 'Amele olmak için mi geldim dünyaya?' diyerek çalışmayı reddediyorlar. Bu tutum nedeniyle de bizim insanlarımız işsiz gezmeyi tercih ediyorlar, çalışmak yerine. Konu açılınca da 'Afganlar ve Suriyeliler yüzünden iş bulamıyoruz. Onlar gidince rahat iş buluruz' diye üst perdeden konuşuyorlar. Ama emin olun onları bir anda göndersek ülkelerine, bizim insanlarımız gelip çalışmazlar. Bağlar, bahçeler, ahırlar kapanır gider. Acı ama gerçek bu. Bu meseleleri aklı başında düşünüp değerlendirmek lazım. Oy almak için ya da yabancı düşmanlığı yapmak için kullanmamak lazım. Ekonomi uygun şartlarda yeteri kadar işçi bulmayı gerektirir. Yoksa çarklar aksamaya başlar. Bizim gençlerimiz biraz tembel yetişti, iş beğenmez oldular. Bunun sıkıntısını önümüzdeki yıllarda çok daha fazla çekeceğiz ne yazık ki!"

İŞSİZLİKTEN DAHA BÜYÜK BİR SIKINTIMIZ VAR; İŞ BEĞENMEMEK, BEKLENTİLERİ EN BAŞTA BİLE ÇOK YÜKSEK TUTMAK
Evet, ülkemizin en önemli konularının başında geliyor işsizlik. Ancak işsizlikten çok daha büyük iki sorun var:
Birincisi meslek sahibi olamamak. Boş yere okula gidiliyor ve hiçbir şey öğrenmeden liseden, üniversiteden mezun olunuyor. Meslek liselerinin sayısı ve kalitesi yetersiz. Bu yüzden sanayiciler kendileri okul açıyor, kendileri kurs açıyor. Yani yeteri kadar nitelikli işçimiz, çalışanımız yok.
İkincisi ise yetenekli olsun ya da olmasın gençlerimizin çalışma arzusunun pek olmayışı. Henüz hiçbir tecrübesi olmayan bile, henüz işe başlamadan çok büyük beklentiler içine giriyor. Bir yıl-iki yıl tecrübe kazanana kadar bile makul bir ücretle çalışmayı kabul eden, düşünenlerin sayısı pek fazla değil. Yani işssizlikten ziyade iş beğenmemem var. Bizim ülkemizdeki yabancılar arasında işsizlik oranı çok düşük. Çünkü aldıkları ücrete, çalışma şartlarına bakmaksızın işe girmek, ailelerini geçindirmek zorundalar. Bir evde 10-12 kişi yaşıyorlar, 8-9 kişi çalışıyorlar. Masraflarını ortak karşılayıp para bile biriktiriyorlar. Onların yaptıkları işlerin büyük bölümünü kendi insanlarımıza yaptıramıyoruz. Onlar da bunun farkına varınca son yıllarda talep ettikleri para giderek artmaya başladı.
İşsizlikten daha büyük ve daha tehlikeli sıkıntı bu; çalışma arzusunun olmayışı, beklentilerin piyasa gerçekleri ile örtüşmemesi. Gençlerimizin hem meslek sahibi olmaktan hem de çalışmaktan imtina etmesi. Ama buna karşın en lüks hayatları yaşamak istemeleri. Bu olmayınca da hayal kırıklığı yaşamaları!

SİYASİLER OY İÇİN YABANCI DÜŞMANLIĞI YAPIYOR VE GÖNDERMEKTEN BAHSEDİYORLAR AMA SAHADAKİ DURUM BAMBAŞKA
Geçen günlerde Eskişehir'de hayvancılık yapan bir üretici ile konuştuk. "Afganları bugün gönderseler hayvancılık biter, Suriyelileri bugün gönderseler tekstil biter. Siyaset yapmak kolay ama özellikle bu iki sektörde çalışacak, çalıştıracak insan bulmak çok zor. Özellikle muhalefetteki siyasetçiler yabancıları her olumsuzluğun sorumlusu gibi gösterip bu politika ile oy toplamaya çalışıyorlar. Ancak sahadaki gerçeklik bambaşka. Yarın bir gün eğer iktidar değişir de muhalefettekiler yapacaklarını iddia ettikleri gibi yabancıları gönderirlerse siz o zaman görün yaşanacak kaosu. Özellikle ev kiraları ve fiyatları düşünce, diğer yandan bazı sektörlerde çalıştıracak kimes bulunmaması nedeniyle işçilik maliyetleri patladığında uzaktan gazel okumanın ne kadar kolay olduğunu bir kez daha hatırlayacağız. Bazı şeyleri ondan sonra yerine koymak çok zor olacak.
Bizler toplum olarak ne yapıp yapıp çalışmayı sevmeliyiz. Andımızdaki "Türküm, çalışkanım, doğruyum!" ifadelerini ağızla söylemek kolay, bunun gereğini yerine getirmek zor. Eğer gereğini yerine getirebilirsek işte o zaman işsizliğin hızlı bir şekilde düştüğünü görmüş olacağız!