15 YENİ LİSANS BÖLÜMÜ AÇTIK

Göreve geldiğiniz andan itibaren üniversitede akademik anlamda "restorasyon" diyebileceğimiz bir yenilenme hamlesi başlattınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Anadolu Üniversitesi 1958 yılında kurulmuş, çok köklü bir üniversite. Sadece Türkiye'nin değil, dünyanın da önde gelen üniversitelerinden bir tanesi. Bu kadar köklü bir üniversitenin dünyadaki bu hızlı eğitim-öğretim, yapay zekâ ve eğitim teknolojileri konusundaki yeni atılımları yakalayabilmesi için sürekli kendini yenilemesi lazım. Onun için belki söylediğiniz "restorasyon" kavramı tam olarak buraya uygun olabilir. Dolayısıyla biz bu köklü geçmişten gelen bilgi birikimini, geleceğin eğitim-öğretim teknolojileriyle ve yapay zekayla müfredatın içeriğini geliştirerek nasıl bütünleştirebiliriz; buna yönelik adımlar atmaya başladık. Göreve geldiğimiz andan itibaren Türkiye'nin ihtiyacı olan yapay zekâ ve dijital dönüşüm noktasında müfredatı nasıl güncelleyebiliriz, yeni bölüm ihtiyaçlarımız var mı, yeni laboratuvar ihtiyaçlarımız var mı? Bunları gözden geçirdik. İlk yılımızda yaptığımız işlerden bir tanesi olarak 15 tane yeni lisans bölümü açtık. Bunlardan 11-12 tanesi doğrudan yapay zekâ, bilişim teknolojileri ve dijital oyun gelişimiyle ilgili bölümlerdi. YÖK'ün önümüzü açmasıyla, zaten YÖK Bilişim Teknolojileri Yüksekokullarının açılışını teşvik ediyor, biz de ilk iş olarak Bilişim Teknolojileri Yüksekokulunu açtık ve bu yıl öğrenci aldık. Diğer taraftan Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi’ni açtık; orada da 2 bölümümüz şu anda aktif ve bu fakültede yüzde 100 İngilizce eğitim yapılıyor. Hem Bilişim Bilimleri Fakültemiz hem de Bilişim Teknolojileri Yüksekokulumuz 6 bölümüyle Türkiye'nin önde gelen bölümleri haline geldiler. Yüzde 100 doluluk oranına ulaştılar. Her biri kendi alanında, bazıları Türkiye'de birinci sıradan öğrenci alırken bazıları en geriden olan üçüncü sıradan öğrenci aldı. Anadolu Üniversitesi'nde zaten köklü bir geçmiş ve bir marka değeri var. Yeni bölümlerde Türkiye'nin ve dünyanın ihtiyacı olan, gençlerin kariyer hedefindeki bu bölümler Anadolu Üniversitesi bünyesinde açılınca büyük bir ilgi görmüş oldu. Bunlara sadece Anadolu Üniversitesi'nin yeni bir bölüm açması gibi sıradan bir iş olarak bakılmaması gerekiyor. Çünkü bilişim teknolojileri sadece bizim değil, bütün Türkiye'nin ve tüm dünyanın mesleki kariyer anlamında, sektörün ihtiyacı olan bölümler. Dolayısıyla biz bu bölümlere yeni öğrenci alarak hem Türkiye'nin hem de dünyanın birikimli gençleri kazanması için önemli bir adım atmış olduk.

B76B5Cfe 97D2 4529 B16D 06331406B706

TÜRKİYE'NİN MERKEZ ÜNİVERSİTESİYİZ

Diğer taraftan oyun geliştirme ve animasyon gibi alanlarda Türkiye'nin merkezi üniversitesi Anadolu Üniversitesi'dir. Bizim öncelikli alanlarımız bunlar ve yeni açtığımız bölümlerden bir oyun geliştirme bölümümüz var; Bilişim Teknolojileri Yüksekokulumuzda orayı açtık. Bir de Güzel Sanatlar Fakültesi içerisinde dijital oyun tasarımını geliştirecek şekilde sayısal öğrencilere yeni bir program açtık. Bu da yine daha önceki animasyon bölümümüzle, oyun geliştirme ve dijital oyun tasarımı bölümleriyle birlikte bir sinerji oluşturacak. Burası Türkiye'ye önemli çıktılar sağlayan, sektöre katkı sağlayacak yetişkin bireyler yetiştirebileceğimiz bir alan olması anlamında anlamlıydı. Bir diğeri de İletişim Fakültesi; burası Türkiye'nin en köklü fakültelerinden biridir, Anadolu'daki İletişim Bilimleri Fakültesi’nin yarım yüzyıla yakın bir geçmişi var. Buradaki İletişim Tasarımı bölümümüzü de bu yıl Yeni Medya ve İletişim bölümü olarak tasarladık. Bu da bizim açımızdan önemli bir adımdı. Çünkü artık yeni medya, Türkiye'nin ve dünyanın dijitalleşmeyle birlikte yönünün çevrildiği bir alan. Biz de bu alanı güçlendirebileceğimiz adımlar atmış olduk. Türkiye'de 30 civarında yeni medya bölümü var. Bu yıl ilk defa açmamıza rağmen bizim yeni medya bölümümüz üçüncü sıradan öğrenci alan bir bölüm oldu. Bu anlamda da Anadolu Üniversitesi olarak bu alanlara yatırım yapmamızın ne kadar isabetli olduğunu anlamış olduk. Yeni medya bölümü diğer taraftan şu anlamda bir önem ifade ediyor: Dijitalleşmeyle ve yapay zekâyla beraber aslında medyanın da bir evrilmesi söz konusu. Artık konvansiyonel medyadan yeni medyaya çok hızlı bir şekilde değişim ve dönüşüm yaşanıyor. Dolayısıyla biz İletişim Bilimleri Fakültesi’ndeki öğrencilerimizi biraz daha yeni dönemin ihtiyaçları doğrultusunda yetiştirmek üzere Yeni Medya bölümü açarak, buraya biraz daha fazla ağırlık vererek gençlerimizi sektöre hazır halde yetiştirmek istiyoruz. Bu önemli bir adımdı. Bir diğer nokta ise artık YÖK'ün yeni bir yaklaşımı var; bu da sektörün ihtiyaçları doğrultusunda üniversite mezunu yetiştirmek gibi bir hedeftir. Dolayısıyla eğer sektörde bir ihtiyaç yoksa oradaki öğrenci sayıları azaltılacak, sektörün ihtiyacı varsa o bölümlerin öğrenci sayısı artacak. Bizim İletişim Bilimleri Fakültesi’nde 4 tane bölümümüz var: Sinema-Televizyon, Halkla İlişkiler, Gazetecilik bölümleri bu sene 40'ar öğrenci aldı. Ama bizim Yeni Medya bölümümüz 80 öğrenci aldı. Yani diğer bölümlerden 2 kat daha fazla öğrenci aldı. Buna rağmen puanları diğerlerinden daha yüksek. Dolayısıyla hem öğrencinin bir teveccühü var hem sektörün ihtiyacı var hem de bizim artık dijitalleşme ve yeni medya üzerine biraz daha fazla ağırlıklı olarak eğitim-öğretim içeriği geliştirmemiz gerekiyor. Hem kadroyu bu anlamda güçlendiriyoruz hem müfredatımızı bu anlamda yeniliyoruz. En başa dönersek; bir restorasyon yapıyorsak gerçekten bir yenilenme işinde olduğumuzu söyleyebilirim. Bu yenilenme kavramının içini sadece eğitim-öğretim ve felsefi olarak değil, fiziki anlamda da doldurmamız gerekiyor. Üniversitemiz çok köklü bir üniversite. Eski bir üniversite olmanın getirdiği fiziki olanakların da sürekli yenilenmesi gerektiğini kabul edersiniz. Çünkü şu içinde bulunduğumuz bina dahil, bunlar yarım yüzyıllık binalar. Çok eski binalar oldukları için bir yenilenmeye ihtiyaçları var. Daha güvenli ve daha modern binalar olması için adımlar atmamız gerekiyor. Biz bu adımları atmaya başladık. Kendi öğrenciliğimin geçtiği İletişim Bilimleri Fakültesi merkez binasından başlayarak bir yenilenme projesinin ilk adımını atmış olduk. Birkaç ay içerisinde yeni binasıyla hizmete girmiş olacak. 2026 yılından itibaren de kampüsümüzdeki birçok binayı yenilemek durumunda kalacağız ve bunun adımlarını da atacağız. Dolayısıyla bu restorasyon dediğimiz şeyi tam anlamıyla Anadolu Üniversitesi olarak gerçekleştirmiş olacağız.

6077Bca9 B727 4A78 8D81 Efd0Ac3D5Eac

KÜÇÜLEREK BÜYÜYORUZ

Eskişehir'de o festival iptal edildi: Bütçe ihtiyaç sahiplerine ayrıldı
Eskişehir'de o festival iptal edildi: Bütçe ihtiyaç sahiplerine ayrıldı
İçeriği Görüntüle

En büyük değişikliği Açıköğretim Fakültesinde yaptınız. Bütün dünyaya eğitim veriyorsunuz. Bir yandan da büroları kapattınız. Bu konuda neler söylersiniz?

Evet, aslında "küçülerek büyüyoruz" dersek yanlış olmaz. 81 ildeki 94 büroyu kapatarak Anadolu Üniversitesi’ne hem maddi anlamda büyük bir tasarruf sağlamış olduk hem de çalışanlarımızın tamamı kamu çalışanı olduğu için onların daha aktif bir şekilde kamuya hizmet edebilecekleri bir imkân sunmuş olduk. Bürolarda 450 civarında çalışanımız vardı. Bunlar kendi bulundukları illerde başta üniversiteler olmak üzere diğer kamu kurumlarına geçiş yaptılar. Bizim bürolardaki işleri merkeze çekmemiz ve dijitalleşmeyle beraber işleri merkezileştirmemizle beraber bürolardaki iş yükünü olabildiğince azaltmış olduk. Dolayısıyla buradaki çalışanlarımızın daha aktif bir şekilde kamuya, devlete, bulundukları kurumlara ve illere hizmet etmesi için bir imkân sağlanmış oldu. Bunu da tabii ki meclisten geçen bir torba yasayla ve Cumhurbaşkanlığı Personel Prensipler Daire Başkanlığı ile yaptığımız çalışmalarla, hiçbir çalışanı mağdur etmeden, kendi istediği kuruma geçişinin sağlanabileceği bir yasal düzenlemeyle başardık. Bu hem ülke için hem üniversitemiz için gerçekten çok büyük bir adımdı. Büroların işlerini merkezden yürüterek artık daha kolay ve tasarruflu bir şekilde nasıl yapabileceğiz, buna bakmış olduk. Geçtiğimiz haftalarda Açıköğretim’de bir vize sınavı yaptık ve tamamını merkez bürodan yöneterek gerçekleştirdik. Hiçbir büroyu kullanmadık ve hiçbir sıkıntı da yaşamadık. Dolayısıyla büroların fonksiyonları zaten önemli ölçüde ortadan kalkmıştı. Buradan büyük bir personel ve maddi tasarruf sağlanmış oldu, bu önemliydi. Diğer taraftan Açıköğretim’deki 11 bölümü kapattık. Bu 11 bölüm artık daha az talep gören bölümlerdi. Bunları kapatarak yeni ve ihtiyaç duyulan bölümlere ağırlık vermek istiyoruz. 11 bölümü kapatmamıza rağmen bu yıl aldığımız öğrenci sayısı 300 binin üzerinde; sisteme 300 binden fazla yeni öğrenci kayıt etmiş olduk. Üniversiteye karşı bütün dünyada ve Türkiye'de bir ilgi azalması söz konusu. Üniversite sınavına giren öğrenci sayısına baktığınızda son iki yılda 1 milyon kişi azalmış; 3.5 milyondan 2.5 milyona düşmüş. Yerleşen öğrenci sayısı da azalıyor. Eğer üniversiteler artık sadece diploma veren yerler olurlarsa, bu durum gençlerin mezun olduktan sonra sektöre dahil olma ve istihdam edilme konuları için yeterli olmuyor. Bizim yetkinlik kazandırmamız lazım sadece diploma değil değer üreten de bir üniversiteyiz. Kendi alanlarında işe hâkim olabilecekleri bilgiyle donatarak onları mezun etmek lazım. Bunu yapmamız için sadece diploma vermek yeterli değil; Açıköğretim için de aynı şey geçerli. Hayatta ve istihdamda bir karşılığı olan bölümleri güçlendirmemiz lazım. Açıköğretim bürolarını ve 11 bölümü kapatmanın sonrasında, lisansüstü eğitimdeki ana bilim dallarında, yüksek lisans ve doktora programlarında da 94 tane bölümü kapattık. "Yeni rektör geldi, her yeri kapatıyor" gibi bir hava oluştu ancak biz ne yaptık? Bizim şu anda hâlen aktif olarak 200'ün üzerinde lisansüstü programımız var. Ancak düşünün ki YÖK ağacında bizim 300'e yakın programımız gözüküyor ama 100'e yakını hiçbir şekilde yıllardır öğrenci almıyor. Hocası ayrılmış, bölüm anlamını yitirmiş. Eskişehir Teknik Üniversitesi'ne gitmiş, hatta bazıları Osmangazi'de kalmış; yüksek lisansı burada kalmış gibi çok uzun süredir dokunulmayan alanlar vardı. Hocası olmayan, öğrenci almayan veya hocaları diğer üniversitelere gitmiş bu şekilde 94 tane bölümü YÖK ağacından temizledik. Bu kalabalığı sadeleştirerek aslında "küçülerek büyümeyi" tercih ettik. Bu bölümleri kapatmamıza rağmen, aktif olan diğer alanlara odaklandığımız için yüzde 65 daha fazla öğrenci aldık. Bir bölümü kapattığınız anda diğer güçlerinizi de güçlendirmiş oluyorsunuz. Şöyle ki; bakıyoruz, eğer bir bölümün öğrenci alma kapasitesi varsa ve Türkiye'nin de buna ihtiyacı varsa oraya hoca takviyesi yaparak o bölümleri canlandırdık. Dediğim gibi, 94 bölümü kapatmamıza rağmen geçen yıl ile bu yıl arasında yaptığımız düzenlemelerle lisansüstü öğrenci sayımızı ciddi oranda artırdık. Açıköğretim üzerinden ilk defa bu sene açtığımız Türk Dili ve Kültürü Programı, şu anda 123 ülkeden öğrencinin kabul edildiği ve 3 bin 750 öğrencinin bulunduğu büyük bir eğitim platformu haline geldi. Düşünün ki dünyanın 123 ülkesinden insanlar, Anadolu Üniversitesi'nin merkezden yürüttüğü bu eğitim faaliyetlerine dahil oluyorlar. Bu hamle ile aslında çok büyük bir küresel eğitim hamlesini başlatmış olduk. İlk yılımızda bu kadar büyük bir teveccüh görmüş olması, bundan sonraki yıllarda bu ilginin artarak gelişeceği anlamına geliyor. Biz 11 bölüm kapattık ama açtığımız bu yeni programla sadece yerelde veya Türkiye'de değil, bütün dünyada eğitim sistemine önemli bir katkı sağlayacak olan Türk Dili ve Kültürünü sisteme dahil ederek büyük bir adım attık. Bunu yaparken de Anadolu Üniversitesi olarak sadece kendi tanıtımımızı yapmıyoruz; bu bir ülke meselesidir. Uluslararası ilişkilerde Türkiye'nin elini güçlendirecek, yumuşak gücünü perçinleyecek stratejik bir hamledir. Bu yüzden bu süreci Dışişleri Bakanlığımız, Yurtdışı Türkler Başkanlığımız, Yunus Emre Enstitümüz ve Maarif Vakfımızla koordineli yürüttük. Yurt dışı temsilciliklerimizi ve ticari kuruluşları paydaş olarak gördük, onlarla diplomasi yürüterek protokoller imzaladık. İlk yılımızda çok önemli bir öğrenci sayısına ulaştık ve inşallah bu artarak devam edecek.

15A6031A 4455 41A1 80C4 37E0Eaeea264

GÖREVİMİZ SADECE EĞİTİM DEĞİL

Son olarak Anadolu Üniversitesi'nin gelecek hedefleri ve vizyonu hakkında bilgi verir misiniz?

Üniversitelerin görevi sadece eğitim vermek değildir. Üniversiteler, bulundukları şehre ve ülkeye katkı sunmanın ötesinde, dünyaya katkı sunmak gibi bir sosyal sorumluluğa sahiptir. Bunu yaparken de araştırma ve geliştirme (AR-GE) faaliyetlerine ciddi kaynak ayırmalıdırlar. Biz de yeni müfredatlar, yeni ders içerikleri ve fakültelerle beraber AR-GE alanına büyük yatırım yapıyoruz. Bir sosyal bilimler üniversitesi olarak, tüm dünyada kullanılabilecek yeni eğitim metotları ve iyi modeller geliştirmek gibi bir hedefimiz var. Türkiye'de YÖK karnesine göre AR-GE'ye ve bilimsel araştırmalara en fazla kaynak ayıran ilk 5-6 üniversiteden biriyiz. Bu anlamda araştırmacı yetiştirme noktasında öncüyüz. Diğer taraftan toplumsal katkıya da büyük önem veriyoruz. Sivil toplum kuruluşları ve öğrenci topluluklarımızla beraber şehre ve ülkeye nasıl katkı sunabiliriz diye çalışıyoruz. "Gönüllülük" derslerimizle öğrencilerimizi toplumsal sorunların çözümüne dahil ediyoruz. Tekrar söylemem gerekirse; işimiz sadece eğitim-öğretim vermek değil, şehre ve ülkeye karşı sorumluluklarımızı yerine getirmektir. Bu sorumluluk bilinciyle, resmi ve özel kurumlarla iş birliği yaparak üniversitemizin katkısını maksimuma çıkarmaya çalışıyoruz. Attığımız adımların sadece kendi öğrencilerimiz için değil, Türkiye'deki diğer üniversiteler için de "iyi bir örneklik" teşkil etmesi için gayret ediyoruz.

401B2Df5 894B 46C7 Bc01 42428841624C

Kaynak: 2Eylül Haber