Üner, 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta 33 aydın ile 2 otel emekçisinin diri diri yakıldığını belirterek, yaşananların münferit bir linç değil, "örgütlü, kışkırtılmış ve cezasızlık zemininde büyütülmüş bir derin devlet operasyonu" olduğunu savundu.
Katliam öncesinde dağıtılan bildiriler, hedef gösteren yayınlar, gerici mitingler ve güvenlik güçlerinin müdahale etmemesinin aynı planın parçaları olduğunu öne süren Üner, "Bir kentin merkezinde güvenlik güçleri katliamı önleyebilecekken saatlerce pasif biçimde beklemeyi tercih etti. Halklarımız bunu asla unutmayacaktır." dedi.
Açıklamada, NATO zirvesi gerekçesiyle Eskişehir Valiliği tarafından alınan eylem ve etkinlik yasağı kararına da tepki gösterildi. Üner, anayasal hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının engellendiğini ileri sürerek, "Emek ve Demokrasi Platformu olarak, sıkıyönetim günlerini aratmayan bu antidemokratik yasağı, toplanma ve ifade özgürlüğümüze yönelik bu açık gaspı kabul etmiyor, şiddetle kınıyoruz." ifadelerini kullandı.
Madımak'ta yalnızca insanların değil, düşünce ve ifade özgürlüğü, laiklik, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşama umudunun da hedef alındığını belirten Üner, Türkiye'de laiklik ilkesinin zayıflatıldığını ve kamusal yaşamın dini referanslarla yeniden şekillendirildiğini öne sürdü.
Katliam davasında gerçek sorumluların yargılanmadığını öne süren Üner, firari sanıklar hakkında etkin soruşturma yürütülmediğini, bazı sanık avukatlarının daha sonra önemli kamu görevlerine getirildiğini belirterek bunun cezasızlık politikasının göstergesi olduğunu savundu.






