“Sırname”, sanatçının yaşanmışlıklarından süzülen, kırılmalarla ve içe dönüşlerle biçimlenen bir üretim sürecinin sonucu olarak izleyici karşısına çıkıyor. Pandemiyle derinleşen izolasyon, ardından yaşanan yıkıcı deprem, süregiden savaşlar ve ekonomik krizler; Kaya’nın sanat pratiğinde güçlü bir sorgulama ve içe kapanış dönemini tetikledi. Bu süreçte yüzeyle kurduğu ilişki giderek malzemeye ve malzemenin tahribatına odaklandı.

Tepebaşı'nda türküler kadınlar için söylendi
Tepebaşı'nda türküler kadınlar için söylendi
İçeriği Görüntüle

Sanatçının uzun süredir zihnini meşgul eden “ev”, “iç mekân” ve “duvar yüzeyi” kavramları ile insan bedeni arasındaki paralellikler, bu serinin düşünsel zeminini oluşturuyor. Kaya, bedeni yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil; hem fiziksel hem de içsel bir mekân, bir yapı olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, onu yeniden duvar kâğıdına yöneltiyor; ancak bu kez bir imge olarak değil, doğrudan dokunsal ve kavramsal bir malzeme olarak. Duvar kâğıdının örtücü, gizleyici, iz tutan ve aynı zamanda sökülebilir, yırtılabilir doğası; sanatçının yeni görsel dilinin temelini oluşturuyor. Başlangıçta bir mücadele alanı olan yüzeyler, jestin ve direnişin mekânıyken zamanla “sırnamelere” dönüşüyor — insan ruhuna ve bedensel varlığa sıkı sıkıya bağlı içsel yazıtlar hâline geliyor. “Sırname” kelimesi, Türkçedeki “sır” ile Osmanlıca “-name” ekinin birleşiminden türetilmiş özgün bir kavram olarak serinin kavramsal çerçevesini güçlendiriyor. Bu anlamıyla eserler; kişisel izlerin, saklı anlatıların ve psikolojik tortuların görsel forma büründüğü birer “gizli kitap” niteliği taşıyor. Tanımlanmayı kolayca reddeden bu kavram, serinin ruhunu da içinde barındırıyor.

Sergideki yüzeyler, üzerlerindeki süsleme motiflerini nötr tonlarla örtecek biçimde boyanıyor; ardından düzenli tekrarlarla ilerleyen desenlerin ritmine karşılık gelecek ölçüde, sert bir metal uçla adeta yazı yazar gibi kazınıyor. Bu kazıma eylemi hem yıkıcı hem de meditasyonel bir süreç olarak ilerliyor. Zaman içinde öngörülmeyen lekeler, izler ve biçimler beliriyor; her eser kendi iz dilini oluşturuyor. Sanki önceden var olan ama görünmeyen bir sır, yüzeye çıkmak üzere kendi yolunu buluyor.

“Sırname”, görünmeyeni görünür kılan, sessiz tanıklıkları görsel yazıtlara dönüştüren ve kişisel olduğu kadar kolektif hafızayı da taşıyan katmanlı bir anlatı sunuyor.

Sanatseverler, 10 Mart saat 17.00’de Çağdaş Sanatlar Galerisi’nde açılacak sergide, yüzeylerin ardında saklı izlerle ve içsel yazıtlarla buluşmaya davet ediliyor.

Kaynak: Bülten