3 Mart 1992’de Zonguldak Kozlu’daki kömür ocağında meydana gelen grizu patlamasında 263 madencinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Eğerci, “Kozlu’da kaybettiğimiz emekçileri saygıyla anıyor; onların anısını iş cinayetlerine karşı yürüttüğümüz mücadelenin tarihsel sorumluluğu olarak görüyoruz” dedi.
3 Mart tarihinin Türkiye’de “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edildiğini belirten Eğerci, madenlerden inşaatlara, tersanelerden fabrikalara kadar birçok işkolunda emekçilerin önlenebilir kazalar sonucu hayatını kaybetmeye devam ettiğini vurguladı.
“Her gün en az 6 emekçi hayatını kaybediyor”
Türkiye’de her gün en az 6, yılda yaklaşık 2 bin emekçinin iş cinayetleri sonucu yaşamını yitirdiğini belirten Eğerci, bu tablonun kader değil, denetimsiz ve güvencesiz çalışma politikalarının sonucu olduğunu kaydetti.
Soma, Ermenek, Mecidiyeköy (Torunlar), Şirvan, Amasra, Gayrettepe, Oba Makarna, İzmir Kule Vinç, Kartalkaya ve Dilovası gibi olayların denetimsizliğin ve kar hırsının simgesi haline geldiğini ifade eden Eğerci, etkin denetim ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmadığı sürece benzer acıların yaşanmaya devam edeceğini dile getirdi.
“Denetim oranı yüzde 0,35”
Türkiye’de 2 milyon 290 bin 160 işyeri bulunduğunu, ancak 2025 yılında bunların yalnızca 8 bin 161’inin, yani yüzde 0,35’inin iş sağlığı ve güvenliği yönünden denetlendiğini belirten Eğerci, bu oranın kamusal denetim mekanizmasının fiilen işlemediğini gösterdiğini söyledi.
İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayan Eğerci, çalışma yaşamını düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gibi düzenlemelerin çalışan haklarını güçlendirmek yerine esnek ve kuralsız çalışmayı yaygınlaştırdığını savundu.
“İSG alanı piyasa koşullarına terk edildi”
6331 sayılı yasa ile işçi sağlığı ve güvenliği alanının taşeronlaştırıldığını belirten Eğerci, işverenin yükümlülüklerinin fiilen Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri (OSGB) adı altında faaliyet gösteren şirketlere devredildiğini ifade etti. İşyerlerinde görev yapan iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin yaklaşık yüzde 90’ının OSGB’ler aracılığıyla sağlandığını kaydeden Eğerci, bu ticari ilişkinin mesleki bağımsızlığı zedelediğini ve etkin denetimi engellediğini söyledi.
Fiziksel ve kimyasal risk etmenlerinin ölçümünün daha önce kamusal bir kurum olan İSGÜM tarafından yürütüldüğünü, ancak bu hizmetlerin özel laboratuvarlara devredildiğini belirten Eğerci, bunun da denetim zafiyetine yol açtığını ifade etti.
“Sendikal örgütlenme önündeki engeller kaldırılmalı”
İş cinayetlerinin yaygınlığının bir diğer nedeninin sendikal hakların baskı altında tutulması olduğunu söyleyen Eğerci, sendikasız ve örgütsüz bir çalışma yaşamında emekçilerin savunmasız bırakıldığını dile getirdi. Adil yargılanma, örgütlenme ve insani koşullarda çalışma hakkının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
DİSK, KESK, TMMOB ve EBTO olarak iş cinayetlerinin büyük çoğunluğunun önlenebilir olduğunu belirten Eğerci, bilimsel ve teknik ölçütlere dayalı, kamusal ve bağımsız bir denetim sistemi kurulması çağrısında bulundu.




