Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce ülkenin en temel sorunu nedir ve Gelecek Partisi olarak bu soruna yönelik çözüm önerileriniz nelerdir?

Türkiye’nin birçok sorunu var. Sorun, insan doğasının bir parçasıdır. Yaşadığınız anda sorunlarla karşılaşırsınız. Toplumsal olarak da sorunlar belli ölçülere ulaştığında normaldir; hatta bir sorun bazen ülkeleri ve insanları güçlü kılabilir. O sorunu aşabilirsiniz. Türkiye’nin bugün karşı karşıya kaldığı sorunların da birçok boyutu var.

Büyük bir ekonomik kriz mevcut. Ziraat Odası’nı ziyaret ettim. Çiftçilerimiz, bırakın kar etmeyi ve büyümeyi, ayakta kalma mücadelesi veriyor. Daha sonra Dost Dernekleri Federasyonu’nu ziyaret ettim ve iş adamlarımızla görüştüm. Sanayicilerimiz ve iş adamlarımız, konkordato ilanına gitmemek için kredileri ödeyebilmek amacıyla çaba sarf ediyor. Yolda emeklilerle karşılaştık. Emeklilerin her biri onurlu bir hayat yaşayamadıklarından şikayetçiydi. Dolayısıyla toplum, böylesine bir yumağın içinde bulunuyor. Bunların hepsini sayabilirsiniz.

Ea64Bd6B 8Afb 49F1 B0A4 9273D68Bc5C4

ADALET DEVLETİN TEMEL DİREĞİDİR

Yalaz’dan tutuklama tepkisi: “Yargının bağımsızlığına gölge düştü!”
Yalaz’dan tutuklama tepkisi: “Yargının bağımsızlığına gölge düştü!”
İçeriği Görüntüle

Ama bana sorarsanız en büyük sorun adalet sorunudur. Çünkü adalet, bir devletin ve toplumsal düzenin temel direğidir. Adalet varsa, hukuk varsa ve bunun arkasında bu adalete zemin teşkil eden ahlak varsa, diğer sorunlar zamanla aşılabilir. Nice ekonomik sorun ve kriz gördük, biz aştık. Nice zorluk ve savaşlarla karşılaştık; ilk defa görmüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı Devleti dönemlerinden beri hep savaşlarla karşılaştık. Bunlar aşılır.

Ama eğer adalet sorunu ve onun arkasındaki ahlak sorunu aşılmazsa hiçbir sorunu çözemezsiniz. O nedenle benim birinci sorunum adalettir; adalet düzenini belirleyen ahlaktır.

Peki Gelecek Partisi ne vadediyor? Temiz siyaset vadediyor. Zaten benim siyasi kariyerimin varoluşu siyasi ahlaka dayanır. Temiz siyasettir ve başbakanlıktan ayrılmama kadar giden sürecin temel anlaşmazlık noktası, benim siyasi ahlak yasası getirip, siyasi ahlaka dayalı olarak ekonomik adaleti ve toplumsal adaleti sağlama çabamdır.

UTANMA DUYGUSU KAYBEDİLDİ

Şu anda en büyük yozlaşma, ahlaki yozlaşmadır ve bunun doğal sonucu olan adaletteki bozulmadır. Şimdi her gün bir skandalla uyanıyoruz. Utanma duygusu kaybedildiğinde her şey yapılır. Türkiye’de utanma duygusu kaybedildi. Bizim cevabımız şudur: Özel hayatında da, kamu hayatında da, kamu malına ve toplumsal ahlaka özen gösteren bir yaklaşımı egemen kılmak. Birinci vaadimiz, siyasi ahlakı egemen kılmaktır. Ekonomik ve diğer sorunların hepsiyle ilgili çözüm reçetelerimiz var. Ama bunlar çözülmeden diğerlerini çözmek mümkün değildir.

A1Dad64E C00F 45E6 Ba0B 06Db2E4Fbdd7

Başkanım, İsrail’in İran’a saldırıları karşısında Türkiye’nin izlediği politikayı yeterli buluyor musunuz?

Şimdi sadece İsrail’in İran’a saldırısı değil, ondan önce de Gazze’ye saldırdı. Bir soykırım yaptı. Açıkça ifade ettiğim gibi, bugünkü dış politika benim dönemimde de çeşitli boyutlarıyla süregelen bir alan olduğu için ben yakından takip ediyorum. Doğru olana doğru derim, yanlış olana da yanlış olduğunu ifade ederim.

Bugün dış politikayı yönetenler de geçmişte beraber çalıştığımız arkadaşlar; gerek Dışişleri Bakanı, gerek Sayın Cumhurbaşkanı. Dolayısıyla burada kimsenin hakkını yemeden şunu ifade edeyim: Ukrayna-Rusya politikasında takip edilen politika doğruydu. Ama İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırım karşısında takip edilen politika son derece yanlıştı. Türkiye gibi bir ülke, yanı başındaki krize kayıtsız kalamaz.

SAVUNDUĞUM TEZ AKTİF TARAFSIZLIK

Benim savunduğum tez aktif tarafsızlık. Yani sorunu çözmek için Türkiye ağırlığını koymalıdır. Özetle, İran-İsrail arasındaki ihtilafta Türkiye taraftır; tarafsız kalamaz. İsrail’e karşı kim mücadele ediyorsa biz onun yanında olmalıyız. İran’la ihtilafımız var, evet, görüş ayrılıklarımız olabilir. Ama İran bizim komşumuzdur. Sınırlarımızın dört yüz yıldır değişmediği bir komşumuzdur. Ve siz İsrail’in İran’da duracağını mı zannediyorsunuz? İran’dan sonra Türkiye’ye yönelecek.

Bda4Ab45 8Bb7 4D35 A842 6636497Dbbe1

Birer birer ülkelere saldırıyorlar. Saddam’ı kullanarak İran’ı zayıflatmak istediler, İran’ı kullanarak Saddam’ı yok ettiler. Şimdi İran’ın üzerine gidiyorlar. İsrail’in saldırganlığı karşısında, İsrail’le kim savaşırsa biz onun yanında olmalıyız.

Amerika’yla ilişkilere gelince; Amerika büyük bir hata yaptı ve İsrail’in etkisi altına girdi. Trump diplomasi bilmediği için, tarih bilmediği için, konulara vakıf olmadığı için Netanyahu onu etkisi altına aldı ve yanlış bir sürece sürükledi. Şimdi onlar da bu süreçten nasıl çıkacaklarını bilemiyorlar. Dört gün içinde İran’da rejim değişikliği olacağı yönünde yaptıkları planlar çöktü.

AKTİF ARABULUCULUK YAPILMALIDIR

Şimdi bunun üzerine Körfez ülkeleriyle İran’ı karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Özetle, İsrail’e karşı İran’ın yanında olunması, Amerika’ya ise bu konuda net bir duruş sergilenmesi gerekir. Türkiye’nin bu gidişatı değiştirmesi, Amerika’yı İsrail etkisinden uzaklaştırmaya çalışması gerekir. İran’a tavsiyelerde bulunmak gerekir. Körfez ülkeleriyle İran arasındaki sorunları çözmek için aktif arabuluculuk yapılmalıdır.

KAMPANYA BAŞLATTIK

İnsani konu olduğunda ise hiç tereddüt edilmemelidir. Bakın, yüz altmış beş kız çocuğu, bir kısmı belki on iki-on beş yaşlarında, hatta yedi ile on beş yaşları arasında, okulda şehit edildi. Şimdi buna karşı Türkiye güçlü bir ses çıkardı mı? Ses çıkarmak gerekir. Ben iki hafta önce kısa bir sürede, yirmi dört saat içinde, uluslararası kuruluş temsilcilerinden oluşan bir grupla harekete geçtim. Birleşmiş Milletler temsilcileri, Nobel Barış Ödülü sahipleri, eski cumhurbaşkanları, başbakanlar ve bakanlardan oluşan bir kampanya başlattık.

Yetmişe yakın uluslararası önemli isim imza verdi. Daha sonra bunu içeride siyasetçilerle paylaştım. Başta Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere, Sayın Özgür Özel, Sayın Fatih Erbakan, Sayın Ali Babacan, Sayın Doğu Perinçek, Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, Sayın Gültekin Uysal imza verdi. İlk kez bu kadar geniş kapsamlı bir imza kampanyası oluştu. Eski Anayasa Mahkemesi başkanları ve Meclis başkanları da imza verdi. Ve şu anda bu imza kampanyası on beş bine doğru yaklaşıyor.

Şimdi bunu niye söylüyorum? Eğer çocuklar katlediliyorsa, biz onların dinine, ülkesine, kimliğine bakmayız. Onların hepsi masumdur. Ama insanlık adına bir sesin çıkması gerekir. Dolayısıyla Türkiye’den daha aktif bir dış politika beklentim var.

F89E9Dc2 93F0 4F04 93Ed A6C9078287Db

Olası bir erken seçimde Gelecek Partisi’ni yeniden bir ittifak içerisinde görecek miyiz?

Şimdi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi zaten ittifakları zorluyor. Ama şimdiden kesin bir şey söylemek çok zor. Açıkçası benim Türk siyasetinde en büyük zaaf olarak gördüğüm şey kutuplaşmadır. İki kutba bölünmek, eskiden istikrar getirir diye olumlu bakılan bir şeydi. Ancak Türkiye’de yaklaşık on yıldır iki bloklu bir sistem var. Cumhur İttifakı ve onun karşısındaki blok.

Şimdi bunun getirdiği bir siyasetin bozulması durumu var. Neden? Çünkü insanlar eskiden diyelim ki sol görüştense, CHP varken Ecevit’in DSP’sini destekleyebiliyordu. Çünkü “o daha doğru yapıyor” diyebiliyordu. Veya ANAP varken, iktidardayken, Demirel’in Doğru Yol Partisi’ni destekleyebiliyordu. “Kendimi ona daha yakın hissediyorum” diyordu. Dolayısıyla insanlar sevdikleri ya da doğru gördüklerine oy veriyordu.

BU NEFRET SİYASETİDİR

Şimdi öyle değil. İnsanlar kötü ile daha kötü arasında bir tercihe zorlanıyor. Sevdikleri, destekledikleri doğru adaya veya partiye oy vermiyorlar. Kimden daha çok rahatsızlarsa, onun karşısında kim varsa onu destekliyorlar. Bu nefret siyaseti doğru bir şey değil.

Şimdi benim karşılaştığım tabloya bakın. Bugün sokakta da görüyorum. Kendini AK Partili olarak tanımlayan vatandaşlar bana “Sayın Başbakanım, siz gittikten sonra parti bozuldu. Ne olur tekrar dönseniz” diyor. CHP’liler de “siz dürüst bir siyasetçisiniz, bu tabloyu toparlayabilirsiniz” diyor.

Herkesin böyle bir beklentisi var. Ama aynı kişiler sandığa geldiğinde farklı davranıyor. Bana diyorlar ki “Siz çıksanız oy veririz de kazanma şansınız ne?” Ama sen oy vermezsen nasıl kazanılacak? Aynı kişiler “çok doğru diyorsunuz ama kazanma ihtimaliniz düşük” diyor. Anketlere bakarsan elbette düşük görünür. Ama sen doğruya oy verirsen tablo değişir.

KİM DOĞRUYSA ONA OY VER

Kim doğruyu söylüyorsa ona oy ver. Kim devleti yönetmiş ve hakkında hiçbir şaibe olmamışsa ona oy ver. Kim daha ehil, daha tecrübeli, daha dürüstse ona oy ver. Bunları kendim için söylemiyorum; kimde bu özellikler varsa ona oy verilsin. Ama insanlar önce “kim kazanabilir” diye bakıyor. Bu da seçenekleri ikiye indiriyor. Bu çok yanlış ve siyasetin önünü tıkayan bir durumdur.

İTTİFAK MESELESİ ÖNEMLİDİR

Bu nedenle ittifak meselesi önemlidir. Daha önce de ittifaklar için elimden geleni yaptım. Amaç, tek bir partinin değil, farklı toplumsal kesimlerin bir araya gelmesiydi. Milliyetçiler, muhafazakârlar, sosyal demokratlar bir araya gelsin istedik. Özal’ın tabiriyle dört eğilim birleşsin istedik. Ama gördünüz, sonrasında neler yaşandı.

Bugün gelinen noktada, milliyetçi ve muhafazakâr bir ittifakın kurulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü iktidar kendisini milliyetçi-muhafazakâr olarak tanımlıyorsa, onun karşısına da bu kimliği gerçekten taşıyan bir alternatif çıkmalıdır. Ancak bu şekilde siyasi denge değişebilir.

SEÇİME HER ZAMAN HAZIRIZ

Eğer bu sağlanırsa Türkiye’de siyasi denge değişir. İnsanlar “karşımızda gerçek bir alternatif var” der. Şu an siyasette bir yandan kutuplaşma, diğer yandan parçalanma var. Bu atomizasyon, yani parçalanmış yapı sona erdirilmelidir. Biz bu tabloyu değiştirmeye çalışacağız. Olası bir seçime her zaman hazırız. Ülkemiz için doğru olan neyse, onu söylemeye ve gereğini yapmaya devam edeceğiz.

Kaynak: 2Eylül Haber