Öncelikle Türkiye'deki siyasi tabloyu ve İYİ Parti'nin bu tablo içindeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Herhalde Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir dönemde memleket insanımız özellikle bizim "orta direk" diye tarif ettiğimiz ama şimdi yerinde yeller esen, yüzde yetmişlere varan o geniş, sabit gelirli kesim ilk defa bu kadar yoksulluk, yoksunluk, çaresizlik ve geleceğe dair tam anlamıyla bir güvensizlik içerisine düşmemiştir. Bunun yegane sebebi, açık ve net söylemek gerekirse siyasettir; memleketi 24 yıldır tam yetkiyle, tüm karar mekanizmalarına hakim olarak yöneten iktidarın yönetim noktasındaki zaafıdır. Bugün yönetilemeyen bir Türkiye ve bu yönetilemeyen Türkiye'nin ağır faturasını ödemek zorunda kalan bir Türk milletiyle karşı karşıyayız. Bunları sadece siyasi bir söylem olsun diye ifade etmiyorum. Tüm verileri ve rakamları karşılaştırdığımızda bu durum açıkça görülüyor. İktidarın sürekli laf attığı, beğenmediği, tabiri caizse bazen hakaret ettiği "eski Türkiye"nin verileri ile bugün bahsettikleri "yeni Türkiye"nin ve "Türkiye Yüzyılı" diye ifade ettikleri dönemin şartlarını kıyasladığımızda, bu yoruma gerek kalmaksızın gün gibi ortada duran bir kötülüktür.
BU MEMLEKET DEFALARCA KRİZ GÖRDÜ
Bu memleket bundan önce de defalarca kriz gördü. Ancak geçmişte bir kriz dönemi olduğunda, onunla mücadele edecek bir program da olurdu ve bu süreç en fazla bir, bilemediniz iki yıl sürerdi. Siyasetin ve ekonominin bu denli bunaldığı dönemlerde, demokrasilerde bunun tek bir ilacı vardır arkadaşlar: O da sandıktır, seçimdir. İster buna ara seçim deyin, ister erken seçim deyin, isterseniz "hemen seçim" deyin; ne derseniz deyin, tüm memleketin şu an buna ihtiyacı var. Bu, madalyonun birinci yüzü. İkincisi ise iktidarın hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmemesidir. Bu memlekette eğer iyi ve güzel işler olsaydı, insanların yüzü gülseydi, memleketin çoluğu çocuğu geleceğe güvenle bakıp kendi vatanında hayal kurabilseydi ve iyi bir gelir seviyesi yakalansaydı, alkışı kim alacaktı? Elbette iktidar. Bugün bunlar olmadığına ve büyük bir krizle karşı karşıya olduğumuza göre, bu başarısızlığın siyasi faturasını da takdir edersiniz ki onların ödemesi gerekir.

BUNLAR TÜRKİYE'NİN ACI GERÇEKLERİ
Peki, mevcut siyasi fotoğrafta ne var? Bunu zaten ekranlarımızdan her akşam görüyoruz. Allah aşkına, akşamları bu memleketin tartışma konularına bir bakın: Kumpaslar, siyasi itibarsızlaştırmalar, operasyonlar, yolsuzluk, yoksulluk, perişanlık, kavga ve gürültü... Sabah uyanıp ekranları açtığınızda yine aynı Türkiye tablosuyla, yeni bir felaket haberiyle, yeni bir umutsuzlukla karşılaşıyorsunuz: Zam, faiz, enflasyon, işsizlik... Bunları abartmıyoruz, bunlar Türkiye'nin acı gerçekleri. Ortada böyle bir siyasi tablo var ve bu durum taşınabilir, yürütülebilir, kabul edilebilir bir Türkiye fotoğrafı değildir. Türk insanı, Türk milleti ve pek çok zorluğa rağmen Kurtuluş Savaşı gibi bir savaşla kurulmuş olan Cumhuriyetin hak ettiği bir fotoğraf değil bu fotoğraf. Biz memleketi böyle görüyoruz.
Ekonomik sıkıntılar gittikçe derinleşiyor. İYİ Parti olarak sizlerin bu sorunlara çözüm önerileriniz neler? Ne yapılması gerekiyor?
Şimdi öncelikle şöyle; bizim önerilere geçmeden önce fotoğrafı net bir şekilde ortaya koymak lazım. Algıyla yönetilen bir memlekette; palyatif tedbirlerle, suni gündemler oluşturarak ve üretimin dışında yalnızca para politikalarına dayanarak bir ekonomiyi düzeltemezsiniz. Nitekim düzeltemiyorlar da. 16 Nisan 2017'de bir referandum yapıldı. O tarihte döviz kuru, yani dolar 3,64 TL'ydi; bugün ise 45,50 TL seviyesinde. Rakamlar yalan söylemez. O tarihte enflasyonumuz yüzde 12'ydi; şimdi TÜİK rakamlarına göre bile yüzde 33-34 civarında açıklanıyor. Kaldı ki bu gerçek enflasyon değil, en az ENAG verilerinin baz alınması lazım; o da yıllık yüzde 55'in üzerinde bir enflasyona tekabül ediyor. Bu haliyle ne yazık ki Avrupa'nın birinci, dünyanın ise üçüncü en yüksek enflasyonuna sahip ülkesi konumundayız.
BUNA HİÇBİR CAN DAYANMAZ
Peki, o tarihte merkez bankası politika faizi kaçtı? Yüzde 12'ydi. Şimdi kaç? Yüzde 37 dediklerine bakmayın; piyasada kredi faizleri yüzde 55 ile 60 arasında seyrediyor. Buna hiçbir ekonominin, hiçbir canın dayanması mümkün değildir. Ekonomi tam olarak budur. Ekonomi aynı zamanda şudur: Bakmayın siz, biz bunu bu yılın, yani 2026 yılının bütçesi Meclis'e geldiğinde Plan ve Bütçe Komisyonu'nda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e de sorduk, orada da açıkça konuştuk. Bu bütçe, ilk defa 19 trilyon liralık bir hacimle geldi ve bu bütçenin tam 2 trilyon 780 milyar liralık kısmı neye gidiyor biliyor musunuz? Sadece faize. Böyle bir faiz ödemesine hangi bütçe dayanabilir? Cumhuriyet tarihinde bu bütçe, ilk defa daha başlangıçta 2 trilyon 600 milyar liralık devasa bir bütçe açığı öngörüsüyle önümüze getirildi. Eski parayla telaffuz etmekte zorlandığımız, anlatamadığımız bir rakam; trilyonun bir milyon katı gibi düşünün. Normalde bütçe hayata geçer, üç ay beş ay sonra yetmeyince ek bütçe yapılırdı; bu bütçe ise daha gelirken doğrudan açıkla geldi.

NASIL DÜZELECEK BU EKONOMİ?
Bakın, ekonominin durumunu size cebimizdeki parayla anlatalım: Bu elimdeki 200 liralık banknot, ilk olarak 2009 yılında tedavüle çıktı. Bu para ilk basıldığında tam 132 dolar ediyordu; bugün ise sadece 4,3 dolar ediyor. Ekonomiyi bundan daha net nasıl anlatacaksınız? Şöyle devam edelim: İnsanlarımızın alım gücü açısından baktığımızda, "bizi kıskanan" Avrupa'da en büyük banknot 500 avro. Bir Avrupalı en büyük banknotuyla Türkiye'ye gelse, burada bir hafta en iyi yerlerde tatilini yapar, alışverişini yapar ve ülkesine geri döner. Doğru mu? Doğru. Ama bizim vatandaşımız en büyük banknotu olan 200 TL ile bugün yarım kilo Ezine peyniri bile alamıyor, 250 gram kıyma şu para olmuş... Nasıl düzelecek bu ekonomi?

SİZ HÂLÂ NEYİN EKONOMİSİNDEN BAHSEDİYORSUNUZ?
Ekonomi işte tam olarak bu çıkmazın içinde. Bakın, ben size ekonominin gidişatıyla ilgili daha vahim bir tablo çizeyim: Cumhuriyet tarihinde ilk defa çalışanlarımızın —resmi rakamlar yüzde 52 dese de gerçeği yüzde 60'ların üzerindedir— ezici bir çoğunluğu asgari ücretle geçiniyor. Yani asgari ücret artık Türkiye'de işe yeni başlayanlara verilen taban bir ücret olmaktan çıktı, maalesef ülkenin "yaygın ücreti" haline geldi. Peki, bu asgari ücret açlık sınırının neresinde kalıyor? Bugün açlık sınırı 35 bin lira seviyesine dayanmış durumda. Senin vatandaşına verdiğin asgari ücret ne kadar? 28 bin 75 lira. Asgari ücretin bir tık üstünü, yani yüzde 10 fazlasını alanları bu istatistiğin dışına çıkarsak bile, ülkedeki çalışanların yüzde 60'ından fazlası açlık sınırının altında bir yaşam mücadelesi veriyor. Siz hâlâ neyin ekonomisinden bahsediyorsunuz?
BUNLAR BİR FELAKET TELLALLIĞI DEĞİL
Emeklilerin durumu ise daha da içler acısı; en düşük emekli aylığı 20 bin lira civarında. Bu insanlar nerede, nasıl yaşayacak? 16,5 milyon emeklinin yarıya yakını ya en taban fiyattan ya da bunun sadece yüzde 10 üstünden maaş alıyor; yani neredeyse yarısı açlık sınırının çok altında. Bunlar bir felaket tellallığı değil, bunlar Türkiye'nin çıplak gerçekleridir. Alım gücünü neye göre karşılaştıracağız? Geçmişteki rakamları önümüze koyacağız. Eskiden bir asgari ücretle 10-11 adet küçük (çeyrek) altın alınabiliyordu, bugün ise 2,5 küçük altın bile etmiyor.
ESKİŞEHİR HALKININ DERDİNİ TEK TEK DİNLİYORUZ
Peki başkanım, Eskişehir'de İYİ Parti'yi nasıl görüyorsunuz?
Ben bundan önce de defalarca Eskişehir'deki parti faaliyetlerimize katıldım. İYİ Parti Türkiye genelinde son derece hareketli bir süreçten geçiyor. Bu hareketliliğin ve enerjinin en yüksek olduğu şehirlerin başında da samimi olarak söylüyorum sırf bugün burada olduğum için değil Eskişehir geliyor. Eskişehir teşkilatımız sahip olduğu bu yüksek potansiyelle, inşallah kurulduğu günün de çok çok üstüne çıkacaktır. Hem Meclis'te hem de ilerleyen tarihlerde yerel yönetimlerde kendini en etkin şekilde temsil ettirecek ve kent siyasetini dengeleyecek bir güce sahiptir. Şu an durmaksızın çalışıyoruz, sürekli sahadayız. Eskişehirlilerin topyekun memleketimizin ama hususen Eskişehir halkının derdi, sorunu neyse; bu ister yerel yönetim kaynaklı olsun ister genel yönetim, hepsini tek tek dinliyoruz. İYİ Parti'yi; garibin, mazlumun, ihtiyaç sahibinin ve adalet arayanın gelip sığınabileceği güvenli bir liman haline getirmek için çabalıyoruz.

MUHALEFETİ BÖLEN TARAF BİZ OLMAYACAĞIZ
Yakın zamanda bir erken seçim bekliyor musunuz ve seçim olduğunda bir ittifak düşünüyor musunuz?
Cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesinde, muhtemelen bütünleşik muhalefet bloğunu bozmamak adına İYİ Parti üzerine düşen her şeyi yapacaktır. Genel Başkanımızın bu konuda çok net ifadeleri var, partimizin tavrı da son derece nettir. Bu nedenle hem bütünleşik muhalefet yapısını zedelemeyeceğiz hem de kesinlikle muhalefete kaybettiren ve muhalefeti bölen taraf biz olmayacağız. Partilerin kurumsal kimliklerini yaşatmasında, kendi logolarıyla seçime girmesinde elbette hiçbir mahsur yoktur. Ancak Cumhurbaşkanlığı adaylığı noktasında, muhalefetin ve toplumun tüm geniş kesimlerinin kabulünü görecek ortak bir aday etrafında birleşileceğini hem ümit ediyoruz hem de bu birleşmenin sağlıklı şekilde gerçekleşmesi için fiilen İYİ Parti olarak büyük bir gayret gösteriyoruz.
BÜTÜN HALK BU KRİZDEN DERT YANIYOR
Son olarak Eskişehirli vatandaşlarımıza ne mesaj verirsiniz?
Şimdi bakın, ağırlıklı olarak ekonomiyi, yani insanımızın canının yandığı yerleri ve önceliklerini konuştuk. Bugün Eskişehir sokaklarına çıkıp bin tane vatandaşa soralım —bu durum ister Bursa'da ister Ankara'da ister Urfa'da olsun fark etmez— Türk insanının şu an itibariyle en acil, en birincil sorunu nedir? Kimi buna ekonomi diyor, kimi işsizlik diyor, kimi hayat pahalılığı, kimi de geçim derdi diyor. Hasılı kelam, bütün halk bu krizden ve yokluktan dert yanıyor; birinci problemimiz bu. İkinci sıradaki sorunu sorduğunuzda vatandaş ne diyor? "Adalet yoksunluğu" diyor. Üçüncü sırada ise gençliğin yaşadığı o ağır gelecek kaygısı geliyor. Bakın, Türkiye'de ilk defa nüfus artış hızımız yüzde 1,4'e düştü. Türk insanının nüfusu azalıyor. Diğer taraftan ülkede milyonlarca sığınmacı var ve onların nüfus artış hızı yüzde 5,3 seviyelerinde. Ben TBMM Göç Komisyonu üyesiyim; bu durum, Türkiye'nin ilerleyen yıllarda karşılaşacağı en büyük demografik tehditlerden bir tanesidir.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ BÖYLE BİR FOTOĞRAFI HAK ETMİYOR
İşte memleket insanının bu genel sorunları, doğal olarak Eskişehir'deki vatandaşlarımızın da en büyük derdi haline geldi. Bu topraklarda binlerce yıl önce, Cilalı Taş Devri'nde insanların iki büyük sorunu vardı: Barınma ve beslenme. Üzerinden çağlar geçti, biz 2026 yılının Anadolu'sunda hâlâ barınma ve beslenmeyi en büyük iki sorun olarak tartışıyoruz. Dünyanın en pahalı kiralarıyla karşı karşıyayız; orta sınıfın ev edinebilme imkanı kalmadı, gençlerin eğer ailelerinden miras kalmazsa kendi emekleriyle ev almaları artık imkansız. Öte yandan insanımız, dünyadaki pek çok savaş halindeki ülkeden bile daha ağır bir gıda enflasyonuyla mücadele ediyor. Yani vatandaş özetle şöyle diyor: "Parada pulda hayır yok, huzur desen hiç yok; iş yok, güç yok, gelecek yok." Bu Cumhuriyet, bu aziz millet ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kesinlikle böyle bir fotoğrafı hak etmiyor.





