Eskişehirspor, Altay deplasmanından 4-1’lik galibiyetle dönüyor. Öncelikle tebrikler Eskişehirspor! Geriye düştüğümüz bir maçta dört gol bulmak, üstelik deplasmanda bunu başarmak elbette kıymetli. Ancak skor tabelasına bakıp her şey yolundaymış gibi davranmak da doğru olmaz. Çünkü 4-1 kazandığımız maçta bile konuşmamız gereken çok şey var.
Açıkçası ilk yarıda sahada izlediğimiz Eskişehirspor, şampiyonluk hedefleyen bir takımın görüntüsünden oldukça uzaktı. Pozisyon üretmekte zorlanan, yakaladığı fırsatları değerlendiremeyen ve oyun olarak beklentilerin altında kalan bir Es Es vardı. Osman Arslantaş’ın kaçırdığı pozisyonlar, hücum hattındaki etkisizliğimiz ve 26. dakikada kalemizde gördüğümüz gol… Bora’nın yediği golü de es geçemeyeceğim. Böyle bir golü bu seviyede yemememiz gerekiyor.
İlk 45 dakikada ne istediğini tam olarak sahaya yansıtabilen ne de rakibine üstünlüğünü kabul ettirebilen bir Eskişehirspor izledik. Açıkçası devre arasına 1-0 geride giderken ikinci yarıda nasıl bir reaksiyon vereceğimizi merak ediyordum.
Neyse ki ikinci yarıda işler değişti.
Hakan Şapcı’nın oyuncu değişiklikleriyle birlikte sahada bambaşka bir Eskişehirspor vardı. Özellikle 64. dakikada Atalay Yıldırım’ın oyuna girmesi maçın kırılma noktalarından biriydi. Beykan Şimşek’in penaltıdan bulduğu beraberlik golüyle takımın üzerindeki baskı kalktı, oyun açıldı, pozisyonlar artmaya başladı.
Ve sonra sahne Atalay Yıldırım’ındı!
74’te attı, 79’da bir daha attı, uzatmalarda hat-trick’ini tamamladı. Oyuna sonradan girip üç golle maçın kaderini değiştirmek herkesin yapabileceği bir iş değil. Atalay’ı ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Hem bitiriciliğiyle hem de doğru zamanda doğru yerde olmasıyla takımına üç puanı getiren isimlerden biri oldu.
İşte bizim görmek istediğimiz Eskişehirspor da bu. Mücadele eden, reaksiyon veren, golü arayan ve bulduğunda da durmayan bir takım.
Ama gelelim asıl meseleye…
Ligin 7. haftasını geride bıraktık. Dört galibiyet, iki beraberlik ve bir mağlubiyetimiz var. Kâğıt üzerinde bakıldığında çok kötü bir tablo değil. Ancak şampiyonluk hedefleyen Eskişehirspor için yalnızca sonuçlara bakmak yeterli mi? Bence değil.
Benim asıl takıldığım konu forvet hattımız.
Yedi hafta geride kaldı. İki santrforumuz var: Ahmet Dereli ve Osman Arslantaş. Ama ikisinin de ligde henüz gol katkısı yok. Şimdi soruyorum, bir takımın gol yükünü sürekli orta saha oyuncuları mı çekecek? Her maç bir Beykan, bir Hasan, bir Atalay mı çıkıp bizi kurtaracak?
Forvet dediğin oyuncu elbette pozisyona girecek, zaman zaman kaçıracak. Futbolun doğasında bunlar var. Ama sürekli pozisyon kaçırıyorsan, önüne gelen topları değerlendiremiyorsan, en önemlisi de takımın sana en çok ihtiyaç duyduğu anlarda ortada yoksan burada ciddi bir sorun var demektir.
Kusura bakmasınlar ama Eskişehirspor’un santrforu olmak yalnızca o formayı giymekle olmuyor. O formanın hakkını vermek, sorumluluk almak ve gerektiğinde maç kazandırmak gerekiyor.
Aklıma gelmiyor değil…
Nerede bizim Jakob’umuz, nerede bizim Akın’ımız?
Bir zamanlar rakip ceza sahasında topu ayağına aldığında gol beklentisi oluşturan isimlerimiz vardı. Şimdi ise yakaladığımız pozisyonlarda bile gol olacak mı diye endişeleniyoruz.
Bana kalırsa Eskişehirspor’un devre arasında yapması gereken en önemli iş, kaliteli ve bitiriciliği yüksek bir santrfor transferi. Bu takımın net bir golcüye ihtiyacı var. Hem de öyle sıradan bir takviyeye değil, gerçekten fark yaratacak, yakaladığını affetmeyecek bir golcüye…
Çünkü her hafta Atalay’dan hat-trick bekleyemeyiz. Her maç penaltıyla oyuna ortak olamayız. Her deplasmanda önce geriye düşüp sonra dört gol atarak kazanamayız.
Bir de şu var: Eskişehirspor’un artık maçlara ikinci yarıda değil, ilk düdükten itibaren ağırlığını koyması gerekiyor. Biz bu ligde şampiyonluğa oynuyorsak, rakibin kim olduğuna bakmadan kendi oyunumuzu kabul ettirmeliyiz. Özellikle deplasmanlarda ilk yarıları boşa harcama lüksümüz yok.
Bugün ikinci yarıda gösterilen reaksiyonu takdir ediyorum. Hakan Şapcı’nın hamleleri karşılık buldu, oyuncular mücadeleyi bırakmadı, Atalay muhteşem bir performans ortaya koydu. Bunların hakkını teslim etmek gerekiyor.
Ancak galibiyetler eksiklerimizi görmemize engel olmamalı.
Çünkü bugün dört gol atıp kazandığımız maçta yaptığımız hataların benzerlerini, yarın daha güçlü bir rakip karşısında yaptığımızda aynı geri dönüşü gerçekleştiremeyebiliriz.
Eskişehirspor’un hedefi belli: Şampiyonluk.
Bu hedefe ulaşmak istiyorsak yalnızca kazanmayı değil, doğru futbol oynamayı da öğrenmeliyiz. Hücumdaki bitiricilik sorununu çözmeli, savunmada basit hataları azaltmalı ve maçın tamamına yayılan bir oyun ortaya koymalıyız.
Bugün 4-1 kazandık diye her şeyi alkışlayacak değiliz, kaybettiğimizde de her şeyi yerle bir edecek değiliz. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek zorundayız.
Sonuç olarak İzmir’den üç puanla dönmek güzel. Geri dönüş yapmak güzel. Atalay’ın hat-trick’i ise gecenin en güzel hikâyesi.
Ama bu galibiyet kimseyi rehavete sokmasın.
Çünkü bu takımın hâlâ ciddi eksikleri var. Bu eksikler giderilmezse şampiyonluk yolunda işimiz hiç de kolay olmayacak.
Biz dört gol attığımız için değil, sezon sonunda şampiyon olduğumuz için sevinmek istiyoruz.
Tebrikler Eskişehirspor. Ama daha iyisini yapmak zorundasın!