Yeni yıl yaklaşıyor ya daha şimdiden emeklilerin maaş hesabı için papatya falı açanlar yazıp çiziyorlar. İnce hesap emekliyi motive etmek, umutlandırmak. Ama nafile… Emeklinin maaşını hesaplamak da galiba uzaktan bakınca o kadar kolay! Birkaç enflasyon rakamı, bir iki zam hesabı, biraz da sabır tavsiyesi… Al sana yeni yıl müjdesi! İyi de kardeşim, emeklinin derdi hesap makinesindeki rakamlar değil ki! Asıl mesele, o rakamlarla ayın sonunun nasıl getirileceği…

2027’ye sayılı aylar kaldı. Şimdiden zam hesapları başladı. TÜİK’in açıkladığı verilere göre eylül ayında yıllık enflasyon yüzde 29,73. Temmuz, ağustos ve eylül aylarını kapsayan üç aylık dönemde SSK ve Bağ-Kur emeklileri için oluşan enflasyon farkı ise yüzde 5,57. Önümüzde ekim, kasım ve aralık ayları var. Yani kesin zam oranı henüz belli değil.

Ama emekli şimdiden hesabını yapıyor. Yapmak zorunda! Çünkü onun hesabı öyle masa başında, rahat koltuklarda yapılmıyor. Pazar tezgâhında, market rafında, eczane kuyruğunda yapılıyor. Kirasını öderken, elektrik faturasını açarken, torununa harçlık verirken yapılıyor.

Maaşa zam gelmeden etiketler değişiyor. Emeklinin cebine girecek para daha belli olmadan mutfaktaki yangının faturası önüne konuyor. Sonra çıkıp “Enflasyon kadar zam yapacağız” deniliyor. Peki, hangi enflasyon? Emeklinin yaşadığı enflasyon mu, yoksa kâğıt üzerindeki enflasyon mu? Çünkü emekli her gün aynı ürünleri almak zorunda. Gıdaya, kiraya, elektriğe, suya zam geldiğinde “Ben emekliyim, bana dokunmayın” diyemiyor. Kasada maaş bordrosunu gösterip indirim de yaptıramıyor! Üstelik emekli, yalnızca kendi karnını doyurmuyor. Kimi çocuğuna destek oluyor, kimi torununa bakıyor, kimi de evladının ekonomik sıkıntısını kendi yokluğundan fedakârlık ederek hafifletmeye çalışıyor.

Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, ülkenin üretimine katkıda bulunmuş insanlara bugün düşen, her alışverişte biraz daha kısmak mı olmalı? Elbette enflasyonla mücadele edilmeli. Elbette bütçe dengeleri gözetilmeli. Ama bütün bu hesapların ortasında insanı, özellikle de yıllarını çalışarak geçirmiş emekliyi unutursanız, yaptığınız hesabın matematiği doğru olsa bile vicdanı eksik kalır. Bir de işin en düşük emekli aylığı meselesi var. Kök maaşına yapılan artışla eline geçen para aynı olmayabiliyor. Bu nedenle açıklanacak zam oranı kadar, en düşük aylığın hangi düzeye çıkarılacağı da önemli. Emeklinin beklentisi yalnızca bir oran değil, insanca yaşayabileceği bir gelir.

Yeni yılda emekliye ne düşer? Bunu bugün kesin rakamlarla söylemek mümkün değil. Fakat şimdiden belli olan bir şey var: Emeklinin beklentisiyle hayatın gerçekleri arasındaki mesafe kapanmayı bekliyor. Emekli sadaka istemiyor. Yıllarca ödediği primlerin karşılığını, insanca yaşayabileceği bir aylık istiyor. Her ayın başında borçlarını nasıl ödeyeceğini değil, kalan parayla nasıl yaşayacağını düşünmek istiyor. Bunun neresi lüks?

Yeni yıl gelirken herkesin bir dileği, bir umudu var. Emeklinin dileği ise çok daha sade: Pazara çıkınca filesini doldurabilmek, ay sonunu borçlanmadan getirebilmek, torununa harçlık verirken kendi cebini düşünmemek… Yani öyle büyük hayalleri yok! Sadece ömrünün kalanını geçim derdine rehin vermek istemiyor.

Yeni yılda emekliye ne düşer, göreceğiz. Ama şu soruyu şimdiden sormak gerekiyor: Emekliye yine sabır mı düşecek, yoksa yılların emeğinin karşılığı mı? çünkü sabır, emeklinin yıllardır cebinde taşıdığı tek şey olmamalı.!