ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), teknoloji devi Google ile kapsamlı bir anlaşmaya imza atarak, yapay zeka sistemlerinin askeri operasyonlardaki rolünü bir üst seviyeye taşıdı. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in orduyu "yapay zeka öncelikli bir savaş gücüne" dönüştürme hedefi doğrultusunda atılan bu adım, Gemini yapay zeka modelinin artık "sınıflandırılmış" (gizli) askeri ağlarda kullanılmasına olanak tanıyor.
Stratejik ortaklığın kapsamı
Temmuz ayında başlatılan keşif süreçlerinin ardından Google ve OpenAI ile resmi sözleşmeler imzalandı. Google, daha önce sınıflandırılmamış (açık) sistemlerde orduya destek sağlıyordu. Yeni sözleşme ile Gemini; istihbarat analizi, verilerin yorumlanması ve hedefleme desteği gibi kritik ve hassas operasyonlarda aktif olarak kullanılabilecek. Bu gelişme, Google'ı OpenAI ve xAI gibi yapay zeka alanındaki rakipleriyle aynı ligde, stratejik bir savunma tedarikçisi konumuna getirdi.
Anthropic krizi ve güvenlik gerekçesi
Anlaşma süreci, sektörün diğer önemli oyuncusu Anthropic ile yaşanan krizle gölgelendi. Anthropic CEO'su Dario Amodei, sistemlerinin "kitlesel gözetleme" veya "öldürücü otonom silahların" kontrolünde kullanılmayacağına dair katı garantiler talep etmişti. Pentagon bu talepleri reddederek Anthropic’i "ulusal güvenlik riski" olarak tanımladı. Başkan Trump'ın federal kurumların Anthropic ürünlerini kullanmasını yasaklayan kararı sonrası konu yargıya taşınırken; Google ve OpenAI'ın "yasal kullanım" maddesini kabul etmesi, anlaşma sürecindeki tıkanıklığı aştı.
Şirket içinde "etik" huzursuzluğu
Google yönetimi Pentagon ile el sıkışsa da, şirket içerisindeki muhalefet dinmiyor. Yaklaşık 600 Google çalışanı, CEO Sundar Pichai’ye gönderdikleri mektupta askeri ortaklıkların sonlandırılmasını talep etti. Bu durum, 2018 yılında "Project Maven" kapsamında yaşanan ve Google’ın askeri projelerden çekilmesine neden olan protesto dalgasını hatırlattı.
Google sözcüsü Kate Dreyer, yapay zekanın uygun insan denetimi olmadan kitle gözetimi veya otonom silahlanma için kullanılmayacağına dair etik taahhütlerine bağlı olduklarını vurgulasa da, sivil toplum kuruluşları ve şirket içi gruplar, sınıflandırılmış ağlardaki kullanımın denetlenebilirliği konusunda derin endişeler taşımaya devam ediyor.




