Açıklamada, Birleşmiş Milletler’in 2026 yılı için belirlediği “Ormanlar ve Ekonomi” teması hatırlatılarak, ormanların yalnızca doğal yaşamın değil; gıda güvenliği, insan sağlığı ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da kritik öneme sahip olduğu vurgulandı. Ormanların temiz hava sağlamanın ötesinde, milyonlarca insanın geçim kaynağı olduğu ve sağlıklı ekosistemlerin devamlılığını sağladığı ifade edildi.
Orman ekosistemlerinin tarımsal üretimin temelini oluşturan toprak ve su döngüsünü düzenlediğine dikkat çekilen açıklamada, artan ormansızlaşma, arazi tahribatı ve iklim krizinin bu sistemleri geri dönülmez bir noktaya sürüklediği belirtildi. Türkiye’de ise orman yangınları, kontrolsüz odun üretimi ve orman alanlarının rant odaklı kullanımı önemli tehditler arasında gösterildi. Yangınlarla mücadelede etkin yönetim sistemlerinin kurulması ve erken uyarı mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

Öte yandan, 22 Mart Dünya Su Günü’nün suyun yaşamsal önemine dikkat çektiği belirtilen açıklamada, dünya genelinde su kaynaklarının sınırlılığına işaret edildi. Verilere göre dünya üzerindeki suyun yüzde 97,5’inin tuzlu olduğu, tatlı suyun ise yalnızca yüzde 2,5’lik kısmı oluşturduğu, bunun da çok küçük bir bölümünün erişilebilir olduğu aktarıldı. Yaklaşık 2 milyar insanın güvenli suya erişemediği, son 60 yılda 2 milyar hektar sulak alanın yok olduğu bilgisi paylaşıldı.
Türkiye’nin kişi başına düşen yıllık 1.519 metreküp su miktarı ile “su stresi” yaşayan ülkeler arasında yer aldığı belirtilirken, özellikle Konya Kapalı Havzası’nda yer altı su seviyelerinin hızla düştüğü ve su bütçesinin ciddi açık verdiği vurgulandı.
Açıklamada ayrıca, madencilik faaliyetleri ve plansız kentleşmenin su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekilerek, bu durumun hem su kalitesini hem de halk sağlığını tehdit ettiği ifade edildi.
Türkiye Çevre Platformu, su ve orman politikalarına ilişkin önerilerini de sıraladı. Buna göre; sürdürülebilir bir Su Yasası çıkarılması, madencilik ve kentsel gelişimin su havzalarını koruyacak şekilde yeniden planlanması, endüstriyel tarım ve hayvancılık politikalarının gözden geçirilmesi ve ekosistem temelli üretim modellerine geçilmesi gerektiği belirtildi.
Açıklamada, “Ormanlar ve su; yaşamın, ekonominin ve geleceğin temelidir. Bu değerleri korumak yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, toplumsal bir zorunluluktur” ifadelerine yer verildi.




